

Modern Family — Season 6 Episode 22
Kelimeler ve anlamları
655 kelime
Seviye
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
götürmelik
başka bir yere götürülüp kullanılabilen
I need a to-go cup
Götürmelik bir bardağa ihtiyacım var
paket
bir restorandan alıp başka yerde yemek için
Two coffees to go please
İki kahve paket olsun lütfen
kalan
yapılması veya tamamlanması gereken şey
There are two weeks to go before the exam
Sınava iki hafta kaldı
gitmek
bir şeyi yapma gerekliliğini belirtmek
I am going to finish this work
Bu işi bitirmeye gidiyorum
çıtır
Sahnedesert, kuru ve kolayca kırılan bir dokuya sahip olan
The fried chicken is very crispy
Kızarmış tavuk çok çıtır
yanmış
fazla güneşten dolayı kızarmış ve acıyan cilt
I got crispy at the beach
Bugün plajda güneşten yandım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
tekrarlayarak söylemek
Sahnedebir şeyi ritmik bir şekilde defalarca söylemek
The crowd began to chant the player's name
Kalabalık oyuncunun adını tekrarlayarak söylemeye başladı
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
cennet
SahnedeTanrı'nın ve iyi insanların öldükten sonra gittiği yer
He believes in heaven
O, cennete inanır
gökyüzü
Bulutların ve yıldızların bulunduğu yer
The stars shine in the heaven
Yıldızlar gökyüzünde parlar
cennet
iyi insanların ölümden sonra gittiğine inanılan yer
He believes he will go to heaven
Cennete gideceğine inanıyor
hile yapmak
Sahnedeavantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hile yapmak
avantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
görünüş
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
bir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
öpmek
Sahnedesevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
susam
Sahnedeyemeklerde kullanılan küçük bir tohum
I love sesame seeds on my bread
Ekmeğimin üzerindeki susamları severim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
özet
Sahnedeana noktaların kısa bir beyanı
Here is a brief summation of the report
Raporun kısa bir özeti burada
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
başkan yardımcısı
bir kuruluşta başkandan sonra gelen yetkili kişi
She is the vice president of the company
O, şirketin başkan yardımcısıdır
başkan yardımcısı
başkanın bir altındaki üst düzey yönetici
The vice president signed the document
Başkan yardımcısı belgeyi imzaladı
başkan yardımcısı
başkanın altındaki en üst düzey yetkili
The vice president runs the meeting today
Bugün toplantıyı başkan yardımcısı yönetiyor
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
ağır
Sahnedebüyük ve ağır
He carried a hefty box
Ağır bir kutu taşıdı
iri
çok büyük veya miktarı çok fazla olan
He paid a hefty price for the car
Araba için çok büyük bir bedel ödedi
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
aynı cinsiyetten
aynı cinsiyete sahip olan
They are a same-sex couple
Onlar aynı cinsiyetten bir çift
bitirmek
Sahnedebir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
kapalı
girişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
kapalı
açık olmayan
The book is closed
Kitap kapalı
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
bunu düşün
bir konu üzerine derinlemesine düşünmek
I need time to think about it
Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
bir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
duyarsız
Sahnedebaşkalarının duygularını önemsemeyen
He is insensitive to others' feelings
O, başkalarının duygularına karşı duyarsızdır
canlı
Sahnedeenerji ve azim dolu
She gave a spirited performance
Canlı bir performans sergiledi
canlı
enerji ve coşku dolu
She is a very spirited girl
O çok canlı bir kız
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
ders
Sahnedebir grup insana verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
ders vermek
bir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
birini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
bir gruba yapılan öğretici konuşma
The professor gave a lecture today
Profesör bugün ders verdi
polis memuru
Sahnedeemniyet teşkilatında görevli erkek memur
The policeman directed the traffic
Polis memuru trafiği yönetti
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman is here
Polis burada
polis memuru
yasaları uygulamakla görevli kişi
He is a policeman
O bir polis memuru
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman stopped the car
Polis arabayı durdurdu
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
kravat
Sahnedeboyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
Sahnedeaynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağ
Sahnedeiki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
bağlamak
bir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
vatandaş
Sahnedebir ülkeye ait olan kişi
He is a British citizen
O bir İngiliz vatandaşıdır
vatandaş
bir ülkeye yasal bağı olan kişi
He is a citizen of this country
O, bu ülkenin bir vatandaşı
satranç
Sahnedekareli bir tahta üzerinde taşlarla oynanan bir strateji oyunu
I love playing chess
Satranç oynamayı seviyorum
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
anlaşılmaz sözler
anlaşılması zor olan karmaşık veya anlamsız dil
He was talking double dutch
Anlaşılmaz şeyler konuşuyordu
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
davet
arkadaşlar arasında düzenlenen küçük eğlence
We are having a small get together on Friday
Cuma günü küçük bir davetimiz var
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
ötanazi
Sahnedeacı çekmesini önlemek için bir insanı veya hayvanı öldürme eylemi
The vet discussed euthanasia for the sick dog
Veteriner hasta köpek için ötanaziyi görüştü
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sayesinde
birinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yanına gitmek
birine doğru yürüyerek yaklaşmak
I will go up to him
Onun yanına gideceğim
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
dar görüşlü
farklı fikirlere açık olmayan
He is very narrow minded
O çok dar görüşlü
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
anlamak
Sahnedesöylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harf
alfabedeki bir yazı işareti
There are 26 letters
26 harf var
mektup
birine gönderilen yazılı not
I wrote a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup yazdım
dönem
Sahnedeokul veya üniversitede derslerin yapıldığı yılın bölümlerinden biri
My university semester starts in September.
Üniversite dönemim eylül ayında başlıyor.
dönem
okul yılının iki ana döneminden her biri
The first semester starts in September
İlk dönem Eylül'de başlar
yarıyıl
bir öğretim yılının yarısı
We have exams at the end of the semester.
Dönem sonunda sınavlarımız var.
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
rahim
Sahnedebebeğin geliştiği organ
The baby grows in the womb
Bebek rahimde büyür
müzik
Sahnededinlemek veya dans etmek için düzenlenen sesler
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
enstrümanlar veya sesler tarafından çıkarılan sesler
The music was very loud
Müzik çok yüksek sesliydi
ödül
Sahnedebaşarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
keşke
bir şeyin farklı olmasını istemek için kullanılır
If only I had more time
Keşke daha fazla vaktim olsaydı
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım