

Modern Family — 8. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
666 kelime
Seviye
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
lüks
Sahnedeçok rahat ve pahalı
We stayed in a deluxe room
Lüks bir odada kaldık
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
şaka
Sahnedeeğlence amaçlı yapılan küçük oyun
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
Sahnedebirine yapılan oyun veya şaka
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
büyük resim
Sahnedebir durumun veya fikrin bütünü, genel görünümü
We need to look at the big picture
Büyük resme bakmamız gerekiyor
büyük resim
tüm durumu göz önünde bulundurmak
You need to focus on the big picture
Büyük resme odaklanman gerekiyor
genel özet
bir şeyin ana hatlarını kısaca anlatmak
Can you give me the big picture of the project
Projenin genel özetini verebilir misin
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
lise
Sahnedeöğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
Sahnede14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
Sahnedeçocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
lise
ergenlerin eğitim gördüğü okul
She is a high-school student
O bir lise öğrencisi
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
organize etmek
Sahnedebir şeyi becerikli bir şekilde planlamak veya düzenlemek
She orchestrated the entire event
Tüm etkinliği o organize etti
organize etmek
bir şeyi dikkatli bir şekilde planlamak veya düzenlemek
She orchestrated the whole event
Tüm etkinliği o organize etti
düzenlemek
bir şeyi planlı bir şekilde organize etmek
They orchestrated the entire event
Tüm etkinliği onlar düzenledi
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
boşa gitmek
Sahnedetamamen israf olmuş veya mahvolmuş
All his hard work went down the drain
Tüm sıkı çalışması boşa gitti
boşa gitmek
çaba veya paranın boşa harcanması
All my hard work went down the drain
Tüm sıkı çalışmam boşa gitti
göğüs kasları
Sahnedegöğsün ön üst kısmındaki kaslar
He has big pecs
Onun büyük göğüs kasları var
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
yüzmek
vücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
I like to swim in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yüzme dersi
suda hareket etmeyi öğrenmek için yapılan çalışma
I am going to my swim lesson
Yüzme dersime gidiyorum
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
ağır adımlarla yürümek
Sahnedegüçlü ve gürültülü adımlarla yürümek
He tromped through the mud
Çamurun içinde ağır adımlarla yürüdü
açık sözlü
Sahnedekonuşma veya davranışta açık ve doğrudan olan
He was up front about the costs
Maliyetler konusunda açık sözlüydü
peşin
Sahnedebir ödemenin önceden yapılması
You must pay the fee up front
Ücreti peşin ödemelisiniz
peşin
bir hizmetten önce ödenen para
I had to pay the fee up front
Ücreti peşin ödemek zorunda kaldım
ön tarafta
bir şeyin ön kısmında
He sat up front in the bus
Otobüste ön tarafta oturdu
peşin
bir ürün veya hizmet için önceden ödenen
I paid the rent up-front
Kirayı peşin ödedim
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
refakat etmek
Sahnedebirine göz kulak olmak veya korumak için eşlik etmek
The teacher will chaperone the trip
Öğretmen geziye refakat edecek
refakatçi
Sahnedekorumak veya yol göstermek için birine eşlik eden kişi
Every student needs a chaperone
Her öğrencinin bir refakatçiye ihtiyacı var
refakat etmek
gençlerin kurallara uygun davranmasını sağlamak için onlara eşlik etmek
She will chaperone the students on the trip
Okul gezisinde öğrencilere o refakat edecek
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
kapatmak
Sahnedebir şeyin üstünü kapatmak veya kapak takmak
Cap the bottle tightly
Şişenin kapağını sıkıca kapat
kep
başa tam oturan yumuşak şapka
He is wearing a red cap
Kırmızı bir kep takıyor
ayrılmak
bir şeyden kopup uzaklaşmak
The loose part will cap from the base
Gevşek parça tabandan ayrılacak
öldürmek
birinin canını almak
He capped the intruder last night
Dün gece davetsiz misafiri öldürdü
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
beklemek
Sahnededaha iyi bir şey olana kadar beklemek
He is holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif bekliyor
bir şey için direnmek
bir şeyi elde edene kadar kabul etmemek
They are holding out for a better offer
Daha iyi bir teklif için direniyorlar
beklemek
istediğinden daha azını kabul etmeyi reddetmek
They are holding out for a better salary
Daha iyi bir maaş için bekliyorlar
berbat
Sahnededüşük veya kötü kalitede
The movie we saw yesterday was crumby
Dün izlediğimiz film berbattı
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
kişi
Sahnedebir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
grup
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
bant
haberleşme amacıyla kullanılan radyo frekans aralığı
The radio operates on a specific frequency band
Radyo belirli bir frekans bandında çalışıyor
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
görünmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
He seems happy today
Bugün mutlu görünüyor
atlatmak
Sahnedezor bir durumu sonuna kadar sürdürüp bitirmek
I hope we make it through the night
Umarım geceyi atlatırız
atlatmak
zor bir durumdan sağ salim çıkmak
We will make it through this storm
Bu fırtınayı atlatacağız
atlatmak
zor bir süreci veya görevi başarıyla tamamlamak
I am sure we will make it through this tough week
Bu zor haftayı atlatacağımızdan eminim
cümle
Sahnedetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
hüküm vermek
bir suçluya verilecek cezayı kararlaştırmak
The judge sentenced the criminal to jail
Hakim suçluya hapis cezası verdi
çelişmek
Sahnedefarklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çatışma
ciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
cömertçe
Sahnedenazik veya paylaşımcı bir şekilde
He donated generously to the charity
Hayır kurumuna cömertçe bağış yaptı
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
tamamlamak
Sahnedebir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
tamamlamak
Sahnedebir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
tam
vurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
selam
Sahnedemerhaba demek veya dikkat çekmek için kullanılan bir kelime
Hey how are you
Selam nasılsın
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
arzu
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
destansı
Sahnedeçok büyük veya etkileyici
The movie had an epic ending
Filmin destansı bir sonu vardı
pantolon
Sahnedebacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
nefes nefese kalmak
hızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
tarif etmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
sulandırmak
Sahnedebir sıvıyı su ekleyerek seyreltmek
He watered down the juice for the child
Çocuk için meyve suyunu sulandırdı
seyreltmek
bir sıvının gücünü azaltmak için su eklemek
You should water down the juice for the baby
Bebek için meyve suyunu seyreltmelisin
hafifletmek
su katarak bir şeyin etkisini azaltmak
They decided to water down the original proposal
Orijinal teklifi hafifletmeye karar verdiler
seyirci kalmak
Sahnedeyardım etmeden izlemek
I cannot sit by and do nothing
Sadece seyirci kalamam
yanında oturmak
birinin hemen yakınında bulunmak
She likes to sit by the window
Pencerenin yanında oturmayı sever
seyirci kalmak
yardım edebilecekken hiçbir şey yapmamak
You cannot just sit by while they struggle
Onlar zorlanırken öylece seyirci kalamazsın
ilkbahar
Sahnedekıştan sonra gelen mevsim
Flowers bloom in spring
Çiçekler ilkbaharda açar
yay
esneyebilen bükülmüş metal tel
This pen has a spring
Bu kalemin bir yayı var
fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
He sprang out of bed
Yataktan fırladı
kaynak
yeraltından doğal olarak suyun çıktığı yer
We drank water from the cold spring
Soğuk kaynaktan su içtik
muhtaç
Sahnedetemel gereksinimleri karşılayamayan
We should help people in need
Muhtaç insanlara yardım etmeliyiz
muhtaç
bir şeye çok gereksinim duymak
He is in need of help
O yardıma muhtaç
muhtaç
yardıma veya desteğe ihtiyaç duyan
The charity helps those in need
Hayır kurumu muhtaç olanlara yardım ediyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
boğuşmak
Sahnedezor bir durumla veya sorunla başa çıkmaya çalışmak
He is wrestling with a difficult decision
Zor bir kararla boğuşuyor
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
saç modeli
Sahnedesaçın düzenlenme şekli
I really like your new hairstyle
Yeni saç modelini gerçekten beğendim
saç modeli
bir kişinin saçının kesilme veya düzenlenme şekli
I like your new hairstyle
Yeni saç modelini beğendim
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
kafa karıştırıcı
Sahnedeanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
iptal etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
gerçek dışı
Sahnedegerçek olmayan veya doğru olmayan
The colors in the painting look unreal
Tablodaki renkler gerçek dışı görünüyor
açık artırma
Sahnedeürünlerin en yüksek teklifi verene satıldığı halka açık satış
The painting was sold at an auction
Tablo bir açık artırmada satıldı
açık artırma
insanların bir şeyleri satın almak için teklif verdiği etkinlik
I will bid at the auction tomorrow
Yarın açık artırmada teklif vereceğim
açık artırma
eşyaların en yüksek teklifi verene satıldığı satış etkinliği
He bought the painting at an auction
Tabloyu bir açık artırmada satın aldı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum