

Modern Family — Season 6 Episode 21
Kelimeler ve anlamları
599 kelime
Seviye
sözde
gerçekte öyle olmadığı ima edilen
His so called friend lied to him
Sözde arkadaşı ona yalan söyledi
sözde
henüz kanıtlanmadan öyle olduğu iddia edilen
The so-called expert made a mistake
Sözde uzman bir hata yaptı
sözümona
aslında öyle olmadığı halde öyle olduğu söylenen
He is a so-called friend
O sözümona bir arkadaş
sözde
bir ismin veya tanımın doğru olmadığını belirtmek için kullanılır
His so called expert opinion was wrong
Onun sözde uzman görüşü yanlıştı
yalvarmak
Sahnedebirinden bir şeyi ısrarla ve ciddi bir şekilde istemek
I implore you to tell me the truth
Sana yalvarıyorum lütfen bana doğruyu söyle
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
cinsiyet
Sahnedeerkek veya kadın olma durumu
Gender equality is important
Cinsiyet eşitliği önemlidir
cinsiyet
bir türün erkek veya dişi ayrımı
What is the gender of the bird
Kuşun cinsiyeti nedir
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
sahibi
Sahnedebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
el arabası
Sahnedeeşyaları taşımak için kullanılan tekerlekli küçük araç
He pushed the cart
El arabasını itti
seyyar araba
mal satmak için kullanılan küçük araç
He bought some snacks from the cart
Atıştırmalıklarını o seyyar arabadan aldı
araba ile taşımak
bir şeyi tekerlekli bir araç kullanarak bir yerden başka bir yere götürmek
He carted the boxes to the warehouse
Kutuları depoya arabayla taşıdı
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
gündeme getirmek
bir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
kaplamak
bir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
yenilemek
Sahnedebir şeyi onarıp tekrar iyi duruma getirmek
He reconditioned the old engine
Eski motoru yeniledi
ister inan ister inanma
bir şey inanılmaz görünse de doğru olduğunu belirtmek için kullanılır
Believe it or not I won the lottery
İster inan ister inanma piyangoyu kazandım
asılmak
birine romantik ilgi göstermek
He tried to hit on her at the party
Partide ona asılmaya çalıştı
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
karnaval
Sahnedemüzik, yemek ve oyunların olduğu halka açık etkinlik
The carnival is in town this week
Karnaval bu hafta şehirde
ironik bir şekilde
Sahnedebeklenenin aksine bir şekilde
Ironically, the fire station burned down
İronik bir şekilde itfaiye istasyonu yandı
sonbahar
Sahnedeyaz ve kış arasındaki mevsim
Fall is a beautiful season
Sonbahar güzel bir mevsimdir
düşmek
hızla aşağıya inmek
The temperature will fall tonight
Sıcaklık bu gece düşecek
uyuyakalmak
uyku durumuna geçmek
She fell asleep on the couch
Koltukta uyuyakaldı
mağdur
incinmiş veya kötü muamele görmüş kimse
He was just a fall in their cruel game
Onların acımasız oyununda sadece bir mağdurdu
itibar
Sahnedeinsanların biri hakkındaki genel düşüncesi
He has a good reputation
Onun iyi bir itibarı var
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yok saymak
Sahnedebir şeyi görmezden gelmek veya önemsememek
He chose to disregard the warning
Uyarıyı görmezden gelmeyi seçti
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek veya onu önemsememek
Please disregard my last email
Lütfen son e-postamı görmezden gelin
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
yağlamak
Sahnedebir yüzeye yağ sürmek
Grease the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
gres yağı
Sahnedesürtünmeyi azaltmak için kullanılan koyu kıvamlı madde
Apply grease to the metal chain
Zincire gres yağı sürün
grease filmi
lise aşkı hakkında çekilmiş ünlü bir müzikal film
They watched the movie Grease together
Birlikte Grease filmini izlediler
rüşvet vermek
birinden bir iyilik görmek için para veya hediye vermek
He greased the official to get a favor
İyilik almak için yetkiliye rüşvet verdi
koni
Sahnedeyuvarlak tabanlı ve tepesi sivri olan geometrik şekil
The traffic cone is orange
Trafik konisi turuncudur
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
başarmak
Sahnedeözellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
savurgan
Sahnedegereğinden fazla harcayan
He is very wasteful with money
Parası konusunda çok savurgan
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
gurur
Sahnedekendi başarılarından duyulan memnuniyet duygusu
He takes pride in his work
İşinden gurur duyuyor
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
hileli ayarlamak
Sahnedebir sonucun dürüst olmayan yollarla önceden belirlenmesi
They rigged the game
Oyuna hile karıştırdılar
kurmak
bir şeyi belirli bir şekilde düzenlemek veya kurmak
He rigged a simple antenna
Basit bir anten kurdu
büyük araç
büyük bir araç veya makine
He drives a big rig
Büyük bir tır sürüyor
kurmak
bir şeyi veya yeri bir amaç için kullanıma hazır hale getirmek
He rigged the equipment for the show
Gösteri için ekipmanı kurdu
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
pedikür
Sahnedeayak ve ayak tırnaklarına uygulanan bakım işlemi
I am going to get a pedicure
Bugün pedikür yaptırmaya gidiyorum
pedikür
ayaklar ve ayak tırnakları için yapılan güzellik bakımı
I need a pedicure
Bir pediküre ihtiyacım var
yönlendirmek
Sahnedebir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
alışverişe gitmek
mağazalara gidip bir şeyler satın almak
I want to go shopping today
Bugün alışverişe gitmek istiyorum
alışveriş yapmak
mağazalara gidip bir şeyler satın almak
I want to go shopping today
Bugün alışveriş yapmak istiyorum
alışverişe çıkmak
mağazalardan bir şeyler satın almak
She likes to go shopping on weekends
O hafta sonları alışverişe çıkmayı sever
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
alışveriş yapmak
Sahnedemağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
acıma
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan üzüntü
I felt pity for him
Ona acıma hissettim
acımak
birine karşı üzüntü duymak
I pity him
Ona acıyorum
merhamet etmek
birinin yaşadığı zorluklar için üzülmek
We pity the poor
Fakirlere merhamet ederiz
acımak
birinin zor durumuna üzülmek
I pity the hungry cat
Aç kediye acıyorum
rahatlamak
rahat bir şekilde dinlenmek
I like to kick back after work
İşten sonra rahatlamayı severim
yeniden başlamak
bir süre ara verdikten sonra işe dönmek
We have to kick back into the project now
Şimdi projeye geri dönmeliyiz
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
boncuk
Sahnedetakı yapmak için kullanılan delikli küçük yuvarlak nesne
She wore a necklace of blue beads
Mavi boncuklardan bir kolye taktı
damla
küçük yuvarlak sıvı damlası
Beads of sweat formed on his forehead
Alnında ter damlacıkları oluştu
nişan
bir hedefe dikkatlice odaklanma
He drew a bead on the deer
Geyiğe nişan aldı
boncuklamak
küçük yuvarlak süslerle kaplamak
She beaded the edge
Kenarı boncukladı
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
We ran out of milk
Sütümüz bitti
tükenmek
elinde hiç kalmamış olmak
We ran out of milk
Sütümüz bitti
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
hak etmek
Sahnedebir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
evlilik
Sahnedeeşlerin yasal ilişkisi
Their marriage is very happy
Evlilikleri çok mutlu
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
mısır gevreği
Sahnedetahıllardan yapılan ve genellikle sütle yenen kahvaltılık yiyecek
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kahvaltılık gevrek
tahıllardan yapılan bir kahvaltı yiyeceği
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda gevrek yerim
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
tekerlek
Sahnedearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
yedek
birinin yerine geçen kişi
I need a stand-in for the show
Gösteri için bir yedeğe ihtiyacım var
engel olmak
bir ilerlemeyi durdurmak veya mani oluşturmak
Nothing will stand in his way
Hiçbir şey onun yoluna engel olmayacak
durmak
belirli bir yerde bulunmak
Please stand in this area
Lütfen bu alanda dur
tıkamak
Sahnedeakışı durdurmak
The drain is clogged
Gider tıkandı
sabot
genellikle tahta tabanlı bir ayakkabı türü
She wears wooden clogs
O, tahta sabotlar giyer
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
tente
Sahnedebinaların önünde güneşten veya yağmurdan korunmayı sağlayan örtü
He sat under the shop's awning
Dükkanın tentesinin altında oturdu
gölgelik
Sahnedegüneşten korunmak için kullanılan çadır benzeri yapı
We set up an awning at the beach
Sahilde bir gölgelik kurduk
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
büyüyüp vazgeçmek
Sahnedebir şeye ilgi duymayacak kadar büyümek
He outgrew his toys
Oyuncaklarını bıraktı
büyüyüp bırakmak
bir şey için fazla büyümüş veya olgunlaşmış olmak
He has outgrown his childhood hobbies
Çocukluk hobilerini büyüdükçe bıraktı
büyüyüp sığmamak
bir nesnenin içine sığmayacak kadar büyümek veya artık ona uygun olmamak
The child outgrew these clothes
Çocuk bu kıyafetlere sığmaz oldu
mutlu bir şekilde
Sahnedemutlu veya neşeli bir şekilde
She smiled happily
Mutlu bir şekilde gülümsedi
ölmek
yaşamın son bulması
He finally kicked the big one
Sonunda hayata veda etti
piyano
Sahnedesiyah ve beyaz tuşları olan büyük bir müzik aleti
I can play the piano
Piyano çalabiliyorum
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler