

Modern Family — Season 3 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
560 kelime
Seviye
mobilya
Sahnedeevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
cesaret gösterisi
Sahnedegerçek olmayan özgüvenli davranış
His bravado masked his fear
Cesaret gösterisi korkusunu gizledi
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
engellemek
Sahnedebir şeyi hızla sona erdirmek veya durdurmak
We should nip this problem in the bud
Bu sorunu henüz başındayken engellemeliyiz
bir yudum
alkollü içkinin küçük bir miktarı
He took a nip of brandy
Bir yudum konyak aldı
ısırmak
küçük ve ani bir şekilde ısırmak
The puppy will nip at your fingers
Yavru köpek parmaklarını ısıracaktır
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın mesafede yürümek
The puppy likes to nip along behind me
Yavru köpek peşimden gelmeyi sever
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
karton kutu
Sahnedemalları saklamak için kullanılan kutu
The milk is in a carton
Süt karton kutuda
biyoloji
Sahnedecanlıların incelendiği bilim dalı
I love biology class
Biyoloji dersini seviyorum
muhtemel
Sahnedegelecekte bir şey olması beklenen
He is a prospective client
O muhtemel bir müşteridir
bırakmak
bir şeyi bir yere götürüp bırakmak
I can drop it off tomorrow
Onu yarın bırakabilirim
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
oyun kartı
Sahnedeoyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
kart
Sahnedegenellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
ödeme kartı
mal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
ikiz kardeş
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ikiz
aynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
eleştirmek
bir şey hakkında kötü konuşmak
Don't knock his ideas
Onun fikirlerini eleştirme
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
suistimal etmek
birini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
değerlendirmek
bir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir durumdan kendi çıkarına faydalanmak
You should take advantage of the sunny weather
Güneşli havadan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
üstün
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha önemli olan
This model is superior
Bu model daha üstün
üst
daha yüksek rütbeli veya yetkili kişi
I need to talk to my superior
Üstümle konuşmam gerekiyor
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
işe almak
Sahnedebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
ödev
Sahnedebirine verilen iş veya çalışma
I finished my assignment
Ödevimi bitirdim
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
pratik yapmak
Sahnedegelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
rekabet etmek
başkalarına karşı kazanmaya çalışmak
Two companies compete for customers
İki şirket müşteriler için rekabet ediyor
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
tuvalet
Sahnedegenel kullanıma açık tuvaletlerin bulunduğu oda
Where is the restroom?
Tuvalet nerede?
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
feng shui
iyi enerji getirmek için mekanları düzenleme sanatı olan Çin öğretisi
They arranged the furniture according to feng shui
Mobilyaları feng shuiye göre düzenlediler
gres yağı
Sahnedesürtünmeyi azaltmak için kullanılan koyu kıvamlı madde
Apply grease to the metal chain
Zincire gres yağı sürün
yağlamak
bir yüzeye yağ sürmek
Grease the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
grease filmi
lise aşkı hakkında çekilmiş ünlü bir müzikal film
They watched the movie Grease together
Birlikte Grease filmini izlediler
rüşvet vermek
birinden bir iyilik görmek için para veya hediye vermek
He greased the official to get a favor
İyilik almak için yetkiliye rüşvet verdi
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
seks yapmak
cinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişki kurmak
They had sex for the first time
İlk kez cinsel ilişkiye girdiler
cinsel birliktelik yaşamak
cinsel birliktelik kurmak
It is safe to have sex
Cinsel birliktelik yaşamak güvenlidir
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
mücadele etme
Sahnedezor bir şeyi başarmak için çok çabalama
She is fighting for her rights
Hakları için mücadele ediyor
dövüşme
fiziksel bir mücadeleye girme
Stop fighting with your brother
Kardeşinle dövüşmeyi bırak
mücadele
birini veya bir şeyi durdurmaya ya da yenmeye çalışma
Doctors are fighting the spread of the disease
Doktorlar hastalığın yayılmasıyla mücadele ediyor
mücadeleci
kazanmak veya başarmak için çaba gerektiren
It was a fighting performance
O mücadeleci bir performanstı
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
sinir yıpratıcı
insanı çok endişeli veya gergin hissettiren
The exam was nerve-racking
Sınav sinir yıpratıcıydı
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
rahim
Sahnedebebeğin geliştiği organ
The baby grows in the womb
Bebek rahimde büyür
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
bahane
Sahnedebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
Sahnedebirini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bağışlamak
bir hatayı hoş görmek
Please excuse my lateness
Lütfen gecikmemi bağışlayın
seminer
Sahnedetartışma veya eğitim için yapılan toplantı
I attended a seminar on marketing
Pazarlama üzerine bir seminere katıldım
seminer
belirli bir konuda tartışma veya eğitim için yapılan toplantı
I attended an interesting seminar today
Bugün ilginç bir seminere katıldım
yarış
Sahnedeinsanların en hızlı olmaya çalıştığı etkinlik
I won the horse race
At yarışını kazandım
ırk
geniş bir insan grubu
People of every race live here
Burada her ırktan insan yaşıyor
hızla gitmek
hızlıca koşmak veya hareket etmek
I had to race to the station
İstasyona hızla gitmek zorunda kaldım
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
satıcı
Sahnedeeşya veya hizmet satan kişi
The salesman was very helpful
Satıcı çok yardımcıydı
satıcı
ürün veya hizmetleri satan kişi
The salesman showed me the new car
Satıcı bana yeni arabayı gösterdi
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
mahvetmek
Sahnedebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yepyeni
tamamen yeni ve hiç kullanılmamış
I bought a brand new car
Yepyeni bir araba aldım
yepyeni
çok yeni veya kullanılmamış
I bought a brand new car
Yepyeni bir araba satın aldım
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
metafor
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle karşılaştırarak tanımlama yöntemi
He used a metaphor to explain the idea
Fikri açıklamak için bir metafor kullandı
ön bilgi
dikkat etmesi için verilen kısa bilgi
Give me a heads up
Bana önceden haber ver
dikkat
tetikte olmak için yapılan uyarı
Heads up! The ball is coming
Dikkat! Top geliyor
önceden haber
bir durum hakkında önceden verilen kısa uyarı veya bilgi
I wanted to give you a heads up about the deadline
Seni son teslim tarihi konusunda önceden uyarmak istedim
önceden haber
birine bir şey hakkında önceden bilgi vermek
I gave him a heads up about the deadline
Ona son tarih hakkında önceden haber verdim
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var