

Modern Family — 4. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
618 kelime
Seviye
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
Sahnedebir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
temel
Sahnedekarmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
esas
bir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
bir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
bam
Sahnedeaniden meydana gelen yüksek ses veya çarpma
Bam! The door closed
Bam! Kapı kapandı
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
iğne
Sahnedesivri uçlu kısa ve ince metal parça
She dropped a pin on the floor
Yere bir iğne düşürdü
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
suç atmak
birine suç veya sorumluluk yüklemek
They tried to pin the theft on him
Hırsızlığı onun üzerine atmaya çalıştılar
iğnelemek
bir şeyi iğne kullanarak bir yüzeye sabitlemek
Please pin this paper to the wall
Lütfen bu kağıdı duvara iğneleyin
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
çok terlemek
Sahnedeaşırı derecede terlemek
I started to schvitz during the interview
Mülakat sırasında çok terlemeye başladım
teşekkürler
Sahnedeminnettarlık ifade etmek için kullanılan sözcük
I said gracias to the server
Garsona teşekkürler dedim
göl
Sahnedekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
gezinti yolu
Sahnededeniz kenarındaki yürüyüş yolu
We walked along the promenade
Gezinti yolu boyunca yürüdük
gezinmek
halka açık bir yerde keyif için yürümek
We like to promenade along the beach
Sahil boyunca gezinmeyi seviyoruz
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
büyükanne
Sahnedeebeveynin annesi
My grandmother is kind
Büyükannem naziktir
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
inmek
Sahnededaha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
düşmek
bir sayının veya miktarın belirli bir seviyeye gelmesi
The price went down to five dollars
Fiyat beş dolara düştü
gitmek
bir yere seyahat etmek
I will go down to the city
Şehre gideceğim
çakmak
Sahnedebir alet veya nesneyle sertçe vurmak
He hammered the nail into the wall
Çiviyi duvara çaktı
çekiç
vurmak için kullanılan ağır alet
I need a hammer to fix this
Bunu düzeltmek için bir çekice ihtiyacım var
sarhoş
alkol nedeniyle çok sarhoş olma durumu
He was absolutely hammered last night
Dün gece tamamen sarhoştu
ezmek
birini bir yarışmada çok kolay bir şekilde yenmek
They hammered the other team
Diğer takımı ezici şekilde yendiler
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
Sahnededüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
rekabetçi
Sahnedebaşkalarından daha iyi olmak isteyen
He is very competitive
O çok rekabetçidir
rekabetçi
diğerleriyle benzer veya daha iyi fiyata ya da kaliteye sahip
This company offers very competitive prices
Bu şirket çok rekabetçi fiyatlar sunuyor
berbat
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is lousy today
Bugün hava berbat
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
tamamlamak
Sahnedezor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
ulaşmak
birine telefonla veya iletişim yoluyla erişmeyi başarmak
I could not get through to him
Ona ulaşamadım
bitirmek
zor bir işi tamamlamak veya halletmek
I have to get through my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı veya tamamlamayı becermek
She got through the difficult exam
Zor sınavı başardı
atlatmak
güç bir durumun üstesinden gelmek
We will get through this hard time
Bu zor zamanı atlatacağız
oyuncu
Sahnedeoyunlarda veya filmlerde rol alan kişi
He is a famous actor
O ünlü bir oyuncudur
bu yüzden
Sahnedebu sebeple
It rained, therefore the game was cancelled
Yağmur yağdı, bu yüzden maç iptal edildi
bu nedenle
o sebepten dolayı
It was raining therefore I took an umbrella
Yağmur yağıyordu bu nedenle şemsiye aldım
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
sünnetli
Sahnedepenisin ucundaki deri alınmış olan
He is circumcised
O sünnetli
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
ulus
Sahnedetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
çam
Sahnedeiğne yapraklı ve her mevsim yeşil kalan uzun bir ağaç
There are many pine trees in the forest
Ormanda birçok çam ağacı var
arzulamak
bir şeyi şiddetle istemek
He pines for success
O başarıyı arzuluyor
hasret çekmek
birini veya bir şeyi çok özlemek
The dog pines for its owner
Köpek sahibine hasret çekiyor
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
ayarlamak
Sahnedebiri için yararlı bir şey organize etmek
I can fix you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
havlama
Sahnedebir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
kitap kulübü
Sahnedekitaplar hakkında konuşmak için bir araya gelen grup
I joined a book club
Bir kitap kulübüne katıldım
kitap kulübü
kitapları tartışmak için buluşan insan grubu
I joined a book club yesterday
Dün bir kitap kulübüne katıldım
kitap kulübü
kitapları tartışmak için bir araya gelen grup
We joined a book club
Bir kitap kulübüne katıldık
avantaj
Sahnedebir durumun iyi olan tarafı
The upside is the pay
İyi tarafı maaşıdır
üst taraf
bir şeyin üst kısmı
The upside of the box is open
Kutunun üst tarafı açık
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
buldog
Sahnedekısa ve basık yüzlü güçlü bir köpek cinsi
My brother wants to buy a bulldog
Kardeşim bir buldog almak istiyor
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
çiçek
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
çiçek
bitkinin genellikle renkli olan bir parçası
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
ihanet etmek
güvenen birine karşı sadakatsizlik etmek
Do not flower those who trust you
Sana güvenenlere ihanet etme
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
ziyaret etmek
Sahnedebiriyle vakit geçirmek için yanına gitmek
I am visiting my friend
Arkadaşımı ziyaret ediyorum
ziyaret
birini veya bir yeri görmek için kısa süreliğine gitmek
She is visiting her grandmother today
Bugün büyükannesini ziyaret ediyor
ziyaret
birini görmek için yanına gitme eylemi
Visiting friends is fun
Arkadaşları ziyaret etmek eğlencelidir
uydurma isimli kişi
Sahnedeuydurma bir isme sahip olan kimse
He is a plonkser
O uydurma isimli birisi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
çorba
et, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
ortalığı karıştırmak
Sahnedebir ortamda huzursuzluk veya sorun yaratmak
He likes to stir things up at meetings
Toplantılarda ortalığı karıştırmayı sever
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
savunma
Sahnedemahkemede yapılan resmi beyan
He entered a plea of not guilty
Suçsuz olduğu yönünde savunma yaptı
yalvarma
bir şey için ciddi ve acil istek
He made a plea for help
Yardım için bir yalvarışta bulundu
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
masum
Sahnedezarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
suçsuz
Sahnedeyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
sabun
Sahnedetemizlik amacıyla kullanılan madde
This soap smells like lemon
Bu sabun limon gibi kokuyor
sabun
yıkama için kullanılan madde
I wash my hands with soap
Ellerimi sabunla yıkarım
pembe dizi
günlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
She watches a soap opera every day
Her gün pembe dizi izler
pembe dizi
günlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
My mom watches her favorite soap every day
Annem her gün en sevdiği pembe diziyi izler
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
ertesi güne göndermek
Sahnedebir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
gece boyunca
gece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
çok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
bir gecede
kısa süre içinde aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
yeniden başlamak
Sahnedebir aktiviteye ara verdikten sonra tekrar başlamak
I want to get back into running
Koşmaya tekrar başlamak istiyorum
sıcaklık
Sahnedeyüksek sıcaklık
The summer heat is strong
Yaz sıcaklığı güçlüdür
silah
ateşli silah
He was carrying heat
Silah taşıyordu
kızgınlık
dişi hayvanın çiftleşmeye hazır olduğu dönem
The cat is in heat
Kedi kızgınlık döneminde
büyük hesaplaşma
1995 yapımı bir Amerikan suç filmi
Have you seen the movie Heat
Büyük Hesaplaşma filmini izledin mi
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar