

Modern Family — Season 8 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
613 kelime
Seviye
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
bira
Sahnedetahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
bira
tahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
etki gücü
Sahnedebir durumu etkileme gücü
He has a lot of leverage in this deal
Bu anlaşmada çok büyük bir etki gücü var
kaldıraç olarak kullanmak
bir avantaj elde etmek amacıyla bir şeyi kullanmak
We can leverage this technology to improve efficiency
Verimliliği artırmak için bu teknolojiden faydalanabiliriz
piyano
Sahnedesiyah ve beyaz tuşları olan büyük bir müzik aleti
I can play the piano
Piyano çalabiliyorum
silmek
Sahnedebir şeyi silerek kaldırmak
Please erase the mistakes on the page
Lütfen sayfadaki hataları silin
silmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
Please erase the board
Lütfen tahtayı silin
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
kova
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
bilek
Sahnedeel ile kol arasındaki eklem
He wore a watch on his wrist
Bileğine bir saat taktı
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
terk etmek
birini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
dışarı çıkmak
bir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
yoksa
aksi takdirde veya yoksa
Study hard, or else you will fail
Sıkı çalış, yoksa kalacaksın
refleks
Sahnedehızlı ve bilinçsiz bir hareket veya tepki
He has quick reflexes
Hızlı refleksleri var
istemsiz tepki
bir şeye karşı verilen hızlı ve otomatik hareket
It was a reflex
Bu bir refleksti
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
açık mikrofon
herkesin sahneye çıkıp performans sergileyebileceği bir etkinlik
I performed a poem at the open mic
Açık mikrofonda bir şiir okudum
oturmak
bir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
seçmek
Sahnedebir grup arasından birini belirlemek
Please select an option
Lütfen bir seçenek seçin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
He was part of a select group
O seçilmiş bir grubun parçasıydı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
mizaç
Sahnedebir kişinin doğuştan gelen karakteristik özellikleri
He has a calm temperament
Sakin bir mizaca sahip
âşık
birine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
bütün gece
tüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
gece boyunca
gecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
dikkafalı
Sahnedekendi fikrinde direten
He is too pigheaded to listen to advice
Tavsiyeyi dinlemeyecek kadar dikkafalı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
duyarsızlık
Sahnedebaşkalarının duygularını önemsememe durumu
He apologized for his insensitivity
Duyarsızlığı için özür diledi
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
ah
Sahnedeani acı belirtisi
Ow that really hurt
Ah canım gerçekten yandı
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
günlük
Sahnedeher gün gerçekleşen
I go for a daily walk
Günlük yürüyüşe çıkarım
günlük
her gün gerçekleşen
I have a daily routine
Günlük bir rutinim var
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
duvar kaplaması
Sahnededuvarları kaplamak için kullanılan düz levhalar
They installed wooden paneling in the living room
Oturma odasına ahşap duvar kaplaması yerleştirdiler
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
güvercin
Sahnedeşehirlerde yaygın olarak görülen bir kuş türü
The pigeon is eating bread
Güvercin ekmek yiyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şeyi koymak
I need to replace the batteries
Pilleri değiştirmem gerekiyor
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
iptal etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
kara
Sahnededünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş
uçuş sonrası yere inme eylemi
The landing was smooth
İniş yumuşaktı
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
arazi
birinin sahip olduğu toprak parçası
This is his private landing
Burası onun özel arazisi
ne dersin
bir öneride bulunmak için kullanılır
What do you say to a movie?
Bir filme ne dersin?
karnaval
Sahnedemüzik, yemek ve oyunların olduğu halka açık etkinlik
The carnival is in town this week
Karnaval bu hafta şehirde
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
toplamak
eşyaları saklamak veya taşımak için kutulara veya çantalara koymak
Please pack up your things
Lütfen eşyalarını topla
toparlanıp gitmek
bir yeri terk etmek veya bir etkinliği bitirmek
We should pack up and go home
Toparlanıp eve gitmeliyiz
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yanında olmak
destek olmak için birinin yanında bulunmak
I will sit with her
Onun yanında olacağım
eşlik etmek
arkadaşlık etmek amacıyla yanında kalmak
He sat with me all night
Bütün gece bana eşlik etti
yazdı
Sahnedebir metni oluşturmak
She wrote a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup yazdı
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
e-posta
bilgisayarla gönderilen mesaj
I sent an e-mail
Bir e-posta gönderdim
e-posta
internet üzerinden gönderilen mesaj
Check your e-mail
E-postanı kontrol et
e-posta göndermek
internet kullanarak mesaj göndermek
I will e-mail you
Sana e-posta göndereceğim
e-posta atmak
elektronik posta ile mesaj göndermek
Please e-mail me
Lütfen bana e-posta at
eposta
bir bilgisayardan diğerine gönderilen mesaj
I will send you an e mail
Sana bir e posta göndereceğim
baharatlı ekmek çubuğu
baharatlı bir atıştırmalık ekmek türü
I ordered crazy bread with my pizza
Pizzamın yanına baharatlı ekmek çubuğu söyledim
riskli
Sahnedetehlike veya risk içeren
It is a risky decision
Bu riskli bir karar
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
solmak
Sahnedekuruyup güçsüzleşmek
The flowers wilted in the sun
Çiçekler güneşte soldu
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
artırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
Orta Batı
SahnedeABD'nin kuzey orta bölgesi
He lives in the Midwest
O, Orta Batı'da yaşıyor
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
dahil olmak
bir şeye dahil olmak veya bağlantı kurmak
He wanted to plug into the local community
Yerel topluluğa dahil olmak istedi
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
son vermek
bir plana veya faaliyete son vermek
They had to pull the plug on the event
Etkinliğe son vermek zorunda kaldılar
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
reddetmek
bir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
tarafsız
Sahnedeherhangi bir tarafı desteklemeyen
He remained neutral during the argument
Tartışma sırasında tarafsız kaldı
boşta
aracın vitesinin hiçbir viteste olmadığı durum
The car is in neutral
Araba boşta
tarafsız
herhangi bir tarafı tutmayan
She tried to remain neutral in the argument
Tartışmada tarafsız kalmaya çalıştı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun