

Modern Family — Season 5 Episode 15
Kelimeler ve anlamları
569 kelime
Seviye
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
hakem
Sahnedespor müsabakalarını yöneten kişi
The referee blew the whistle
Hakem düdüğü çaldı
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
kör
Sahnedegörme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
Sahnedepencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
dövüşme
Sahnedefiziksel bir mücadeleye girme
Stop fighting with your brother
Kardeşinle dövüşmeyi bırak
mücadele etme
zor bir şeyi başarmak için çok çabalama
She is fighting for her rights
Hakları için mücadele ediyor
mücadele
birini veya bir şeyi durdurmaya ya da yenmeye çalışma
Doctors are fighting the spread of the disease
Doktorlar hastalığın yayılmasıyla mücadele ediyor
mücadeleci
kazanmak veya başarmak için çaba gerektiren
It was a fighting performance
O mücadeleci bir performanstı
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması zor
This view is unbelievable
Bu manzara inanılmaz
inanılmaz
inanılması güç olan
The speed of this car is unbelievable
Bu arabanın hızı inanılmaz
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
yüzme havuzu
Sahnedeyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
can sıkmak
Sahnedebirini rahatsız etmek veya sinirlerini bozmak
Stop buggering me
Canımı sıkmayı bırak
haşere
küçük ve rahatsız edici hayvan veya böcek
Get that bugger out of my room
Şu haşereyi odamdan çıkar
ısırmak
Sahnedebir şeyi kesmek veya incitmek için dişleri kullanmak
Be careful, the dog might bite
Dikkat et, köpek ısırabilir
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
kabul etmek
riskli bir teklifi onaylamak
He decided to bite on the offer
O teklifi kabul etmeye karar verdi
ısırılmak
bir hayvanın dişleriyle yaralanmak
He was afraid of being bitten by the dog
Köpek tarafından ısırılmaktan korkuyordu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kabine
Sahnedeküçük ve kapalı bir alan veya oda
He stepped into the voting booth
Oy kabinine girdi
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geri almak
daha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
sözünü geri almak
söylediğin bir şeyin yanlış olduğunu kabul etmek
I take back what I said about you
Senin hakkında söylediklerimi geri alıyorum
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
istekli olmak
bir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
yan yana
Sahnedebir şeyin hemen yanında
She walked alongside her friend
Arkadaşının yanında yürüdü
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
bit
Sahnedevücutta veya saçta yaşayan küçük böcekler
She has lice in her hair
Saçında bitler var
bit
insan vücudunda veya saçında yaşayan parazit böcekler
Lice can spread quickly
Bitler hızla yayılabilir
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
yeğen
Sahnedekardeşin kızı
She has a little niece
Onun küçük bir yeğeni var
kız yeğen
erkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is five years old
Kız yeğenim beş yaşında
kız yeğen
erkek veya kız kardeşinizin kızı
My niece is coming over today
Kız yeğenim bugün bize geliyor
telefon görüşmesi
telefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
elçilik
Sahnedebir ülkenin diplomatlarının çalıştığı resmi bina
I need to go to the embassy
Elçiliğe gitmem gerekiyor
büyükelçilik
bir ülkenin başka bir ülkede görevli temsilciliği
He visited the embassy today
Bugün büyükelçiliği ziyaret etti
kolye
Sahnedeboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
kağıt mendil
Sahnedetemizlik için kullanılan yumuşak kağıt parçası
I need a tissue
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
doku
vücutta belirli bir görevi yerine getiren hücre grubu
Muscle tissue is strong
Kas dokusu güçlüdür
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
muhabbet kuşu
Sahnedeevde beslenen küçük ve renkli bir kuş türü
I have a green parakeet
Yeşil bir muhabbet kuşum var
kafatası
Sahnedebaşı oluşturan kemik
The skull protects the brain
Kafatası beyni korur
dezenfektan
Sahnedemikropları öldüren sıvı
Use disinfectant to clean the surface
Yüzeyi temizlemek için dezenfektan kullanın
dürüst
Sahnedeyalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
doğru
gerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a jackass
Aptal gibi davranmayı bırak
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop acting like a total jackass
Tam bir aptal gibi davranmayı bırak
yeniden seçilme
bir kişinin bir göreve tekrar seçilmesi
He is running for re-election
Yeniden seçilmek için yarışıyor
seçim kampanyası
bir hedefe ulaşmak için yapılan organize çalışmalar
The candidate started his re-election campaign
Aday seçim kampanyasını başlattı
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
mağara adamı
Sahnedeantik çağlarda mağaralarda yaşayan kişi
The caveman lived in a cave
Mağara adamı bir mağarada yaşardı
mağara adamı
mağaralarda yaşayan tarih öncesi insan
The caveman used simple tools
Mağara adamı basit aletler kullandı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
sadık kalmak
bir şeyi yapmaya veya kullanmaya devam etmek
Stick with your plan
Planına sadık kal
ile kalakalmak
istenmeyen bir şeyden veya kişiden kurtulamamak
I have to stick with this broken computer all day
Tüm gün bu bozuk bilgisayarla kalakalmak zorundayım
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
oy
Sahnedeseçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
çam
Sahnedeiğne yapraklı ve her mevsim yeşil kalan uzun bir ağaç
There are many pine trees in the forest
Ormanda birçok çam ağacı var
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
küre
Sahnededünya şeklindeki yuvarlak nesne veya küresel biçim
The crystal globe is beautiful
Kristal küre çok güzel
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
We must protect the globe
Dünyamızı korumalıyız
ödül
film veya televizyondaki başarı için verilen ödül
She won a globe for her role
Rolü için bir ödül kazandı
gazete
güncel haberleri içeren süreli yayın
The story was in the globe today
Haber bugün gazetede yer aldı