

Modern Family — 4. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
577 kelime
Seviye
beş saatlik
Sahnedebeş saat süren
It was a five hour flight
Beş saatlik bir uçuştu
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
başvurmak
Sahnedebir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
harcamak
bir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
yerleştirmek
bir şeyi bir kabın veya alanın içine koymak
I put in the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine yerleştirdim
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
skandal
Sahnedehalk arasında utanç yaratan veya itibar zedeleyen olay
The politician was involved in a huge scandal
Politikacı büyük bir skandala karıştı
tanıştı
Sahnedebirisiyle ilk kez bir araya gelmek
They met at university
Üniversitede tanıştılar
buluştu
belirli bir yerde bir araya gelmek
We met for coffee
Kahve içmek için buluştuk
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I am in the mood for a movie
Canım film izlemek istiyor
havasında olmak
bir şeyi yapmaya istekli hissetmek
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
program
Sahnedetelevizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
manzara
bir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
yayılmak
Sahnedekişiden kişiye geçmek veya dolaşmak
A flu is going around the office
Ofiste bir grip salgını yayılıyor
dolaşmak
Sahnedeyerden yere gezmek
I love to go around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
etrafından dolanmak
farklı bir yol izleyerek bir şeyin yanından geçmek
We had to go around the roadwork
Yol çalışmasının etrafından dolanmak zorunda kaldık
sırayla uğramak
bir gruptaki her kişiye veya yere uğramak
The teacher went around the class
Öğretmen sınıfta sırayla uğradı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will give this another go-around
Bunu bir kez daha deneyeceğim
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
There are enough cookies to go around
Kurabiyeler herkese yetecek kadar var
yapıp gezmek
bir şeyi sürekli yapmak veya bir şekilde davranmak
Don't go around telling lies
Yalan söyleyip gezme
dolaşmak
kısıtlama olmadan bir yerden bir yere gitmek
You can go around the city freely
Şehirde özgürce dolaşabilirsin
yeterli olmak
herkese yetecek kadar mevcut olmak
There is enough pizza to go around
Pizza herkese yetecek kadar var
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
These pens will go around for all students
Bu kalemler tüm öğrencilere yetecek
dolaşmak
farklı yerlere gitmek
He goes around the country helping people
Ülkeyi dolaşıp insanlara yardım ediyor
etrafından dolaşmak
bir şeyin çevresinden geçmek
We had to go around the tree
Ağacın etrafından dolaşmak zorunda kaldık
dolanmak
dairesel bir yörüngede hareket etmek
The planets go around the sun
Gezegenler güneşin etrafında dolanır
yayılmak
bir kişiden diğerine geçmek
A bad cold is going around the office
Ofiste kötü bir soğuk algınlığı yayılıyor
gezmek
bir yerden diğerine hareket etmek
We went around the city all day
Bütün gün şehri gezdik
dolanmak
dairesel bir yolda hareket etmek
We will go around the park
Parkın etrafında dolanacağız
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
kazanmak
Sahnedeçalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yaptı
bir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
manşet
Sahnedebir haberin başlığı
I read the headline in the newspaper
Gazetedeki manşeti okudum
baş sanatçı olmak
bir etkinlikte en önemli veya öne çıkan gösteriyi yapmak
The band will headline the concert tonight
Grup bu akşamki konserde baş sanatçı olacak
baş sanatçı olmak
bir gösterideki en önemli veya ana sanatçı konumunda bulunmak
She will headline the music festival tonight
O bu gece müzik festivalinde baş sanatçı olacak
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
kabus
Sahnedeçok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
kabus
korkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
geri gitmek
Sahnedearkaya doğru hareket etmek
You need to back up the car
Arabayı geri gitmen gerekiyor
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
başa dönmek
bir konuyu yeniden ele almak
Let us back up and talk about it
Başa dönelim ve bunu konuşalım
trafik sıkışıklığına yol açmak
araçların ilerlemesini engelleyerek kuyruk oluşturmak
The accident backed up traffic for miles
Kaza trafiğin kilometrelerce sıkışmasına yol açtı
yeniden çalıştırmak
bir sorundan sonra bir şeyi tekrar işler hale getirmek
Please back up the system after the error
Lütfen hatadan sonra sistemi yeniden çalıştırın
eski haline getirmek
bir şeyi önceki orijinal konumuna geri döndürmek
You should back up the files to their folder
Dosyaları eski klasörlerine geri getirmelisin
geri gitmek
geriye doğru hareket etmek veya önceki bir noktaya dönmek
You need to back up the car slowly
Arabayı yavaşça geri götürmen gerekiyor
yanına gitmek
Sahnedebirine doğru yürüyerek yaklaşmak
I will go up to him
Onun yanına gideceğim
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
tamamen gelişmiş
Sahnedeen ileri aşamaya ulaşmış durum
The situation has become a full blown crisis
Durum tamamen gelişmiş bir krize dönüştü
tam teşekküllü
her yönüyle tamamlanmış veya en üst seviyede olan
It is now a full blown business
Artık tam teşekküllü bir iş yeri
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
paspas
Sahnedeyerleri temizlemek için kullanılan saplı ve bezli araç
Where is the mop?
Paspas nerede?
paspaslamak
paspas kullanarak bir yüzeyi temizlemek
I mop the floor every day
Her gün yerleri paspaslarım
gür saç
birinin başındaki gür veya dağınık saç yığını
He has a mop of hair
Onun gür bir saç yığını var
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
ağır
Sahnedehoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
acımasız
birinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
kanmak
Sahnedeyanlış bir şeye inanmaya kandırılmak
I fell for the trick
Tuzağa kandım
aşık olmak
birini sevmeye başlamak
He fell for her instantly
Ona anında aşık oldu
aşık olmak
birinden hoşlanmaya veya onu sevmeye başlamak
I think he is falling for her
Bence o kıza aşık oluyor
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
tokatlamak
Sahnedeelin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
harika
çok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
değer
Sahnedemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
yeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
iğrenç
Sahnedeçok kötü, nahoş veya kaba
That was a nasty comment
Bu iğrenç bir yorumdu
cinsel ilişki
iki kişinin cinsel birleşme eylemi
They had sexual intercourse
Onlar cinsel ilişkiye girdiler
karı koca
Sahnedeevli bir erkek ve kadın
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir karı koca
evli çift
birbirleriyle evli olan kadın ve erkek
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir evli çift
ilgili
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya bilmek isteyen
I am interested in space
Uzaya ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
ilgili
bir şeyi öğrenme veya tanıma isteği duyma durumu
I have an interested look on my face
Yüzümde ilgili bir ifade var
meraklı
bir şeyi öğrenmeye veya araştırmaya hevesli olma
He is very interested in history
O tarihe çok meraklı
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
öpmek
Sahnedesevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
şaşırtıcı
Sahnedeşaşkınlık uyandıran
The news was surprising
Haber şaşırtıcıydı
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
daha sağlam
Sahnedegüçlü ve kolayca kırılmayan
This table is sturdier than that one
Bu masa şundan daha sağlam
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
ikram
Sahnedemisafirlere sunulan yiyecek veya içecek
They offered some refreshments to the guests
Misafirlere biraz ikram sundular
atıştırmalık
hafif yiyecek veya içecek
We stopped for some refreshment on the road
Yolda atıştırmalık bir şeyler için durduk
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
mezuniyet
Sahnedeokulun bitirilmesi töreni
I am excited about my graduation
Mezuniyetim için heyecanlıyım
mezuniyet töreni
öğrencilerin okulu bitirdiği resmi tören
We attended the university graduation
Üniversite mezuniyet törenine katıldık
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor