

Modern Family — 7. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
652 kelime
Seviye
tören
Sahnederesmi bir etkinlik veya ritüel
The wedding ceremony was beautiful
Düğün töreni güzeldi
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
bilerek
Sahnedekazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
amaç
bir şeyin yapılma nedeni
His purpose is to help everyone
Onun amacı herkese yardım etmektir
kasten
kazara değil bilinçli olarak yapılmış
He broke the cup on purpose
Bardağı kasten kırdı
kasten
bir şeyi planlayarak yapmak
He broke the glass on purpose
Bardağı kasten kırdı
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
çöpçü avı
Sahnedebelirli nesneleri bulmak için yapılan bir oyun
We played a scavenger hunt at the park
Parkta bir çöpçü avı oynadık
striptizci
Sahnedestriptiz yapan kişi
She is a professional stripper
O profesyonel bir striptizci
striptiz yapan kişi
kıyafetlerini çıkararak dans eden kişi
The stripper performed on stage
Striptiz yapan kişi sahnede performans sergiledi
sıyırıcı
bir şeyin dış kaplamasını çıkarmaya yarayan alet
I used a stripper to remove the wire cover
Kabloyu soymak için bir sıyırıcı kullandım
striptizci
eğlence amaçlı striptiz yapan kişi
The stripper performed on stage
Striptizci sahnede performans sergiledi
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ile başlamak
bir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
sahte iyi
Sahnedeçok iyi biriymiş gibi davranan kişi
Stop being such a goody goody
Bu kadar sahte iyi davranmayı bırak
yaltakçı
otoriteyi memnun etmek için aşırı çabalayan kişi
She is a goody goody in class
Sınıfta tam bir yaltakçı
uslu çocuk
her zaman kurallara uyarak otoriteyi memnun etmeye çalışan kimse
Don't be such a goody goody
Bu kadar uslu çocuk olma
elle yakalanmış
Sahnedealet kullanılmadan sadece ellerle yakalanan
These are hand-caught fish
Bunlar elle yakalanmış balıklardır
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
doğramak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
pirzola
kemikli kalın et dilimi
I ate a lamb chop for dinner
Akşam yemeğinde kuzu pirzola yedim
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
sebze
Sahnedegıda olarak kullanılan bitki
I love eating fresh veggies
Taze sebzeler yemeyi severim
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
el yapımı
Sahnedeustalıkla, elle yapılmış
She sells artisanal cheese
O, el yapımı peynirler satıyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
katılım
Sahnedebir şeye katılma eylemi
Student participation is important
Öğrenci katılımı önemlidir
öfkeyle çıkmak
Sahnedebir yerden öfkeli bir şekilde ayrılmak
He stormed out of the room
Odadan öfkeyle çıktı
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
ikili vuruş
Sahnedeboks gibi sporlarda art arda yapılan iki hızlı vuruş
He landed a quick one two
Hızlı bir ikili vuruş yaptı
ikili yumruk
boksta üst üste hızlıca atılan iki yumruk
He knocked his opponent out with a quick one two
Rakibini hızlı bir ikili yumrukla nakavt etti
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
pankek
Sahnedehamurdan yapılan tavada pişirilen yassı kek
I ate hotcakes for breakfast
Kahvaltıda pankek yedim
tarak
Sahnedesaçları düzeltmek için kullanılan dişli araç
I need a comb
Bir tarağa ihtiyacım var
didik didik aramak
bir alanı dikkatlice aramak
They combed the forest for the dog
Köpek için ormanı didik didik aradılar
taramak
saçları düzeltmek için tarak kullanmak
She combs her hair every morning
Her sabah saçlarını tarar
tarak
saçları düzene sokmak için kullanılan ince dişli yassı alet
I need a comb for my hair
Saçım için bir tarağa ihtiyacım var
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
alır
Sahnedebir şeyi elde etmek veya kabul etmek
He takes the key
Anahtarı o alır
götürmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
She takes her umbrella to school
O şemsiyesini okula götürür
gerektirmek
bir şeyin gerekli olması
It takes time to learn a language
Bir dil öğrenmek zaman gerektirir
gerektirmek
bir şeyin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulmak
It takes courage to try new things
Yeni şeyler denemek cesaret gerektirir
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
dev
Sahnedeçok güçlü veya önemli kimse
He is one of the industry titans
O sektörün devlerinden biridir
dev
çok büyük veya güçlü kişi ya da şey
He is a titan of the business world
O iş dünyasının bir devidir
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
hapishane
Sahnedeyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
hayat değiştiren
Sahnedehayatta büyük bir değişikliğe neden olan
This was a life changing experience
Bu hayat değiştiren bir deneyimdi
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
bebeğim
Sahnedesevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
çekici kişi
genellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlam
bir kelimenin veya cümlenin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
biyolojik
Sahnedeyaşamla veya canlılarla ilgili
This is a biological process
Bu biyolojik bir süreçtir
biyolojik
genetik veya kan bağı ile bağlantılı
She is my biological mother
O benim biyolojik annem
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
öz
Sahnedebir şeyin en temel veya en önemli özelliği
Love is the essence of life
Aşk hayatın özüdür
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
rekabetçi
Sahnedebaşkalarından daha iyi olmaya veya kazanmaya istekli
She is very competitive at tennis
Teniste çok rekabetçidir
canavar
Sahnedeargo kullanımda etkileyici veya mükemmel olan şey
Check out this bad boy
Şu canavara bir bak
asi çocuk
kuralları çiğneyen davranışlar sergileyen erkek
She likes the bad boy
O asi çocuklardan hoşlanıyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
kupa
Sahnedesıcak içecekler için kullanılan saplı büyük bardak
I drank coffee from a mug
Kahveyi bir kupadan içtim
gasp etmek
birine saldırarak eşyalarını çalmak
He was mugged in the park
Parkta gasp edildi
surat
bir kişinin yüzü için kullanılan gayriresmi kelime
Keep that ugly mug out of my sight
O çirkin suratını gözümün önünden çek
gasp etmek
birine saldırıp parasını veya eşyalarını zorla almak
He was mugged on his way home
Eve dönerken gasp edildi
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
boşver
Sahnedebir şeyi artık düşünmemeye karar vermek
Forget it, it doesn't matter
Boşver, önemli değil
boşver
bir şeyi dikkate almamayı veya önemsememeyi belirtmek
You want me to help you? Forget it
Bana yardım etmemi mi istiyorsun? Boşver
unut gitsin
bir olayı veya düşünceyi tamamen zihinden silmek
That argument is over so just forget it
O tartışma bitti, bu yüzden unut gitsin
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
acele etme
Sahnedebir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
budala
Sahnedeaptal veya gülünç davranan kişi
He acts like a total dork
Tam bir budala gibi davranıyor
inek
sosyal becerileri zayıf olan kişi
He is a total dork about computers
Bilgisayarlar konusunda tam bir inek
şapşal
aptal veya komik birini tanımlamak için kullanılan gayri resmi bir kelime
He acts like such a dork when he is excited
Heyecanlandığında tam bir şapşal gibi davranıyor
adam
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk
He is a nice fellow
O nazik bir adam
meslektaş
aynı statüye veya aktiviteye sahip kişi
He is a fellow student
O bir okul arkadaşı
adam
genellikle erkekler için kullanılan samimi bir ifade
He is a nice fellow
O iyi bir adam
mahkum
Sahnedehapishanede tutulan kişi
The inmates are in the yard
Mahkumlar avluda
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı