

Modern Family — 8. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
642 kelime
Seviye
derleme
Sahnedeçeşitli şeylerin bir araya getirilmiş hali
The band released a compilation of their best songs
Grup en iyi şarkılarından oluşan bir derleme yayınladı
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
reddetmek
bir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
seri
Sahnedebir şeyi durmadan yapmaya devam edilen süre
He has a winning streak
Onun bir galibiyet serisi var
hızla geçmek
bir hat boyunca hızla hareket etmek
The car streaked past us
Araba yanımızdan hızla geçti
çizgi
farklı renkte veya maddede uzun ince iz
There is a streak of dirt on the window
Pencerede bir kir çizgisi var
huy
kişinin karakterinin bir parçası
He has a mean streak
Onun kötü bir huyu var
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçlu
suç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
karşı gelmek
Sahnedebir şeye uymayı veya kabul etmeyi reddetmek
He defied the rules
Kurallara karşı geldi
karşı gelmek
bir kurala veya emre uymayı reddetmek
He decided to defy the rules
Kurallara karşı gelmeye karar verdi
anlatmak
Sahnedegizli bir bilgiyi veya sırrı açıklamak
Spill the secret
Sırrı anlat
dökülme
yanlışlıkla dökülen sıvı
There is a spill on the carpet
Halıda bir dökülme var
dökmek
bir sıvıyı yanlışlıkla düşürmek
Don't spill the milk
Sütü dökme
dökmek
kanın vücuttan dışarı akmasına sebep olmak
They tried to avoid spilling blood
Kan dökmekten kaçınmaya çalıştılar
akılda kalıcı
Sahnedekolayca hatırlanan veya tanınan
The song has a catchy melody
Şarkının akılda kalıcı bir melodisi var
yas tutmak
Sahnedebirinin ölümü nedeniyle çok üzülmek
They mourn the loss of their friend
Arkadaşlarının kaybı için yas tutuyorlar
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
çekici
Sahnedegörünüşü hoş veya arzulanan
She is very attractive
O çok çekici
veda
Sahnedeayrılık anında söylenen söz veya bu an
He said a fond farewell to his friends
Arkadaşlarına sevgiyle veda etti
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
sürmek
Sahnedebir maddeyi bir yüzeye yaymak
She smeared butter on the toast
Tostun üzerine tereyağı sürdü
karalama
birinin itibarını zedelemek için yapılan asılsız iddia
They spread a smear about her
Onun hakkında bir karalama yaydılar
sıkıştırmak
Sahnedebir şeyi dar bir boşluğa zorla yerleştirmek
He wedged the book into the shelf
Kitabı rafa sıkıştırdı
dilim
üçgen şeklinde kesilmiş parça
She ate a wedge of cheese
Bir dilim peynir yedi
takoz
bir ucu ince diğer ucu kalın olan üçgen şeklindeki nesne
He used a wedge to keep the door open
Kapıyı açık tutmak için bir takoz kullandı
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
doğum günü kartı
Sahnededoğum günü kutlaması için kullanılan kart
I bought a birthday card for my friend
Arkadaşım için bir doğum günü kartı aldım
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
yavru köpek
henüz çok genç olan köpek
The puppy is playing in the garden
Yavru köpek bahçede oynuyor
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
iyi şeyler
Sahnedeçok kaliteli veya güzel olan şeyler
This website has good stuff
Bu web sitesinde iyi şeyler var
gezegen
Sahnedeuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
gezegen
bir yıldızın etrafında dönen büyük gök cismi
Mars is a red planet
Mars kırmızı bir gezegendir
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
potansiyelinin altında kalan
Sahnedebeklenenden daha düşük performans gösteren
He is an underachieving student
O potansiyelinin altında kalan bir öğrenci
suçsuzluk kanıtı
Sahnedebir suç işlendiğinde başka bir yerde olduğunu kanıtlama
He has a strong alibi
Güçlü bir suçsuzluk kanıtı var
mazeret göstermek
birinin başka bir yerde olduğuna dair kanıt sunmak
She tried to alibi her friend
Arkadaşına mazeret göstermeye çalıştı
suçtan kaçmak için kanıt sunmak
bir suç işlendiği sırada başka bir yerde olunduğunu kanıtlamak
He provided an alibi for the night of the crime
Suçun işlendiği gece için bir mazeret sundu
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
dıt
Sahnedekısa ve tiz bir ses
The toy made a cute boop sound
Oyuncak tatlı bir dıt sesi çıkardı
hafifçe dokunmak
birine şakacı ve nazik bir şekilde dokunmak
I will boop your nose
Burnuna hafifçe dokunacağım
bip
kısa ve tiz bir ses
The toy made a little boop sound
Oyuncak küçük bir bip sesi çıkardı
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
uzak
Sahnedeçok mesafede olan
The house is farther away
Ev çok uzakta
daha uzak
daha çok mesafede olan
He ran farther than me
O benden daha uzağa koştu
daha uzak
mesafeli olarak daha ileride
I can not walk any farther
Daha fazla uzağa yürüyemem
taşınmak
Sahnedeyaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
hareketli
yer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı
I have two apples
İki elmam var
yapılması gerekenler
yapılması uygun olan şeyler
Follow the dos and don'ts
Yapılması ve yapılmaması gerekenlere uyun
iki
iki sayısı
Dos means two in Spanish
Dos İspanyolca'da iki demektir
geri getirmek
Sahnedeeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
eski haline getirmek
bir şeyi önceki durumuna döndürmek
They will restore the old building
Eski binayı eski haline getirecekler
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
kolon
Sahnedekalın bağırsağın bir bölümü
The colon absorbs water
Kolon suyu emer
iki nokta
liste veya açıklama başlatmak için kullanılan noktalama işareti
Use a colon before a list
Liste öncesinde iki nokta kullanın
biraz
Sahnedeküçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak
I need to get rid of this old stuff
Bu eski eşyalardan kurtulmam lazım
altı
Sahnedesayı değeri olarak altı
I have six pens
Altı kalemim var
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
sütyen
Sahnedegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
Orta Çağ'a ait
SahnedeOrta Çağ ile ilgili olan
He studies medieval history
O Orta Çağ tarihini çalışıyor
Orta Çağ'a özgü
Orta Çağ dönemine ait olan
This is a medieval castle
Bu bir Orta Çağ kalesi
tutma
Sahnedebir şeyi elinde veya kollarında bulundurma
She is holding a cup of coffee
Bir fincan kahve tutuyor
bulundurma
bir şeyi belirli bir yerde muhafaza etmek
They are holding the cash in a safe
Parayı kasada bulunduruyorlar
gözaltı
polisin insanları tuttuğu yer
The suspect is in the holding cell
Şüpheli gözaltı hücresinde
tutma
bir şeyi elleriyle kavrayıp bırakmamak
She is holding a red apple
O kırmızı bir elma tutuyor
kötü konuşmak
Sahnedebirisi hakkında aşağılayıcı şeyler söylemek
He likes to talk trash about his rivals
O rakipleri hakkında kötü konuşmayı sever
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the perp
Polis suçluyu yakaladı
suçlu
bir suç işlediğinden şüphelenilen kişi
The police finally caught the perp
Polis sonunda suçluyu yakaladı
oluk atışı
Sahnedebowlingte parkurun yanındaki oluğa düşen top
The player threw a gutter ball
Oyuncu oluk atışı yaptı
perçinlemek
Sahnedemetal parçalarını küçük bir metal çivi ile birleştirmek
The workers will rivet the metal plates together
İşçiler metal plakaları birbirine perçinleyecek
kilitlemek
birinin dikkatini tamamen üzerine çekmek
The mysterious story riveted the audience
Gizemli hikaye seyirciyi kilitledi
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
çöl
Sahnedeaz yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
terk etmek
zor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
çöl
kurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
iğne
Sahnedesivri uçlu kısa ve ince metal parça
She dropped a pin on the floor
Yere bir iğne düşürdü
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
suç atmak
birine suç veya sorumluluk yüklemek
They tried to pin the theft on him
Hırsızlığı onun üzerine atmaya çalıştılar
iğnelemek
bir şeyi iğne kullanarak bir yüzeye sabitlemek
Please pin this paper to the wall
Lütfen bu kağıdı duvara iğneleyin
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu