

Modern Family — 5. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
551 kelime
Seviye
tulum
Sahnedetek parça kıyafet
I love wearing a cozy onesie at home
Evde rahat bir tulum giymeyi seviyorum
zıbın
bebekler için tek parça kıyafet
Put a clean onesie on the baby
Bebeğe temiz bir zıbın giydir
tulum
tek parça vücut giysisi
The baby is wearing a cute onesie
Bebek sevimli bir tulum giyiyor
tek parça kıyafet
tüm vücudu saran rahat giysi
I wear a onesie to stay warm at home
Evde sıcak kalmak için tek parça kıyafet giyerim
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
bağırmak
Sahnedeyüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
lakap
Sahnedebirine verilen samimi veya komik isim
He has a funny nickname
Onun komik bir lakabı var
takma ad
gerçek ismin yerine kullanılan isim
My nickname is Sam
Takma adım Sam
lakap takmak
birine gerçek adının yerine kullanılan samimi bir isim vermek
They nicknamed him Slim
Ona Slim lakabını taktılar
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
kaşık
Sahnedeyemek yemek için kullanılan araç
I use a spoon for soup
Çorba için kaşık kullanırım
kaşıkla sarılmak
birine arkadan vücudunu kıvırarak sarılmak
They like to spoon
Kaşık şeklinde sarılmayı severler
eyvah
Sahnedehafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
eyvah
bir şeyin ters gittiğini fark edince kullanılan ifade
Uh-oh I forgot my keys
Eyvah anahtarlarımı unuttum
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
sapıklar
Sahnedecinsel sapkınlık gösteren kişiler
Those men are pervs
O adamlar sapık
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
yığın
Sahnedeüst üste yığılmış çok sayıda şey
There is a heap of clothes on the bed
Yatağın üzerinde bir kıyafet yığını var
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
elde etmek
Sahnedebir şeyi başarıyla kazanmak
He landed a new job
Yeni bir iş elde etti
kara
Sahnedeyer kürenin katı kısmı
We finally saw land
Sonunda karayı gördük
iniş yapmak
uçuş sonrası yere inmek
The plane landed safely
Uçak güvenle iniş yaptı
film
sinema veya televizyonda gösterilen hikaye
I watched a good film
İyi bir film izledim
not
Sahnedekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
parfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
nota
müzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
kendini beğenmiş
Sahnedekendi görünüşüne veya yeteneklerine aşırı önem veren
She is so vain that she checks her hair constantly
Sürekli saçını kontrol edecek kadar kendini beğenmiş biri
boşuna
hiçbir sonuç vermeyen veya başarısız olan
Their efforts were in vain
Çabaları boşunaydı
boşuna
herhangi bir sonuç veya başarı getirmeyen
They tried in vain to fix the car
Arabayı tamir etmek için boşuna uğraştılar
nasıl oldu da
Sahnedehangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
Sahnedesözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
tepki vermek
Sahnedebaşka bir şeye yanıt olarak bir şey yapmak
How did he react to the news?
Habere nasıl tepki verdi?
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
sıfır
Sahnedehiç veya sıfır
The score was zip
Skor sıfırdı
fermuar
kıyafetleri veya çantaları kapatmaya yarayan bir düzenek
I cannot close the zip on my jacket
Ceketimin fermuarını kapatamıyorum
hızla gitmek
bir yerden başka bir yere çok çabuk hareket etmek
The car zipped past us
Araba yanımızdan hızla geçti
enerji
canlılık ve hareketlilik durumu
She has a lot of zip
Onda çok fazla enerji var
duymak
Sahnedekulakla işitmek
I heard a loud noise
Yüksek bir ses duydum
duymak
bilgi edinmek
I heard the news today
Haberleri bugün duydum
duymak
bir haberi veya bilgiyi öğrenmek
I heard that he is leaving
Onun ayrılacağını duydum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya birinden bilgi almak
I heard the news yesterday
Dün haberleri duydum
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
tıkanıklık
Sahnedebir geçişi engelleyen durum
The blockage caused a flood
Tıkanıklık su baskınına neden oldu
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
kıyafet
vücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
orospu çocuğu
Sahnedebir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
âşık
Sahnedebirine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
aşık
birine karşı derin sevgi besleyen
They have been in love for years
Yıllardır birbirlerine aşıklar
sevdalı
birine karşı güçlü romantik sevgi duyan
He is totally in love with her
Ona tamamen sevdalı
aşk içinde
derin romantik aşk duygusu yaşayan
They looked so happy and in love
Çok mutlu ve aşk içinde görünüyorlardı
yuva
Sahnedehayvanların yaşamak için kurduğu yapı
The bird built a nest
Kuş bir yuva yaptı
yuva yapmak
bir yuvaya yerleşmek veya yuva kurmak
Birds nest in the trees
Kuşlar ağaçlara yuva yapar
çok dikkatli davranmak
Sahnedebirini kızdırmamak için çok dikkatli hareket etmek
I have to walk on eggshells around my boss
Patronumun yanında çok dikkatli davranmak zorundayım
temkinli olmak
birini gücendirmemek adına aşırı tedbirli olmak
She walks on eggshells whenever her father is angry
Babası kızgın olduğunda o her zaman temkinli olur
çok dikkatli davranmak
birini kızdırmaktan kaçınmak için aşırı titiz hareket etmek
He has to walk on eggshells around his boss
Patronunun yanında çok dikkatli davranması gerekiyor
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
elbette
Sahnedeevet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
elbette
güçlü bir onaylama belirtmek veya rica ederim anlamında kullanılan gayriresmi ifade
Can you help me? You bet
Bana yardım edebilir misin? Elbette
kesinlikle
bir konuda çok emin olduğunu veya onayladığını ifade etmek
Will you come to the party? You bet!
Partiye gelecek misin? Kesinlikle!
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
rüyalar
Sahnedeuyurken görülen görüntüler
I had strange dreams
Garip rüyalar gördüm
rüyalar
uyku sırasında zihinde oluşan imgeler veya düşünceler
My dreams are vivid
Rüyalarım canlıdır
hayaller
gelecekte ulaşmayı umduğunuz şeyler
He has big dreams for his career
Kariyeri için büyük hayalleri var
hayaller
gerçekleşmesini istediğiniz veya umduğunuz şeyler
She has big dreams for her future
Geleceği için büyük hayalleri var
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
mesleki
Sahnedeözel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sangria
Sahnedekırmızı şarap ve meyvelerden yapılan İspanyol içeceği
I would like a glass of sangria
Bir kadeh sangria istiyorum
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
yetmiş
Sahnedealtmış dokuzdan sonra gelen sayı
He is seventy years old
O yetmiş yaşında
daha yüksek sesli
Sahnededaha fazla ses çıkaran
Please speak a little louder
Lütfen biraz daha yüksek sesle konuş
daha yüksek sesle
daha güçlü ve daha rahat duyulan bir sesle
Please speak a little louder
Lütfen biraz daha yüksek sesle konuş
daha yüksek sesle
kolayca duyulabilecek güçlü bir sesle
Please speak louder so I can hear you
Lütfen duyabilmem için daha yüksek sesle konuş