

Modern Family — 9. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
604 kelime
Seviye
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
parlak
Sahnedeçok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
akıllıca olmayan
iyi bir yargı göstermeyen
That was not a bright idea
Bu akıllıca bir fikir değildi
kehanet
Sahnedegelecekte ne olacağına dair yapılan tahmin
The old man made a strange prophecy
Yaşlı adam tuhaf bir kehanette bulundu
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
makineli tüfek
Sahnedehızlı ateş eden silah
The soldier has a machine gun
Askerin bir makineli tüfeği var
makineli tüfekle ateş etmek
seri bir şekilde ateş etmek
He machine gunned the target
Hedefe makineli tüfekle ateş etti
makineli tüfek
mermileri hızla ateşleyen otomatik silah
The soldier carried a machine gun
Asker makineli tüfek taşıyordu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
telefon görüşmesi
Sahnedetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
telefon araması
telefonla birini arama eylemi
I received a phone call
Bir telefon araması aldım
telefon görüşmesi
iki kişi arasında telefonla yapılan konuşma
We had a long phone call
Uzun bir telefon görüşmesi yaptık
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
hatırlanmayan
Sahnedezihinden silinmiş olan
This is a forgotten place
Burası hatırlanmayan bir yer
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
numara
Sahnedekısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
yedek
Sahnedefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
teknik ekip görevlisi
Sahnedebir müzik grubu için ekipmanları kuran kişi
The roadie set up the amplifiers
Teknik ekip görevlisi amplifikatörleri kurdu
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
öncelikle
Sahnedeher şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
suçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
konuyu kapat
Sahnedebir konuyu veya tartışmayı bırakmak
Just drop it
Konuyu kapat
konuyu kapatmak
bir konu hakkında konuşmayı bırakmak
Please drop it and talk about something else
Lütfen konuyu kapat ve başka bir şeyden bahset
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı ciğerlerine çekme eylemi
Deep breathing helps you relax
Derin nefes alma rahatlamana yardımcı olur
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
çorba
Sahnedeet, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kereste deposu
Sahnedeinşaat kerestelerinin bulunduğu stok sahası
The lumberyard is closed on weekends
Kereste deposu hafta sonları kapalıdır
sınır
Sahnedebir şeyin kenarını belirleyen çizgi
This fence is the boundary of the garden
Bu çit bahçenin sınırıdır
sınır
kabul edilebilir olanı belirleyen kurallar
You should set clear boundaries with your colleagues
İş arkadaşlarınızla net sınırlar belirlemelisiniz
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
ampul
Sahnedeiçinden elektrik geçtiğinde ışık üreten cam nesne
I need to change the lightbulb
Ampulü değiştirmem gerekiyor
ampul
elektrik geçtiğinde ışık veren cam küre
Please screw in the new lightbulb
Lütfen yeni ampulü vidalayın
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
standup gösterisi
Sahnedebir kişinin seyirciye şakalar yaptığı gösteri
He performs stand up comedy every Friday
Her cuma standup gösterisi yapıyor
tanımak
Sahnedebirini zamanla öğrenmeye başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
yakından tanımak
birini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
tanımak
birini veya bir şeyi anlamaya başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
tanımak
biriyle zaman geçirdikçe ona aşina olmak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
tarafında
Sahnedebir fikirle veya kişiyle hemfikir olma durumu
I am on your side
Senin tarafındayım
ek olarak
asıl işine veya faaliyetine ek olarak
He teaches English on the side
Ek olarak İngilizce dersleri veriyor
ayrı olarak
ana yemeğin yanında ayrı olarak servis edilen
I want the sauce on the side
Sosun ayrı gelmesini istiyorum
gizlice
açık bir şekilde değil saklı veya gizli bir yolla
They were doing business on the side
Onlar gizlice ticaret yapıyorlardı
iniş yapmak
Sahnedeuçuş sonrası yere inmek
The plane landed safely
Uçak güvenle iniş yaptı
elde etmek
bir şeyi başarıyla kazanmak
He landed a new job
Yeni bir iş elde etti
kara
yer kürenin katı kısmı
We finally saw land
Sonunda karayı gördük
film
sinema veya televizyonda gösterilen hikaye
I watched a good film
İyi bir film izledim
materyal
Sahnedebir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
maddi
ruhsal olmayan fiziksel dünyayla ilgili
He prefers material things to spiritual growth
O maddi şeyleri ruhsal gelişime tercih eder
aday
bir iş veya amaç için gerekli niteliklere sahip olma
He is not material for this job
O bu iş için uygun bir aday değil
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
numara çevirmek
Sahnedebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
risk almak
Sahnedebaşarısız olma ihtimali olsa bile bir şeyi denemek
I will take a chance and apply for the job
Risk alacağım ve işe başvuracağım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
kese
Sahnedeküçük yumuşak bir çanta
He put the coins in a leather pouch
Bozuk paraları deri bir keseye koydu
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
Instagramda paylaşılmamış
SahnedeInstagram uygulamasında yayınlanmamış olan
The photo remains uninstagrammed
Bu fotoğraf Instagramda paylaşılmamış olarak duruyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik