

Modern Family — Season 9 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
633 kelime
Seviye
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
reşit olmak
yasal olarak yetişkin sayılan yaşa ulaşmak
She came of age when she turned eighteen
On sekiz yaşına bastığında reşit oldu
sahip olmak
bir şeye sahip olmak
I have got a red car
Benim kırmızı bir arabam var
sahip olmak
bir şeye sahip olmak
I have got a new car
Yeni bir arabam var
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
tebrik etmek
Sahnedebirini başarısından dolayı kutlamak
I want to congratulate you
Seni tebrik etmek istiyorum
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
Sahnedegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
temel
Sahnedebir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
vakıf
belirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
buzlu çay
çay ve buzdan yapılan soğuk bir içecek
I would like an iced tea
Bir buzlu çay istiyorum
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
şaşırtmak
Sahnedebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
Aman Tanrım
şaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
ayna
Sahnedegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
aşmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya sınırını geçmek
Expenses must not exceed the budget
Giderler bütçeyi aşmamalı
zayıflatmak
Sahnedebir şeyin gücünü veya etkisini azaltmak
This virus can compromise your system
Bu virüs sisteminizi zayıflatabilir
zayıflamış
gücü veya etkinliği azalmış olan
His immune system was compromised
Bağışıklık sistemi zayıflamıştı
zedelemek
birinin itibarını veya değerini zarar verici bir duruma düşürmek
His choices compromised his reputation
Seçimleri itibarını zedeledi
zedelenmiş
eskisi kadar etkili veya güvenli olmayan
His immune system is compromised
Bağışıklık sistemi zedelenmiş
arı
Sahnedebal yapan uçan bir böcek
The bee is on the flower
Arı çiçeğin üzerinde
yarışma
bir yarışma veya etkinlik
She won the spelling bee
İmla yarışmasını kazandı
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
büyük büyükbaba
büyükbabanın veya büyükannenin babası
My great grandfather lived in Istanbul
Büyük büyükbabam İstanbul'da yaşadı
büyük dede
dedenin babası
My great grandfather lived here
Büyük dedem burada yaşadı
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
uluslararası
Sahnedebirden fazla ülke ile ilgili olan
He works for an international company
Uluslararası bir şirket için çalışıyor
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
antibiyotik
Sahnedevücuttaki bakterileri öldüren ilaç
The doctor gave me antibiotics
Doktor bana antibiyotik verdi
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
cafcaflı
Sahnededikkat çekecek kadar abartılı ve gösterişli
He drove a very pimpy car
Çok cafcaflı bir araba sürüyordu
çekmek
Sahnedebir aracı başka bir araçla çekmek
The truck had to tow the car
Kamyon arabayı çekmek zorunda kaldı
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
viski
Sahnedetahıldan yapılan sert bir alkollü içki
He drinks whiskey
O viski içer
viski
tahıldan yapılan sert bir alkollü içecek
He ordered a glass of whiskey
Bir bardak viski sipariş etti
titreşim
Sahnedenesnelerin hızlı ileri geri hareket etmesi
I felt a slight vibration from my phone
Telefonumdan hafif bir titreşim hissettim
enerji
bir kişinin duygusal veya ruhsal durumu
She has a very calm vibration
O çok sakin bir enerjiye sahip
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
indirim
Sahnedemalların daha düşük fiyatlarla satıldığı durum
This shirt is on sale
Bu gömlek indirimde
satış
Sahnedebir şeyin para karşılığında devredilmesi işlemi
The sale of the house was quick
Evin satışı hızlı oldu
indirim dönemi
mağazaların ürünleri ucuza sattığı zaman
The winter sale starts tomorrow
Kış indirimi yarın başlıyor
indirim
ürünlerin daha düşük fiyatlarla satıldığı dönem
There is a big sale at the store today
Bugün mağazada büyük bir indirim var
devrim yaratmak
Sahnedebir şeyi tamamen değiştirmek
The new technology revolutionized the industry
Yeni teknoloji sektörde devrim yarattı
devrim yaratmak
bir şeyi kökten ve büyük ölçüde değiştirmek
The internet revolutionized communication
İnternet iletişimde devrim yarattı
gerçek
Sahnedehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
lüks
Sahnedepahalı ve yüksek kaliteli
They stayed at an upscale hotel
Lüks bir otelde kaldılar
kalitesini artırmak
bir şeyi daha pahalı veya daha iyi nitelikli hale getirmek
They want to upscale their services
Hizmetlerinin kalitesini artırmak istiyorlar
kurucu
Sahnedebir kuruluşu veya organizasyonu başlatan kimse
He is the founder of the company
O, şirketin kurucusudur
batmak
başarısız olmak veya çökmek
The project began to founder
Proje çökmeye başladı
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
B pozitif
bir kan grubu türü
He has B positive blood
Onun kan grubu B pozitif
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kredi
Sahnedeileride geri ödenmesi gereken para
I took a loan from the bank
Bankadan kredi çektim
ödünç
birine geçici olarak verilen şey
This car is a loan
Bu araba ödünç
kredi kuruluşu
insanlara borç para veren işletme
The loan company gave me money
Kredi kuruluşu bana para verdi
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
not
Sahnedekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
nota
Sahnedemüzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
parfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
doldurmak
Sahnedebir kabın içini doldurmak
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bütün
Sahnedetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
doğaüstü
Sahnedebilimle açıklanamayan şeyler
She believes in supernatural powers
Doğaüstü güçlere inanır
doğaüstü varlık
doğal ya da insani olmayan bir varlık
The ghost is a type of supernatural
Hayalet bir tür doğaüstü varlıktır
doğaüstü yaratık
doğal sınırların ötesinde güçleri olan canlı
The wizard is a powerful supernatural
Büyücü güçlü bir doğaüstü yaratıktır
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
bahçıvan
Sahnedebahçe işleriyle uğraşan kimse
The gardener is watering the flowers
Bahçıvan çiçekleri suluyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
tiksinti
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya tiksinme hissi
He looked at the insect with disgust
Böceğe tiksintiyle baktı
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kiralık araç
kiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
mutsuz
Sahnedeüzüntü duyan veya mutlu olmayan
She is unhappy today
O bugün mutsuz
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
erkek
Sahnedesperm üreten cinsiyetle ilgili olan
The male lion has a mane
Erkek aslanın yelesi vardır
erkek
erkek olan kişi
He is a male
O bir erkek
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
kaçmak
zor bir durumdan veya bir yerden ayrılmak
He managed to get out of the burning building
Yanan binadan kaçmayı başardı
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
coşturmak
Sahnedebirini çok heyecanlı veya istekli hale getirmek
The news really stoked the fans
Bu haber taraftarları gerçekten coşturdu
ateşi canlandırmak
bir ateşe yakıt eklemek
He stoked the fire to keep the room warm
Odayı sıcak tutmak için ateşi canlandırdı