

Modern Family — Season 3 Episode 19
Kelimeler ve anlamları
545 kelime
Seviye
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
ceket
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen kıyafet
I am wearing a blue jacket
Mavi bir ceket giyiyorum
ceket
üst gövdeye giyilen kısa giysi
He wore a warm jacket
O sıcak bir ceket giydi
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
oksijen
Sahnedeinsanların nefes almak için ihtiyaç duyduğu renksiz bir gaz
Humans need oxygen to survive
İnsanların hayatta kalmak için oksijene ihtiyacı vardır
belediye meclis üyesi
Sahnedeyerel yönetim meclisinde görevli kadın üye
The councilwoman voted for the new park
Belediye meclis üyesi yeni park için oy kullandı
kadın meclis üyesi
Sahnedeyerel mecliste siyaset yapan kadın yetkili
She is the most active councilwoman in the city
O şehirdeki en aktif kadın meclis üyesidir
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
ayrıcalık
Sahnedeözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
buyur sor
soru sormaya veya anlatmaya başlamak
If you have any questions just fire away
Herhangi bir sorunuz varsa buyurun sorun
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
Yunan
SahnedeYunanistan ülkesi veya kültürü ile ilgili
I love Greek food
Yunan yemeklerini severim
yunan
Yunanistan ülkesine veya kültürüne ait olan
She is a Greek student
O Yunan bir öğrenci
yalnız
Sahnedebaşka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yanak
Sahnedeyüzün yan tarafındaki yumuşak kısım
She kissed him on the cheek
Onu yanağından öptü
kalça yanağı
kalçanın yan tarafındaki etli bölüm
He fell on his right cheek
Sağ kalçasının üzerine düştü
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
sorbe
Sahnedemeyve suyu veya süt ile yapılan dondurulmuş tatlı
I ate a lemon sherbet after dinner
Akşam yemeğinden sonra limonlu sorbe yedim
diş
Sahnedeısırmak için ağızda bulunan sert beyaz yapılar
He has a loose tooth
Onun bir dişi sallanıyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
gözden kaçırmak
Sahnedebir şeyi fark etmemek
I overlooked a small mistake
Küçük bir hatayı gözden kaçırdım
yukarıdan bakmak
yukarıdan bir manzaraya sahip olmak
The hotel overlooks the ocean
Otel okyanusa bakıyor
manzara noktası
bir yerin aşağısını görmeyi sağlayan yüksek konum
We stopped at the overlook to take photos
Fotoğraf çekmek için manzara noktasında durduk
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
zor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
oylama
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercih yapma eylemi
Voting is important for democracy
Oylama demokrasi için önemlidir
gözlük
Sahnedegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
siyasetçi
Sahnedehükümette çalışan kişi
He is a famous politician
O ünlü bir siyasetçidir
demokrasi
Sahnedeinsanların liderleri seçtiği bir yönetim sistemi
They live in a democracy
Bir demokraside yaşıyorlar
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
defolu ürün
standartlara uymadığı için kabul edilmeyen ürün
This shirt is a reject
Bu gömlek defolu bir ürün
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
oy pusulası
Sahnedeseçimlerde oy kullanmak için kullanılan kağıt
Put the ballot in the box
Oy pusulasını kutuya koy
hedefi aşmak
Sahnedebir hedefi veya sınırı aşarak daha uzağa gitmek
The plane overshot the runway
Uçak pisti aştı
aşmak
planlanan veya hedeflenen noktadan ileriye gitmek
The pilot did not want to overshoot the runway
Pilot pisti aşmak istemedi
kuru temizlemeci
kıyafetleri kimyasallarla temizleyen yer
I need to go to the dry cleaner
Kuru temizlemeciye gitmem gerekiyor
kuru temizlemeci
kıyafetleri su yerine kimyasal maddelerle temizleyen dükkan veya kişi
I need to take my suit to the dry cleaner.
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor.
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
yazmak
Sahnedebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
gençlik
Sahnedebir kişinin hayatının genç olduğu dönem
He spent his youth in Paris
Gençliğini Paris'te geçirdi
genç
özellikle genç bir erkek olan genç kişi
The youth helped the old lady cross the street
Genç, yaşlı kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım etti
gençlik
bir insanın genç olduğu yaşam dönemi
He wrote a book about his youth
Gençliği hakkında bir kitap yazdı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
tako
Sahnedetortilla ve iç malzemeden yapılan Meksika yemeği
I love eating tacos
Tako yemeyi severim
tako
Sahnedekatlanmış mısır tortillası ve iç malzemeden oluşan Meksika yemeği
He ordered a beef taco
Dana etli bir tako sipariş etti
tako
içine çeşitli malzemeler konulan katlanmış Meksika yemeği
I ate a delicious taco for lunch
Öğle yemeğinde lezzetli bir tako yedim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
düğme
Sahnedebir makineyi çalıştırmak için basılan küçük parça
Press the button
Düğmeye bas
düğme
Sahnedegiysileri tutturmaya yarayan küçük nesne
My shirt lost a button
Gömleğimin bir düğmesi koptu
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
çöp kutusu
atıkların konulduğu kap
Put it in the trash can
Onu çöp kutusuna at
memnuniyet
Sahnedebir şeyden mutlu olma hissi
I feel great satisfaction with my work
İşimden büyük memnuniyet duyuyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
bel bağlamak
bir şeyin gerçekleşeceğine güvenmek
I am banking on your help
Senin yardımına bel bağlıyorum
dahil etmek
Sahnedebir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
satış
Sahnedebir şeyin para karşılığında devredilmesi işlemi
The sale of the house was quick
Evin satışı hızlı oldu
indirim
malların daha düşük fiyatlarla satıldığı durum
This shirt is on sale
Bu gömlek indirimde
indirim dönemi
mağazaların ürünleri ucuza sattığı zaman
The winter sale starts tomorrow
Kış indirimi yarın başlıyor
indirim
ürünlerin daha düşük fiyatlarla satıldığı dönem
There is a big sale at the store today
Bugün mağazada büyük bir indirim var
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız