

Modern Family — Season 4 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
609 kelime
Seviye
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
mısır
Sahnedeyiyecek olarak kullanılan sarı tahıl
I love eating grilled corn
Izgara mısır yemeyi severim
mısır
sarı taneleri olan bir tahıl bitkisi
Corn grows in warm climates
Mısır sıcak iklimlerde yetişir
nasır
ayak parmağında oluşan sert ve ağrılı bölge
He has a corn on his toe
Ayak parmağında bir nasır var
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
hafta içi
Sahnedepazartesi ile cuma arasındaki gün
I work on weekdays
Hafta içi çalışırım
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
hormon
Sahnedevücutta fonksiyonları kontrol eden doğal bir madde
Insulin is a hormone
İnsülin bir hormondur
lig
Sahnedebirbirleriyle yarışan spor takımlarının oluşturduğu grup
He plays in the football league
Futbol liginde oynuyor
seviye
yetenek veya beceri düzeyi
She is in a different league
O farklı bir seviyede
lig
takımların birbirleriyle yarıştığı bir organizasyon
The team won the league last year
Takım geçen yıl ligi kazandı
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
müdür
Sahnedebir organizasyonu veya projeyi yöneten kişi
He is the director of the company
O şirketin müdürüdür
yönetmen
bir film veya projeyi yöneten kişi
The director filmed a new movie
Yönetmen yeni bir film çekti
yönetmen
filmlerin çekimini yöneten kişi
The director shouted at the actors
Yönetmen oyunculara bağırdı
atıştırmalık
Sahnedeana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
dayamak
bir nesneyi başka bir nesneye yaslamak
He butted the chair against the wall
Sandalyeyi duvara dayadı
ortak
Sahnedebirlikte iş veya bir şeyler yaptığınız kişi
He is my old pardner
O benim eski ortağım
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
astronot
Sahnedeuzayda seyahat eden kişi
The astronaut landed on the moon
Astronot aya indi
ev kalesi
beyzbolda vurucunun durduğu kale
The player stood at home plate
Oyuncu ev kalesinde durdu
profesyonel
Sahnedebir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
asil
Sahnedeyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
maruz bırakmak
Sahnedebir şeyi korumasız veya açıkta bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildinizi güneşe maruz bırakmayın
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi göstermek
He exposed the truth
Gerçeği ortaya çıkardı
maruz bırakmak
birini bir durumla karşı karşıya getirmek
He was exposed to the cold
Soğuğa maruz kaldı
ortaya çıkarmak
bir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
park etmek
Sahnedebir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
otopark
araçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
pis koku
Sahnedehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
altıncı
Sahnedebeşinciden sonra gelen
He finished in sixth place
Altıncı sırada bitirdi
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
arazi birimi
Sahnedearazi alanı ölçmek için kullanılan birim
He bought five acres of land
Beş akr arazi satın aldı
akr
4047 metrekareye eşit alan ölçüsü birimi
The farm is ten acres in size
Çiftlik on akr büyüklüğündedir
akre
arazi alanını ölçmeye yarayan bir birim
They bought one acre of land
Bir akre arazi satın aldılar
arazi ölçüsü
4047 metrekareye eşit olan bir alan birimi
The park is one acre
Park bir akre büyüklüğünde
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
üstlenmek
zor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
haber vermek
Sahnedebirine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
ayrılmak
bir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
kelepir
Sahnedeçok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
başkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
makas
Sahnedekesmek için kullanılan iki bıçaklı alet
I need scissors to cut the paper
Kağıdı kesmek için makasa ihtiyacım var
makas
iki bıçaklı kesme aracı
Where are the scissors
Makaslar nerede
makaslamak
makas ile kesmek
He will scissors the paper
Kâğıdı makaslayacak
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
labirent
Sahnedekarmaşık yollardan oluşan ağ
We got lost in the maze
Labirentte kaybolduk
heyecanlandırmak
Sahnedeçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
tertemiz
Sahnedehiç kir veya leke bulunmayan
The kitchen is spotless
Mutfak tertemiz
kusursuz
hiçbir hata veya kusur barındırmayan
Her record is spotless
Onun sicili kusursuz
bağırmak
Sahnedeçok yüksek sesle konuşmak veya seslenmek
Don't shout at me
Bana bağırma
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
denetlemek
Sahnedebir işin veya grubun yürütülmesini kontrol etmek
She will oversee the new project
Yeni projeyi denetleyecek
denetlemek
Sahnedebir işin yürütülmesini gözetmek ve yönetmek
She will oversee the project
Projeyi o denetleyecek
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
iplik
Sahnedeörgü veya dikiş için kullanılan ince lif
She bought some red yarn for the sweater
Kazak için biraz kırmızı iplik satın aldı
uydurma hikaye
genellikle abartılı olan uzun hikaye
He told a long yarn about his travels
Seyahatleri hakkında uzun ve uydurma bir hikaye anlattı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
buruşmuş
Sahnedekatlanmış veya bastırılmış nedeniyle düzensiz bir şekil almış
He held a crumpled piece of paper
Elinde buruşmuş bir kağıt parçası tutuyordu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
bağlı olmak
temel olarak tek bir şeye bağlı olmak
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
aşağı inmek
bir yerden daha düşük bir seviyeye gelmek
Please come down to the lobby
Lütfen lobiye inin
büyüklük
Sahnedeçok iyi veya seçkin olma durumu
She is destined for greatness
O, büyüklüğe ulaşmaya kaderli
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
sayfa
Sahnedebir kitabın veya belgenin bir yüzü
Turn the page
Sayfayı çevir
çağrıda bulunmak
birini anonsla çağırmaya çalışmak
I will page the doctor
Doktoru çağıracağım
çağrı mesajı
çağrı cihazına gönderilen mesaj
He sent me a page
Bana bir çağrı mesajı gönderdi
anons etmek
birini bir yere gelmesi için sesli sistemle çağırmak
They paged the doctor over the intercom
Doktoru hoparlörden anons ettiler
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var