

Modern Family — 7. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
635 kelime
Seviye
yol gösterdi
Sahnedebirine yolu göstermek
He led me to the room
Beni odaya götürdü
yol açmak
bir olaya sebep olmak
His research led to a new discovery
Araştırması yeni bir buluşa yol açtı
led lamba
elektrikle çalışan aydınlatma cihazı
The room has an LED bulb
Odada led lamba var
yol gösterdi
önden giderek başkalarına rehberlik etmek
She led us through the dark forest
Ormanda bize o yol gösterdi
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
deli
normal şekilde düşünemeyen veya davranamayan
He seemed mad
Deli gibi görünüyordu
sızdırdı
Sahnedebir kaptan sıvı veya gazın dışarı çıkmasına neden olmak
The old pipe leaked water
Eski boru su sızdırdı
sızdırıldı
gizli tutulması gereken bir bilginin açığa çıkması
The information was leaked to the public
Bilgi kamuoyuna sızdırıldı
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
hırlama
Sahnedekızgınlık veya öfkeyi ifade eden ses
He growled grr when he was frustrated
Hayal kırıklığına uğradığında hır diye hırladı
hırlama
kızgın bir hayvanın çıkardığı ses
The dog let out a grr
Köpek bir hırlama çıkardı
ceza
Sahnedeyanlış bir şey yaptığında verilen yaptırım
He received a punishment for being late
Geç kaldığı için ceza aldı
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
çeşitli
Sahnedebirbirinden farklı çeşitlerde olan
There are various colors of flowers
Çeşitli renklerde çiçekler var
Hadi ya
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
insanlar
Sahnedeözellikle aile veya arkadaşlar olan bir grup insan
Some folks like to travel
Bazı insanlar seyahat etmeyi sever
aile üyeleri
bir ailedeki kişiler
My folks live in New York
Ailem New York'ta yaşıyor
anne baba
anne ve baba için kullanılan gayriresmi kelime
I need to call my folks
Anne babamı aramam lazım
romantizm
Sahnedederin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
aşk hikayesi
aşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
ayna
Sahnedegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
göreceli
başka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
sevimlilik
Sahnedetatlı veya şirin olma özelliği
The puppy's cuteness is amazing
Yavru köpeğin sevimliliği şaşırtıcı
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
öldürmek
birini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
saçma
Sahnedeçok aptalca veya gülünç
That outfit is ridonk
Bu kıyafet çok saçma
bebeğim
Sahnedesevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
çekici kişi
genellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan büyük ve yumuşak minder
I bought a new mattress
Yeni bir yatak aldım
takılı kalmış
Sahnedebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
şifre
Sahnedebir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
birleşim
farklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
anlatabilmek
Sahnedebirinin sizi anlamasını sağlamak
I just can't get through to him
Ona bir türlü anlatamıyorum
anlatabilmek
birine bir şeyi başarıyla açıklayabilmek
I finally got through to her
Sonunda ona derdimi anlatabildim
ulaşmak
telefon veya iletişim yoluyla birine başarıyla ulaşmak
I tried calling him but could not get through to him
Onu aramaya çalıştım ama ona ulaşamadım
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
başarmak
Sahnedebir şeyi başarmak
He worked hard to make it rain
Başarmak için çok çalıştı
bereket getirmek
bir şeyin özellikle paranın bolca ortaya çıkmasını sağlamak
He hopes to make it rain with his new business
Yeni işiyle bereket getirmeyi umuyor
para saçmak
çok miktarda parayı göstermek veya harcamak
The actor likes to make it rain for the cameras
Oyuncu kameralar için para saçmayı seviyor
para harcamak
özellikle gece kulübü gibi yerlerde çok fazla para harcamak
They went to the club to make it rain
Para harcamak için kulübe gittiler
dostum
Sahnedebir erkek veya arkadaş için kullanılan gayriresmî terim
Hey dude, what's up?
Selam dostum, naber?
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
arkasından
Sahnedebirinin haberi olmadan gizlice
She talked about me behind my back
Benim arkamdan konuştu
çamaşır odası
Sahnedekıyafetlerin yıkanıp kurutulduğu oda
I am in the laundry room
Çamaşır odasındayım
çamaşır odası
evde çamaşır yıkamak için ayrılmış oda
Where is the laundry room?
Çamaşır odası nerede?
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
gözler
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut parçası
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
gözlemciler
bir şeye bakan veya onu izleyen kimseler
Many eyes were watching the game
Birçok gözlemci maçı izliyordu
süpermodel
Sahnedekıyafetleri tanıtan çok ünlü model
She is a famous supermodel
O ünlü bir süpermodel
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
yalan makinesi
Sahnedebir kişinin doğruyu söyleyip söylemediğini kontrol eden cihaz
He took a lie detector test
Yalan makinesi testine girdi
yalan makinesi
yalanları tespit etmek için fiziksel tepkileri ölçen bir cihaz
The suspect had to take a lie detector test
Şüpheli yalan makinesi testine girmek zorundaydı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
tıraş bıçağı
Sahnedetıraş olmak için kullanılan keskin alet
He uses a razor to shave
Tıraş olmak için tıraş bıçağı kullanır
tıraş bıçağı
tüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
doğum
Sahnedebir bebeğin dünyaya geldiği an
The date of birth is important
Doğum tarihi önemlidir
doğurmak
bir şeyin dünyaya gelmesini veya var olmasını sağlamak
The artist gave birth to a masterpiece
Sanatçı bir şaheser doğurdu
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
What is the birth of this character
Bu karakterin ismi nedir
soy
bir kişinin dünyaya geldiği aile veya sosyal sınıf
He is of noble birth
O asil bir soydan geliyor
doğurmak
bir canlıyı dünyaya getirmek
She gave birth to a baby
O bir bebek doğurdu
rezervasyon yapmak
Sahnedebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kitap
yazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
yükseltilmiş
Sahnedenormal seviyeden daha yüksek hale getirilmiş
They used a built-up area for the garden
Bahçe için yükseltilmiş bir alan kullandılar
birikmiş
zamanla toplanmış veya artmış
Dust built up on the shelf
Rafta toz birikti
özel
Sahnedesınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
katlanabilir
Sahnedekatlanma özelliğine sahip
This table is foldable
Bu masa katlanabilir
kafes
Sahnedehayvanları tutmak için kullanılan parmaklıklı alan
The bird is in the cage
Kuş kafesin içinde
kafese kapatmak
bir şeyi kapalı bir alanda tutmak
They had to cage the animal
Hayvanı kafese kapatmak zorunda kaldılar
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
mobilya tekerleği
Sahnedemobilyaların altına takılan küçük tekerlek
The chair has casters for easy movement
Sandalye kolay hareket için tekerleklere sahip
büyücü
büyü yapan kimse
The caster prepared a spell
Büyücü bir büyü hazırladı
Hadi oradan
Sahnedemeydan okuma veya kızgınlık belirten kaba bir ifade
I don't care, bite me
Umurumda değil, hadi oradan
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
benimsemek
bir konu hakkındaki düşünce tarzını kabul etmek
She is taking a firm stance on this issue
Bu konuda kararlı bir tutum benimsiyor
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
bornoz
Sahnedeuzun ve bol bir giysi
He put on his robe after the shower
Duştan sonra bornozunu giydi
lav
Sahnedebir yanardağdan çıkan sıcak sıvı kaya
The lava is very hot
Lav çok sıcaktır
oluk
Sahnedeçatı veya yol kenarında yağmur sularını taşımaya yarayan dar kanal
The leaves are blocking the gutter
Yapraklar oluğu tıkamış
yarı cüce
Sahnedeyarı cüce ve yarı başka bir ırktan olan bir varlık
The character is a half dwarf
Karakter bir yarı cücedir
ihlal etmek
Sahnedebir kurala veya yasaya aykırı davranmak
He violated the law
Yasayı ihlal etti
ihlal etmek
birinin gizliliğine veya haklarına müdahale etmek
This violates my privacy
Bu benim gizliliğimi ihlal ediyor
tecavüz etmek
birine iradesi dışında cinsel saldırıda bulunmak
He was arrested for violating the victim
Kurbanı taciz ettiği için tutuklandı
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin