

Modern Family — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
583 kelime
Seviye
takıntılı
Sahnedebir şeye aşırı derecede odaklanmış veya saplantılı
He is obsessive about cleanliness
Temizlik konusunda takıntılıdır
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
soğuk algınlığı
Sahnedeburun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
söz hakkı
Sahnedekarar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
kaynatmak
Sahnedebir sıvıyı baloncuklar çıkarana kadar ısıtmak
Boil the water first
Önce suyu kaynat
çıban
ciltte oluşan ağrılı kırmızı şişlik
He has a boil on his leg
Bacağında bir çıban var
haşlamak
yiyecekleri sıcak suda pişirmek
I need to boil some eggs for breakfast
Kahvaltı için birkaç yumurta haşlamam gerekiyor
çok sinirlenmek
bir şeye karşı yoğun öfke duymak
She was boiling with anger at his comment
Onun yorumuna çok sinirlendi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
daha kolay
Sahnedezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
yok edici
Sahnedebir şeyi sona erdiren veya kıran şey
This product is a stain buster
Bu ürün bir leke yok edicidir
bodrum
Sahnedebinanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
şelale
Sahnedeyüksekten dökülen su akıntısı
The waterfall is beautiful
Şelale çok güzel
çiftlik
Sahnedetarım yapılan veya hayvan yetiştirilen arazi
The farm is big
Çiftlik büyük
çiftçilik yapmak
toprakta bitki yetiştirmek veya hayvan beslemek
They farm wheat
Buğday yetiştiriyorlar
tarla
yiyecek yetiştirmek veya hayvan beslemek için kullanılan toprak
He works on the farm
O tarlada çalışıyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
veto etmek
Sahnedebir şeyi reddetmek veya onaylamamak
The president decided to veto the law
Başkan yasayı veto etmeye karar verdi
veto hakkı
bir planı veya kararı reddetme yetkisi
He used his veto to stop the plan
Planı durdurmak için veto hakkını kullandı
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
rezalet
Sahnedeçok kötü veya kalitesiz bir olay
The whole meeting turned into a complete crapfest
Toplantının tamamı tam bir rezalete dönüştü
ilgi isteyen
Sahnedeçok fazla ilgi veya bakım gerektiren
He is a very needy person
O çok ilgi isteyen biridir
yoksul
çok az parası olan
He gives clothes to needy families
Yoksul ailelere kıyafet veriyor
ilgi bekleyen
çok fazla ilgi veya destek isteyen
She can be very needy sometimes
Bazen çok ilgi bekleyen biri olabiliyor
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap
birine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
lakap takmak
birine gerçek adının yerine kullanılan samimi bir isim vermek
They nicknamed him Slim
Ona Slim lakabını taktılar
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
şakalaşma
Sahnedeşakacı ve dostça sohbet
They enjoyed some friendly banter
Dostça şakalaşmaktan keyif aldılar
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
taksi
Sahnedeücret karşılığında yolcu taşıyan araç
I will take a taxi to the airport
Havalimanına gitmek için taksi tutacağım
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
aşırıya kaçmak
Sahnedegerektiğinden veya sağlıklı olandan daha fazlasını yapmak
Don't overdo the exercise
Egzersizde aşırıya kaçma
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
evinde gibi
Sahnedebir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
yaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
Nazi işgali altındaki
SahnedeNazi Almanyası tarafından zorla ele geçirilmiş olan
The city was Nazi occupied during the war
Şehir savaş sırasında Nazi işgali altındaydı
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
aniden çekip almak
Sahnedebir şeyi aniden almak
The thief snatched her bag
Hırsız çantasını aniden çekip aldı
kapmak
bir şeyi hızlıca almak
He snatched the keys
Anahtarları kaptı
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
şefkatli
Sahnedebaşkalarına karşı sıcaklık ve ilgi gösteren
She is a caring person
O, şefkatli bir insandır
şefkatli
başkalarına karşı ilgi ve sevgi duyan
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
şefkatli
başkalarına karşı ilgili ve yardımsever olma özelliği
She is a very caring person
O çok şefkatli bir insan
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
taciz etmek
Sahnedebirine cinsel amaçla rahatsızlık vermek veya saldırmak
He was accused of molesting a child
Bir çocuğa cinsel tacizde bulunmakla suçlandı
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
stajyer
Sahnededeneyim kazanmak için çalışan öğrenci veya yeni mezun
She is an intern at a law firm
O, bir hukuk firmasında stajyer
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Onlar ayrılmaya karar verdiler
düşkün
Sahnedebir şeye karşı özel bir ilgi duyan
I am partial to chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmaya düşkünüm
kısmi
tamamlanmamış veya bütün olmayan
There was a partial eclipse of the sun
Güneşin kısmi bir tutulması vardı
pislik
Sahnedeaşağılık veya değersiz görülen kişi
He is absolute scum
O tam bir pislik
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
elemek
Sahnedegereksiz olanları çıkararak bir şeyi azaltmak
We must winnow down the long list of candidates
Uzun aday listesini daraltmamız gerekiyor
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
ipleri elinde tutmak
Sahnedekararları veren kişi olmak
My boss calls the shots here
Burada kararları patronum verir
sözü geçmek
yönetimi elinde tutmak ve karar vermek
In this house, my mother calls the shots
Bu evde annemin sözü geçer
kararları vermek
karar verme yetkisine sahip olmak
She is the boss so she calls the shots
O patron bu yüzden kararları o veriyor
kredi
Sahnedegeri ödenmesi gereken para
I need a loan for my business
İşim için bir krediye ihtiyacım var
ödünç
birine geçici olarak verilen şey
This car is a loan
Bu araba ödünç
kredi kuruluşu
insanlara borç para veren işletme
The loan company gave me money
Kredi kuruluşu bana para verdi
ödünç vermek
bir şeyi bir süre için birine vermek
Can you loan me your pen
Kalemini bana ödünç verebilir misin
karşılık vermek
Sahnedebir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
kazmak
Sahnedetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
politika
Sahnedebir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
politika
bir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
kısa süre
Sahnedebir etkinlik için hazırlanmaya çok az zaman kalması
They canceled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
kısa süre
bir şeye hazırlanmak için çok az zamanın olduğu durum
They cancelled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
ani bildirim
bir şeyin hemen yapılması için verilen uyarı
We received a short notice to leave
Ayrılmamız için ani bir bildirim aldık
kısa süre
bir olayın gerçekleşmesinden hemen önce kalan az zaman
He left at short notice
Çok kısa sürede ayrıldı
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
usta
Sahnedebüyük beceriye veya bilgiye sahip kişi
She is a master of chess
O bir satranç ustasıdır
yüksek lisans
üniversitede lisansüstü bir derece
She is studying for a master degree
O yüksek lisans yapıyor
ana
türünün en önemli veya en büyük olanı
This is the master bedroom
Bu ana yatak odası
sahip
başkaları veya mülk üzerinde kontrolü olan kişi
The dog waited for its master
Köpek sahibini bekledi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
dağ
Sahnedeyer kabuğundaki büyük doğal yükselti
I climbed a high mountain
Yüksek bir dağa tırmandım
yığın
bir şeyden oluşan çok büyük miktar
There is a mountain of laundry
Bir yığın çamaşır var
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
dikkate almamak
bir şeyi düşünmeyi ya da ona dikkat etmeyi bırakmak
Forget about the old rules
Eski kuralları dikkate alma
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler
budalalar
Sahnedeaptalca veya garip davranan kimseler
Those guys are such dorks
O adamlar tam birer budala
boşanmış kadın
Sahnedeyasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
budamak
Sahnedebitkilerin ölü veya istenmeyen kısımlarını kesmek
I need to prune the tree
Ağacı budamam gerekiyor
kuru erik
Sahnedekurutulmuş erik meyvesi
She ate a prune
Bir kuru erik yedi
buruşuk
uzun süre suda kaldıktan sonra derisi aşırı kırışmış kişi
After the long bath he looked like a prune
Uzun banyodan sonra tamamen buruşmuştu
ayıklamak
gereksiz olan şeylerden kurtulmak
You should prune the unnecessary items from your list
Listenizdeki gereksiz öğeleri ayıklamalısınız
merdiven
Sahnedetırmanmak için kullanılan basamaklı araç
He climbed up the ladder
Merdivene tırmandı
kariyer merdiveni
bir iş veya meslekte ilerlemek için kullanılan aşamalar
He is climbing the corporate ladder
O kurumsal kariyer merdivenini tırmanıyor