

Modern Family — 7. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
çekici
Sahnedegörünüşü hoş veya arzulanan
She is very attractive
O çok çekici
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
ülke
Sahnedekendi hükümeti olan büyük toprak parçası
Which country are you from
Hangi ülkedensin
kırsal
tarlaların ve ağaçların olduğu açık alan
I live in the country
Kırsalda yaşıyorum
country müziği
folk ve western kökenli bir müzik türü
She likes listening to country music
Country müziği dinlemeyi seviyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
ile uğraşmak
Sahnedeeğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalamak
eğlenmek amacıyla bir şeyle oynamak veya onu hareket ettirmek
Do not play with your food
Yemeğinle oynama
oynamak
eğlence amacıyla biriyle veya bir şeyle etkinlik yapmak
I play with my dog in the park
Parkta köpeğimle oynuyorum
biriyle oynamak
biriyle eğlenceli bir şey yapmak
I like to play with my friend
Arkadaşımla oynamayı severim
biriyle vakit geçirmek
biriyle eğlence amaçlı etkileşimde bulunmak
She likes to play with her cat
O kedisiyle oynamayı sever
oyalanmak
bir şeyi eğlence için elinde tutup kurcalamak
Stop playing with your food
Yemeğinle oynamayı bırak
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ortak noktası olmak
Sahnedeiki veya daha fazla kişi veya şey arasında aynı özelliklerin bulunması
We have a lot in common
Çok fazla ortak noktamız var
ortak noktası olmak
iki kişinin veya şeyin aynı özelliği veya ilgi alanını taşıması
They have a lot in common
Onların birçok ortak noktası var
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
acımasız
Sahnedeçok sert veya zalim
The attack was brutal
Saldırı acımasızdı
yıpratıcı
başa çıkması çok zor veya tatsız olan
The training was brutal
Antrenman çok yıpratıcıydı
acımasız
birini incitebilecek kadar dürüst ve sert
He gave me some brutal feedback
Bana çok acımasız geri bildirim verdi
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
posta kutusu
Sahnedemektup veya paketlerin alınması veya gönderilmesi için kullanılan kutu
The mail is in the mailbox
Posta, posta kutusunda
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
his
Sahnedebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
reşit olmayan
Sahnedeyasal yetişkinlik yaşının altındaki kişi
He is still a minor
O hâlâ reşit değil
önemsiz
ciddi veya önemli olmayan
It was a minor mistake
Bu önemsiz bir hataydı
minör
hüzünlü veya ciddi bir tınısı olan müzik dizisi
This song is in a minor key
Bu şarkı minör tonda
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
fırlamak
Sahnedebir yüzeyden aniden ayrılıp uzaklaşmak
The button flew off my shirt
Düğme gömleğimden fırladı
uçup gitmek
bir yere gitmek üzere yola çıkmak
They will fly off to London soon
Yakında Londra'ya uçup gidecekler
kapışılmak
çok hızlı bir şekilde satılmak veya alınmak
These toys are flying off the shelves
Bu oyuncaklar kapış kapış gidiyor
canlı
Sahnedegösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
tırmanmak
Sahnedeel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
arabalar
Sahnedemotorlu ve dört tekerlekli ulaşım aracı
There are many cars on the street
Caddede birçok araba var
araba
tekerlekli ve motorlu taşıt
They bought two new cars
İki yeni araba satın aldılar
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
chop suey
Sahnedeet ve sebzelerle hazırlanan bir Çin yemeği
I ate chop suey at a restaurant
Restoranda chop suey yedim
bagaj
Sahnedeseyahat için kullanılan çantalar ve valizler
Where is your luggage?
Bagajınız nerede?
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
bu yüzden
Sahnedebu sebeple
It rained, therefore the game was cancelled
Yağmur yağdı, bu yüzden maç iptal edildi
yepyeni
Sahnedetamamen yeni olan
The company released an all new model
Şirket yepyeni bir model piyasaya sürdü
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
izlemek
Sahnedebir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
manzara
bir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
gözlem
Sahnedebir şeyi izleme veya fark etme eylemi
She made a careful observation
Dikkatli bir gözlem yaptı
açmak
Sahnedebilgiyi ekrana getirmek veya görüntülemek
I will pull up the data now
Veriyi şimdi açacağım
yaklaştırmak
bir şeyi bulunduğun yere doğru çekmek
Please pull up a chair to the table
Lütfen masaya bir sandalye yaklaştır
yanaşmak
bir taşıtla bir yere varmak
The bus will pull up at the stop
Otobüs durakta yanaşacak
bank
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
su tesisatçılığı
Sahnedesu borularının döşenmesi ve tamir edilmesi işi
He decided to study plumbing
Su tesisatçılığı okumaya karar verdi
sıhhi tesisat
binadaki su boruları ve armatürler sistemi
He works with sanitary plumbing
O sıhhi tesisat ile uğraşıyor
tesisat
bir binada suyun taşınmasını sağlayan borular sistemi
The plumbing in this house is old
Bu evin tesisatı eski
uyluk
Sahnedekalça ile diz arasındaki bacak bölümü
My thigh hurts
Uyluğum ağrıyor
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
toz
Sahnedehavada uçuşan veya yüzeylerde biriken ince kuru parçacıklar
I need to clean the dust
Tozu temizlemem gerekiyor
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
serpmek
bir yüzeyi ince bir toz tabakasıyla kaplamak
She dusted the cake with sugar
Pastanın üzerine şeker serpti
haklamak
birini öldürmek
The gangster dusted his rival
Gangster rakibini hakladı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's get together for coffee
Kahve içmek için buluşalım
sevgili olmak
romantik bir ilişkiye başlamak
They finally got together
Sonunda sevgili oldular
buluşmak
sosyal amaçla biriyle bir araya gelmek
Let's get together this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
buluşma
insanların bir araya geldiği resmi olmayan toplantı
Let's have a get together soon
Yakında bir buluşma yapalım
hazırlamak
bir şeyi düzenlemek veya bir araya getirmek
I need to get together my notes
Notlarımı hazırlamam gerekiyor
buluşmak
sosyal bir ortamda biriyle vakit geçirmek
We should get together for coffee
Kahve içmek için buluşmalıyız
toplanma
insanların sosyal amaçlı bir araya gelmesi
We are having a small get-together tonight
Bu akşam küçük bir toplanmamız var
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
marka
Sahnedebelirli bir tür veya kategori
Which brand do you prefer?
Hangi markayı tercih edersin?
damgalamak
bir hayvanın üzerine işaret koymak
Farmers brand their cattle
Çiftçiler sığırlarını damgalar
banyo
Sahnedevücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
üstü çıplak
Sahnedeüstünde gömlek veya tişört olmayan
He is shirtless on the beach
Plajda üstü çıplak
üzerine gelmek
Sahnedebir şeye veya birine doğru hareket etmek
The dog came at me
Köpek üzerime geldi
gerektirmek
bir şeye ihtiyaç duymak
This task comes at a lot of focus
Bu görev çok fazla odaklanma gerektirir
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
makale
Sahnedebir konu hakkında yazılmış kısa yazı
I have to write an essay for school
Okul için bir makale yazmam gerekiyor
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
bunaltmak
Sahnedeçok fazla şey olduğu için başa çıkamaz hale gelmek
I am overwhelmed by work
İşten dolayı bunaldım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik