

Modern Family — 9. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
658 kelime
Seviye
ilk kez
Sahnedebir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adamlar
erkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
kazanan
çok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
parlamak
Sahnedeaniden görünüp hızla kaybolmak
A light flashed in the sky
Gökyüzünde bir ışık parladı
flaş haber
önemli kısa haber
A news flash interrupted the program
Bir flaş haber programı kesti
parlama
aniden ortaya çıkan parlak ışık
I saw a sudden flash of light
Bir ışık parlaması gördüm
an
çok kısa süre
He finished the job in a flash
İşi bir anda bitirdi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
ile bitmek
Sahnedesonunda bir şeye sahip olmak veya bir şeyle tamamlanmak
The movie ends with a surprise
Film bir sürprizle bitiyor
birlikte bitmek
bir şeyle aynı anda sona ermek
His job ends with the project
İşi proje ile birlikte bitiyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
Sahnedefiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
kül
Sahnedebir şey yandıktan sonra geriye kalan toz
The fireplace was full of ashes
Şömine kül doluydu
Ashes serisi
İngiltere ve Avustralya arasında iki yılda bir düzenlenen kriket turnuvası
England and Australia play in the Ashes series
İngiltere ve Avustralya Ashes serisinde oynuyor
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
wi-fi
Sahnedeinternete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kabloya gerek duymadan internete bağlanmayı sağlayan sistem
The cafe offers free Wi-Fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından bilinen
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcı
daha ünlü
birçok kişi tarafından daha çok tanınan
He is more famous than his brother
O erkek kardeşinden daha ünlü
utanç verici
Sahnedeinsanı utandıran veya mahcup eden
It was a humiliating experience
Utanç verici bir deneyimdi
küçük düşürücü
birini utandıran veya aptal hissettiren
That was a humiliating experience for him
O onun için küçük düşürücü bir deneyimdi
uyum sağlamak
Sahnedeyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
iplik
Sahnedeörgü veya dikiş için kullanılan ince lif
She bought some red yarn for the sweater
Kazak için biraz kırmızı iplik satın aldı
uydurma hikaye
genellikle abartılı olan uzun hikaye
He told a long yarn about his travels
Seyahatleri hakkında uzun ve uydurma bir hikaye anlattı
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
gider
Sahnedesuyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
süzmek
bir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
tüketmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
basket atmak
basketbolda başarılı bir şekilde sayı yapmak
He drained the shot from the corner
Köşeden basketi attı
yük
enerji veya kaynakları tüketen şey
This job is a drain on my energy
Bu iş enerjime yük oluyor
içinden geçmek
Sahnedebir şeyin içinden hareket etmek veya akmak
The river runs through the city
Nehir şehrin içinden akıyor
üzerinden geçmek
bir şeyi detaylıca anlatmak
Let's run through the plan
Hadi planın üzerinden geçelim
tüketmek
bir şeyi hızlıca harcayıp bitirmek
He ran through all his savings
Tüm birikimini tüketti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya işlemek
Let us run through the details
Detayları gözden geçirelim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yenilemek
Sahnedebir şeyi onarıp veya düzelterek yeni gibi görünmesini sağlamak
They plan to refurbish the old house
Eski evi yenilemeyi planlıyorlar
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
şüpheli
Sahnededürüst görünmeyen veya güvenilmez olan
That alley looks sketchy
O ara sokak tekinsiz görünüyor
ayrıntısız
yeterli detay içermeyen veya tam açıklanmamış
The witness gave a sketchy description
Tanık ayrıntısız bir tarif verdi
şüpheli
güvenilmez veya düşük kaliteli olan
That neighborhood looks a bit sketchy
O mahalle biraz şüpheli görünüyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
foklar
Sahnedeyüzgeçleri olan bir deniz hayvanı
Seals live in cold waters
Foklar soğuk sularda yaşar
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
doğa yürüyüşü
Sahnedekeyif için kırsal alanda yapılan yürüyüş
We went for a hike in the mountains
Dağlarda doğa yürüyüşüne çıktık
fırlatmak
bir şeyi hızlıca atmak
Hike the bag to me
Çantayı bana fırlat
yukarı çekmek
bir giysiyi vücutta daha yukarıya çekmek
She hiked up her socks
Çoraplarını yukarı çekti
çok boyutlu
Sahnedebirçok farklı yönü veya parçası olan
This is a multidimensional problem
Bu çok boyutlu bir sorun
enayi
Sahnedekolayca kandırılabilen kişi
Don't be such a sucker
Bu kadar enayi olma
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
ishal
Sahnedesık ve sulu dışkılama ile seyreden durum
The baby has diarrhea
Bebeğin ishali var
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
hafifletmek
Sahnedekötü bir duyguyu veya ağrıyı daha az şiddetli hale getirmek
This medicine helps to relieve the pain
Bu ilaç ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
tuvaletini yapmak
vücuttan idrar atmak
He needed to relieve himself
Tuvaletini yapması gerekiyordu
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
ufak
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
çok pahalı
Sahnedeçok yüksek fiyatlı
The new phone is crazy expensive
Yeni telefon çok pahalı
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
yanlışlıkla
Sahnedeplanlanmamış bir şekilde
I dropped the glass accidentally
Bardağı yanlışlıkla düşürdüm
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
tuhaf
Sahnedegarip veya sıra dışı
She has some kooky ideas
Bazı tuhaf fikirleri var
VCR
Sahnedevideo kaset oynatan makine
I found an old VCR
Eski bir VCR buldum
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
nasıl oldu da
Sahnedehangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?