

Modern Family — 3. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
539 kelime
Seviye
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
gürleme
Sahnedeyüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
bom
mikrofon yelken veya kamerayı desteklemek için kullanılan uzun direk
The cameraman used a boom for the shot
Kameraman çekim için bir bom kullandı
patlama
ani ve heyecan verici bir olay
The fireworks went boom in the sky
Havai fişekler gökyüzünde patladı
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
toprak
Sahnedeyer yüzeyindeki toprak veya zemin
There is dirt on the floor
Yerde toprak var
dedikodu
birinin özel hayatı hakkındaki utanç verici bilgiler
Tell me all the dirt
Bana tüm dedikoduları anlat
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
ilk çocuk
Sahnedebir ebeveynin sahip olduğu ilk çocuk
She is the first born
O ilk çocuktur
ilk çocuk
ailenin dünyaya gelen ilk çocuğu
He is the first born in his family
O ailesinin ilk çocuğudur
çatal
Sahnedeyemek yemek için kullanılan dişli araç
I eat pasta with a fork
Makarnayı çatalla yerim
çatallanmak
iki parçaya ayrılmak
The road forks here
Yol burada ikiye ayrılıyor
veri girmek
Sahnedebilgiyi bir makineye veya sisteme aktarmak
Please input your password
Lütfen şifrenizi girin
görüş
bir konu hakkında verilen tavsiye veya fikir
I would value your input on this project
Bu proje hakkındaki görüşlerinize değer veririm
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
pratik yapmak
Sahnedebecerini geliştirmek için bir şeyi tekrar etmek
You need to practice piano
Piyano pratiği yapman gerekiyor
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
uygulamak
bir davranışı düzenli bir şekilde sürdürmek
He makes it a practice to read
O okumayı alışkanlık haline getirdi
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
dambıl
Sahnedeegzersiz için kullanılan ağırlık
He lifts dumbbells every morning
Her sabah dambıl kaldırıyor
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
parlamak
Sahnedeaniden görünüp hızla kaybolmak
A light flashed in the sky
Gökyüzünde bir ışık parladı
flaş haber
önemli kısa haber
A news flash interrupted the program
Bir flaş haber programı kesti
parlama
aniden ortaya çıkan parlak ışık
I saw a sudden flash of light
Bir ışık parlaması gördüm
an
çok kısa süre
He finished the job in a flash
İşi bir anda bitirdi
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
artistik patinaj
Sahnedeözel ayakkabılarla buz üzerinde yapılan bir spor
She loves figure skating
O artistik patinajı çok seviyor
İtalyan omleti
Sahnedeyumurta ve çeşitli malzemelerle yapılan bir yemek
I made a vegetable frittata for breakfast
Kahvaltı için sebzeli bir İtalyan omleti yaptım
İtalyan omleti
İtalyanlara özgü fırında pişirilen yumurta yemeği
I made a delicious frittata for breakfast
Kahvaltı için lezzetli bir İtalyan omleti yaptım
ped
Sahnedekonfor veya destek için kullanılan yumuşak ve düz nesne
Use a shoulder pad
Omuz pedi kullan
mekan
birinin yaşadığı yer, genellikle gayriresmi kullanılır
Let's go back to my pad
Benim mekana geri dönelim
not defteri
yazmak için kullanılan bir grup kağıt sayfası
I wrote it on a pad
Onu bir not defterine yazdım
şişirmek
bir şeyin miktarını fazladan ekleyerek artırmak
He tried to pad the invoice
Faturayı şişirmeye çalıştı
sünger
temizlik yapmak için kullanılan küçük kalın parça
Use this pad to clean the pan
Tavayı temizlemek için bu süngeri kullan
not defteri
bir kenarından birleştirilmiş boş kağıtlar bütünü
I wrote the note on a pad
Notu bir not defterine yazdım
sessizce yürümek
hafif ve duyulmayacak şekilde adım atmak
The cat started to pad across the room
Kedi odanın içinde sessizce yürümeye başladı
baba oğul
Sahnedebir baba ile oğlu arasındaki bağ
They have a strong father son bond
Güçlü bir baba oğul bağları var
baba oğul
baba ve oğlu arasındaki ilişki
This is a traditional father-son business
Bu geleneksel bir baba oğul işi
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
alışveriş yapmak
mağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
baş ağrısı
Sahnedebaş bölgesinde hissedilen ağrı
I have a bad headache
Şiddetli bir baş ağrım var
baş belası
sıkıntı veya endişeye yol açan kişi ya da durum
Organizing this event is a real headache
Bu etkinliği organize etmek tam bir baş belası
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
unutkan
Sahnedesık sık bir şeyleri unutan
He is becoming very forgetful
Çok unutkan olmaya başladı
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
birlikte çalışmak
Sahnedebir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
başa çıkmak
bir durumu başarılı şekilde yönetmek
I can work with that schedule
Bu programla başa çıkabilirim
ile çalışmak
bir nesneyi kullanmak veya bir kişiyle iş yapmak
I work with computers every day
Her gün bilgisayarlarla çalışırım
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
aşama
Sahnedebir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
sav veya argüman
Sahnedebir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
tartışma
insanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
yetişkin
Sahnedetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
The train is coming in now
Tren şimdi varıyor
içeri girmek
bir oda veya binaya girmek
He is coming in now
O şimdi içeri giriyor
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
That extra money is coming in useful
O fazladan para işe yarıyor
sunulmak
belirli bir şekilde satılmak veya bulunmak
This shirt comes in three sizes
Bu gömlek üç bedende sunuluyor
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
duruş
Sahnedebirinin vücudunu tutuş biçimi
He has a confident stance
Kendinden emin bir duruşu var
duruş
bir konu hakkındaki düşünce veya tavır
What is your stance on this issue
Bu konu hakkındaki duruşun nedir
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
takıntı yapmak
Sahnedebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
takıntı haline getirmek
bir şeyi sürekli düşünmek
He obsesses over his grades
Notlarını takıntı haline getiriyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
etiket
Sahnedeürün hakkında bilgi veren küçük parça
Check the label
Etiketi kontrol et
etiketlemek
bir şeyin üzerine isim veya bilgi yazmak veya yapıştırmak
Please label all your boxes
Lütfen tüm kutularınızı etiketleyin
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
arka plan hikayesi
Sahnedebir kişinin şimdiki zamandan önceki hayatı
He has a sad backstory
Onun üzücü bir geçmiş hikayesi var
arka plan
bir karakterin veya olayın geçmişi
The hero has an interesting backstory
Kahramanın ilginç bir arka planı var
geçmiş öyküsü
bir karakterin veya olayın önceki yaşamı
We learned her backstory in the second chapter
Onun geçmiş öyküsünü ikinci bölümde öğrendik
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
hızla gitmek
Sahnedehızlıca koşmak veya hareket etmek
I had to race to the station
İstasyona hızla gitmek zorunda kaldım
yarış
insanların en hızlı olmaya çalıştığı etkinlik
I won the horse race
At yarışını kazandım
ırk
geniş bir insan grubu
People of every race live here
Burada her ırktan insan yaşıyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
bezelye
Sahnedebir kapsül içinde büyüyen küçük yeşil sebze
I like eating peas
Bezelye yemeyi severim
milyonuncu
Sahnedebir milyonuncu sırada olan
This is the millionth time
Bu milyonuncu kez
limonata
Sahnedelimon ve şekerden yapılan içecek
I would like a glass of lemonade
Bir bardak limonata istiyorum
limonata
limon suyu ile hazırlanan tatlı içecek
She drank a glass of cold lemonade
Bir bardak soğuk limonata içti
meydan okuma
Sahnedecesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
sürpriz
Sahnedebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
yarı final
Sahnedefinalden bir önceki eleme turu
They reached the semifinal
Yarı finale kaldılar
mikrodalgaya uygun
Sahnedemikrodalga fırında kullanılabilen
This bowl is microwave friendly
Bu kase mikrodalgaya uygun
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
terlemek
ciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
endişelenmek
bir konu hakkında kaygılı veya stresli hissetmek
Do not sweat the small details
Küçük detaylar için endişelenme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
Terli
Vücuttan çıkan sıvı ile kaplı olma durumu
I am damp with sweat
Ter içindeyim
randevuya çıkarmak
Sahnederomantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
manikür salonu
Sahnedetırnak bakımı yaptırabileceğiniz yer
I went to the nail salon yesterday
Dün manikür salonuna gittim
tırnak bakım merkezi
tırnaklara bakım yapılan güzellik salonu
I went to the nail salon today
Bugün tırnak bakım merkezine gittim
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
iki günlük
Sahnedeiki gün süren
I have a two day trip
İki günlük bir seyahatim var
iki günlük
iki gün boyunca devam eden
It was a two day event
İki günlük bir etkinlikti
iki günlük
iki gün süren
They went on a two-day trip
İki günlük bir geziye çıktılar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım