

Modern Family — 8. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
691 kelime
Seviye
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
bayılmak
Sahnedeaniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
hafif
çok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
numara
Sahnedekısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
biraz
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
yaşamaya başlamak
bir şeyi deneyimlemeye başlamak
She went into shock
Şoka girdi
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
emniyet
silahın ateş etmesini engelleyen mekanizma
He clicked the safety on
Emniyeti açtı
kısa
Sahnedeaz süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
kusursuzca
Sahnedehiçbir hata veya kusur olmadan
She was impeccably dressed for the interview
Mülakat için kusursuzca giyinmişti
yetim veya öksüz
Sahnedeanne ve babası ölmüş çocuk
He became an orphan at a young age
Genç yaşta yetim kaldı
yetim veya öksüz bırakmak
birini bakımsız veya desteksiz bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim bırakmak
bir çocuğu anne ve babasız bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
saf
Sahnedetam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
saf
başka hiçbir şeyle karışmamış
This water is pure
Bu su saf
sevinç
Sahnedebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
gelecek vadeden
Sahnedeyakında başarılı olması beklenen
He is an up and coming artist
O, gelecek vadeden bir sanatçı
yükselen
başarılı veya popüler olmaya başlayan
This is an up and coming neighborhood
Burası yükselen bir mahalle
gelecek vadeden
başarılı veya popüler olma yolunda ilerleyen
She is an up and coming singer
O gelecek vadeden bir şarkıcı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hortum
Sahnedesu taşımak için kullanılan esnek boru
The garden hose is long
Bahçe hortumu uzundur
hortumla yıkamak
birini veya bir şeyi hortumla yıkamak
I will hose the car
Arabayı hortumla yıkayacağım
çorap
bacakları ve ayakları örten giysi
She wore silk hose
İpek çoraplar giydi
kazıklamak
birini parasını alarak kandırmak
He hosed me on the deal
Anlaşmada beni kazıkladı
korkuluk
Sahnedemetal veya ahşaptan yapılmış uzun ve dar parça
He held the rail
Korkuluğu tuttu
sertçe eleştirmek
bir şey hakkında güçlü eleştiri veya öfke ifade etmek
He railed against the unfair rules
O haksız kuralları sertçe eleştirdi
becermek
kaba bir tabirle cinsel ilişkiye girmek
He railed her last night
Dün gece onu becerdi
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
mantıklı olmak
mantıklı veya anlaşılır olmak
What you are saying makes sense
Söylediklerin mantıklı
mantıklı olmak
anlaşılır veya mantıklı bir yapıya sahip olmak
Your explanation makes sense
Açıklaman mantıklı
mantıklı olmak
açık ve anlaşılır olmak
Your answer makes sense
Cevabın mantıklı
bebek bakıcısı
Sahnedebir çocuğa bakan kişi
My babysitter is very kind
Bebek bakıcım çok nazik
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
seksi
Sahnedecinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
çekici
fiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
silindir şapka
Sahnedeüst kısmı düz olan uzun ve resmi bir şapka
He wore a top hat
Silindir şapka giydi
silindir şapka
resmi törenlerde takılan yüksek ve düz tepeli şapka
The magician wore a black top hat
Sihirbaz siyah bir silindir şapka takıyordu
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
önsezi
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
I have a hunch about this
Bu konuda bir önsezim var
kamburlaşmak
vücudunu öne doğru eğmek
Do not hunch your back
Sırtını kamburlaştırma
sezgi
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğuna dair his
I had a hunch he would call
Beni arayacağına dair bir sezgim vardı
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
İtalyan lokantası
Sahnedegenellikle İtalyan yemekleri sunan küçük restoran
We ate dinner at a small trattoria
Akşam yemeğini küçük bir İtalyan restoranında yedik
erotik
Sahnedecinsel arzu veya uyarılma ile ilgili
She wrote an erotic novel
Erotik bir roman yazdı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
adam öldürme
Sahnedebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
burun
Sahnedeyüzün koku alan ve nefes alan kısmı
Touch your nose
Burnuna dokun
burun
koku almak için kullanılan yüz bölümü
Her nose is small
Onun burnu küçük
telafi etmek
Sahnedegecikmiş veya yapılmamış bir işi tamamlamak
I need to catch up on my sleep
Uykumu telafi etmem gerekiyor
telafi etmek
kaçırılanları öğrenip eksikleri gidermek
I need to catch up on the news
Haberleri telafi etmem gerekiyor
köken
Sahnedebir kişinin aile geçmişi veya soyu
She is searching for her roots
Kökenlerini araştırıyor
sabitlemek
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
The plant is rooted in the ground
Bitki yere sabitlenmiştir
tutmak
bir takımı veya kişiyi desteklemek
I am rooting for the home team
Ev sahibi takımı tutuyorum
kök
saç telinin kafa derisine en yakın olan kısmı
She dyed her hair roots
Saç köklerini boyadı
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
direnen kişi
Sahnedeanlaşmayı veya boyun eğmeyi reddeden kişi
He was the last holdout in the negotiations
Müzakerelerde direnen son kişi oydu
çan
Sahnedevurulduğunda çınlayan içi boş metal nesne
The church bells rang loudly
Kilise çanları yüksek sesle çaldı
malikane
Sahnedeüzerinde ev bulunan geniş arazi
He lives on a large estate
Geniş bir malikanede yaşıyor
mal varlığı
bir kişinin sahip olduğu tüm para mülk ve eşyalar
He left his entire estate to his sister
Tüm mal varlığını kız kardeşine bıraktı
statü
belirli bir sosyal veya yasal konum
He holds a high estate in society
Toplumda yüksek bir statüye sahip
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
şahsen
Sahnedekişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
daha uzun
Sahnedebir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
smokin
Sahnederesmi etkinliklerde giyilen siyah veya beyaz ceketli takım elbise
He wore a tuxedo to the wedding
Düğünde smokin giydi
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
sauna
Sahnedeterlemek ve rahatlamak için kullanılan sıcak oda
I love going to the sauna
Saunaya gitmeyi severim
buhar odası
buhar banyosu için ısıtılmış oda
The hotel has a steam room
Otelin bir buhar odası var
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
tef
Sahnedesarsıldığında ses çıkaran metal parçalara sahip küçük bir davul
She played the tambourine in the band
Grupta tef çaldı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
buluşmak
Sahnedebirisiyle bir araya gelmek
Let's meet up tomorrow
Yarın buluşalım
buluşma
insanların sosyal bir amaçla bir araya gelmesi
We are going to a meet up tonight
Bu akşam bir buluşmaya gidiyoruz
buluşma
ortak ilgi alanlarına sahip insanların katıldığı gayriresmi toplantı
We are going to a tech meet-up tonight
Bu akşam bir teknoloji buluşmasına gidiyoruz
istek
Sahnedebir şeyin yapılmasını isteme
He made several requests for help
Yardım için birkaç istekte bulundu
talep
bir şeyin nazikçe veya resmi olarak istenmesi
The boss received many requests
Patron birçok talep aldı
abartılacak bir şey
Sahnedepek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
donmuş
Sahnedeçok soğuk veya buza dönüşmüş
The lake is frozen
Göl donmuş
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı