

Modern Family — Season 3 Episode 23
Kelimeler ve anlamları
550 kelime
Seviye
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gibi gelmek
doğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
zeki
çok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
ortadan kaldırmak
Sahnedebir şeyi tamamen yok etmek veya çıkarmak
We must eliminate all errors
Tüm hataları ortadan kaldırmalıyız
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabul etmek
He wanted her to put out
Onunla birlikte olmasını istedi
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
dışarı koymak
bir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
poz
Sahnedevücudun belirli bir duruş biçimi
She struck a pose
Bir poz verdi
oluşturmak
bir risk veya sorun yaratmak
This poses a great risk
Bu büyük bir risk oluşturuyor
poz vermek
fotoğraf çekimi için belirli bir duruş sergilemek
Please pose for the camera
Lütfen kamera için poz verin
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
doğrudan
dolambaçsız veya bekletmeden
He told me straight out
Bana doğrudan söyledi
ikinci porsiyon
Sahnedeyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
uğramak
bir yere gitmek veya gelmek
Can you get over to my house?
Evime uğrayabilir misin?
atlatmak
bir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
kendini önemsemeyi bırakmak
kendini çok ciddiye almayı bırakmak
You need to get over yourself
Kendini önemsemeyi bırakmalısın
aşmak
bir sayı veya miktardan fazla olmak
The price will get over fifty dollars
Fiyat elli doların üzerine çıkacak
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
püre
Sahnedeezilerek elde edilen yumuşak karışım
She served a tasty vegetable mash
Lezzetli bir sebze püresi servis etti
ezmek
yumuşak bir kütle haline getirmek için bastırmak
Mash the potatoes
Patatesleri ez
manzara
Sahnedebir bölgenin doğal görünümü
The mountain scenery is beautiful
Dağ manzarası güzel
yetişkin
Sahnedetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
aman tanrım
şaşkınlık veya hafif bir duygu belirtmek için kullanılır
My goodness, it is cold today
Aman tanrım, bugün hava çok soğuk
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
vuruş
Sahnedemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
kornaya basmak
Sahnedebir kornadan yüksek ses çıkarmak
He is honking the car horn
O arabanın kornasına basıyor
korna sesi
kornadan çıkan yüksek ses
I heard the honking of the cars
Arabaların korna sesini duydum
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
canlı
Sahnedehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
stres
Sahnedeendişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
şarküteri
Sahnedehazır yiyecekler ve sandviçler satan dükkan
I bought a sandwich at the deli
Şarküteriden bir sandviç aldım
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
yönlendirmek
Sahnedebir şeyin yolunu veya yönünü değiştirmek
Please redirect your mail to my new address
Lütfen postalarımı yeni adresime yönlendirin
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
oluşturma
Sahnedebir şeyin var olmasını sağlamak
Creating a new account is easy
Yeni bir hesap oluşturmak kolaydır
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
imzalamak
Sahnedebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
hamsi
Sahnedegenellikle pizzalarda kullanılan küçük ve tuzlu bir balık
I don't like anchovies on my pizza
Pizzamda hamsi sevmem
uzmanlık alanı
Sahnedebelirli bir konuda uzmanlaşılan alan
Heart surgery is his specialty
Kalp cerrahisi onun uzmanlık alanı
devirmek
Sahnedebir şeyi ters çevirmek
The wind overturned the table
Rüzgar masayı devirdi
iptal etmek
yasal bir kararı artık geçerli olmayacak şekilde değiştirmek
The court decided to overturn the verdict
Mahkeme kararı iptal etmeye karar verdi
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
değiştirmek
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şeyi koymak
I need to replace the batteries
Pilleri değiştirmem gerekiyor
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
gider
Sahnedesuyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
süzmek
bir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
tüketmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
hindi
SahnedeŞükran Günü veya Noel'de sıkça yenen büyük bir kuş
We ate turkey for dinner
Akşam yemeği için hindi yedik
hindi
Sahnedeeti için yetiştirilen büyük bir kuş
The farmer raises turkeys
Çiftçi hindiler yetiştiriyor
Türkiye
SahnedeAvrupa ve Asya kıtalarında toprağı bulunan bir ülke
I want to visit Turkey next summer
Gelecek yaz Türkiye'yi ziyaret etmek istiyorum
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am thankful for your help
Yardımın için minnettarım
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
kararlılığını artırmak
bir şeye daha fazla odaklanmak veya daha güçlü bir çaba göstermek
The company decided to double down on its strategy
Şirket stratejisine daha fazla ağırlık vermeye karar verdi
kovmak
Sahnedebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
Sahnedebir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
park etmek
Sahnedebir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
otopark
araçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler