

Modern Family — Season 9 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
605 kelime
Seviye
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
ek olarak
asıl işine veya faaliyetine ek olarak
He teaches English on the side
Ek olarak İngilizce dersleri veriyor
kenarda
bir şeyin sol veya sağ kısmı
Put the books on the side
Kitapları kenara koy
ayrı olarak
ana yemeğin yanında ayrı olarak servis edilen
I want the sauce on the side
Sosun ayrı gelmesini istiyorum
tarafında
bir fikirle veya kişiyle hemfikir olma durumu
I am on your side
Senin tarafındayım
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
yumuşak
sert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
formsuz
fiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
çöküntü
Sahnedebasınç veya darbe sonucu oluşan küçük boşluk
There is a dent in the car
Arabada bir çöküntü var
göçertmek
sert bir yüzeye vurarak çukur oluşturmak
He dented the car door with a hammer
Arabanın kapısını çekiçle göçertti
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
aferin
övgü veya teşvik amacıyla kullanılan bir ifade
You won the race! Way to go!
Yarışı kazandın! Aferin!
izlenecek yol
bir şeyi yapmak için seçilen yöntem veya tercih
This strategy is the best way to go
Bu strateji izlenecek en iyi yoldur
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
izleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
egzersiz
Sahnedesağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
alıştırma
bir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
kabul etmek
Sahnedebir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
masa
düz bir yüzeye sahip mobilya parçası
We need a new kitchen table
Yeni bir mutfak masasına ihtiyacımız var
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
boyut
Sahnedebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
beden
bir nesnenin standart ölçüsü
I need a smaller size
Daha küçük bir bedene ihtiyacım var
boyut
nesnelerin fiziksel büyüklüğü
The size of the box is small
Kutunun boyutu küçük
beden
giysiler için kullanılan ölçü
Do you have this shirt in my size
Bu gömleğin benim bedenim var mı
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
eşofman takımı
Sahnedespor veya egzersiz için giyilen bol kıyafet seti
He is wearing a blue tracksuit
Mavi bir eşofman takımı giyiyor
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
koleksiyon
Sahnedebir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
battaniye
Sahnedeısınmak için kullanılan büyük kumaş parçası
I need a blanket
Bir battaniyeye ihtiyacım var
tekrar bir arada
aynı yerde veya birleşmiş durumda olma
The team is back together
Takım tekrar bir arada
yeniden beraber
ayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
devasa
Sahnedeaşırı büyük
He ate a gargantuan meal
Devasa bir yemek yedi
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için sesler çıkarmak
He is laughing at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
kısık sesle gülmek
She is laughing softly
Hafifçe kıkırdıyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yaban arısı
Sahnedetüylü ve büyük bir arı türü
I saw a bumblebee in the garden
Bahçede bir yaban arısı gördüm
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
merdiven
Sahnedetırmanmak için kullanılan basamaklı araç
He climbed up the ladder
Merdivene tırmandı
kariyer merdiveni
bir iş veya meslekte ilerlemek için kullanılan aşamalar
He is climbing the corporate ladder
O kurumsal kariyer merdivenini tırmanıyor
kusursuz
çok iyi veya tam olarak doğru
Your outfit is on point
Kıyafetin kusursuz
grip
Sahnedeateş ve öksürükle seyreden yaygın bir hastalık
I have the flu
Grip oldum
kamp ateşi
Sahnedeısınmak veya yemek pişirmek için dışarıda yakılan ateş
We sat around the campfire
Kamp ateşinin etrafında oturduk
tuhaf
Sahnedegarip veya sıra dışı
She has some kooky ideas
Bazı tuhaf fikirleri var
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
öncelik hakkı
Sahnedebir şeyi başkalarından önce talep etme hakkı
I called dibs on the last slice of pizza
Son pizza dilimi için öncelik hakkımı kullandım
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hiç şaşmamalı
şaşırtıcı değil
No wonder he is tired
Yorgun olmasına şaşmamalı
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
birine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
çökmek
bir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
bulaşık makinesi
Sahnedebulaşıkları otomatik olarak yıkayan makine
Put the plates in the dishwasher
Tabakları bulaşık makinesine koy
unutulmuş
Sahnedehatırdan çıkmış olma durumu
I have forgotten my keys
Anahtarlarımı unutmuşum
hatırlanmayan
zihinden silinmiş olan
This is a forgotten place
Burası hatırlanmayan bir yer
eksper
Sahnedesigorta hasar taleplerini inceleyip karara bağlayan görevli
The insurance adjuster came to inspect the damage to my car
Sigorta eksperi arabamdaki hasarı incelemeye geldi
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
sakinleştirmek
Sahnedebirini rahatlatıp daha az dikkatli hale getirmek
The soft sound of music helped to lull him
Hafif müzik sesi onu sakinleştirmeye yardımcı oldu
durulma
sakin veya sessiz bir dönem
There was a lull in the conversation
Konuşmada bir durulma oldu
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
hazırlamak
Sahnedebir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
tamir etmek
bozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
hayır
hayır demek veya karşı çıkmak için kullanılır
"Do you want more?" "Unh unh."
"Daha ister misin?" "I-ıh."
ı-ıh
hayır anlamında çıkarılan ses
He made an unh unh sound
I-ıh şeklinde bir ses çıkardı
ı-ıh
hayır demek için çıkarılan ses
Unh unh you cannot go
I-ıh gidemezsin
keresteci
Sahnedekereste ve inşaat ahşabı satılan yer
He bought wood from the local lumberyard
Yerel keresteciden odun satın aldı
kereste deposu
inşaat kerestelerinin bulunduğu stok sahası
The lumberyard is closed on weekends
Kereste deposu hafta sonları kapalıdır
trajik
Sahnedebüyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
en güzel
Sahnedegörünüşü en hoş olan
She is the prettiest girl in the class
Sınıftaki en güzel kız o
aynı fikirde olmak
Sahnedeaynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
onaylamak
Sahnedeaynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın