

Modern Family — 9. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
657 kelime
Seviye
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
üzerinde bulundurmak
Sahnedebir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
buzdolabı
Sahnedeyiyecekleri saklamak için kullanılan soğutucu cihaz
Put the milk in the fridge
Sütü buzdolabına koy
mide
Sahnedeyiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
cesaret
zor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
karın
yiyeceklerin gittiği vücut bölgesi
I have a full stomach
Karnım tok
katlanmak
hoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
gizlice ayrılmak
Sahnedebir yerden sessizce ve gizlice ayrılmak
He tried to sneak off before the meeting ended
Toplantı bitmeden gizlice ayrılmaya çalıştı
en seksi
Sahnedefiziksel açıdan en çekici olan
He is the sexiest man in the world
O dünyadaki en seksi erkek
zor
Sahnedebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
Sahnedebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
çünkü
Sahnedebir şeyin sebebi belirtilirken kullanılır
I stayed home because it was raining
Evde kaldım çünkü yağmur yağıyordu
baş harf
Sahnedebir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
ilk
başlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
baş harflerini atmak
bir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
konforlu
Sahnederahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
rahat
endişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
tahta
ağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
denim
Sahnedekot pantolon yapımında kullanılan dayanıklı pamuklu kumaş
I like wearing denim jackets
Denim ceketler giymeyi severim
süt
Sahnedegıda veya içecek olarak kullanılan hayvanlardan elde edilen beyaz sıvı
I drink milk every morning
Her sabah süt içerim
sağmak
bir memeliden süt elde etmek
He learned to milk the cow
İneği sağmayı öğrendi
bitkisel süt
bitkilerden elde edilen kremsi içecek
I prefer almond milk in my coffee
Kahvemde badem sütünü tercih ederim
sömürmek
bir durumdan mümkün olduğunca fazla fayda sağlamak
He tried to milk the situation for all it was worth
Durumu olabildiğince sömürmeye çalıştı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
kalsiyum
Sahnedekemik ve dişlerde bulunan sert bir madde
Milk is rich in calcium
Süt kalsiyum bakımından zengindir
kalsiyum
yumuşak gümüş beyazı renginde bir kimyasal element
Calcium is important for strong bones
Kalsiyum güçlü kemikler için önemlidir
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
dayandırmak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin temeli veya nedeni olarak kullanmak
We base this plan on research
Bu planı araştırmaya dayandırıyoruz
boncuklu
Sahnedeboncuklarla süslü
She wore a beaded dress
Boncuklu bir elbise giydi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
elmas
Sahnedekarbondan oluşan değerli bir taş
The ring has a large diamond
Yüzükte büyük bir elmas var
oturma odası
Sahnedeevde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We sat in the living room
Oturma odasında oturduk
oturma odası
evde oturup dinlenmek için kullanılan alan
We sit in the living room
Oturma odasında oturuyoruz
salon
evde dinlenmek için kullanılan oda
There is a big sofa in the living room
Salonda büyük bir koltuk var
misafir odası
evde dinlenmek ve sosyalleşmek için ayrılan yer
We have guests in the living room
Misafirleri oturma odasında ağırlıyoruz
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
denemek
Sahnedekıyafetin olup olmadığını görmek için giymek
I want to try it on
Onu denemek istiyorum
küstahlık etmek
kuralları zorlayarak veya kandırarak bir şey yapmaya çalışmak
Don't try it on with me
Bana karşı küstahlık etme
denemek
kıyafetin olup olmadığını anlamak için giymek
You should try it on before you buy it
Satın almadan önce onu denemelisin
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
dizi
Sahnedebirbirini takip eden şeyler bütünü
The sequence of numbers is long
Sayı dizisi uzun
sıralamak
öğeleri belirli bir düzene göre dizmek
Please sequence the events correctly
Lütfen olayları doğru bir şekilde sıralayın
Dolar işareti
SahnedeABD dolarını temsil eden sembol
He typed the dollar sign
Dolar işaretini yazdı
başlarda
Sahnedebir sürecin veya etkinliğin başlangıcında
We realized the mistake early on
Hatanın farkına başlarda vardık
ebeveyn yatak odası
Sahnedebir evdeki en büyük yatak odası
The master bedroom is upstairs
Ebeveyn yatak odası üst katta
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
eşler
Sahnedeevli kadınlar
They are supportive wives
Onlar destekleyici eşlerdir
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
tadım
Sahnedekaliteyi belirlemek için az miktarda yiyecek veya içecek deneme
We went to a wine tasting
Bir şarap tadımına gittik
bakımlı
Sahnededüzenli ve sade bir tarza sahip olan
He has a clean cut look
Bakımlı bir görünümü var
saha
Sahnedebelirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
mahkeme
yasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
gerçekleştirmek
Sahnedebir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
yıldızlar karması
Sahnedeligdeki en iyi oyunculardan oluşan takım
The all star team won the game
Yıldızlar karması maçı kazandı
yıldız oyuncu
bir spor dalında en iyilerden biri olarak seçilen sporcu
He was named an all star
O bir yıldız oyuncu seçildi
yıldız
işinde çok başarılı olan kimse
She is an all star in her job
O işinde bir yıldız
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
yeniden paketlemek
Sahnedebir şeyi tekrar paketlemek
I need to repack my suitcase
Bavulumu yeniden paketlemem gerekiyor
cinsel
Sahnedeseks ile ilgili olan
Sexual health is important
Cinsel sağlık önemlidir
cinsel
fiziksel veya romantik yakınlık ile ilgili
They share a sexual attraction
Birbirlerine karşı cinsel çekim duyuyorlar
cinsel
doğrudan cinsel aktivite ile bağlantılı
He was asked about his sexual history
Ona cinsel geçmişi soruldu
cinsel
cinsel arzu veya yönelim ile ilgili olan
Sexual attraction is a natural feeling
Cinsel çekim doğal bir duygudur
garaj yolu
Sahnedekamu yolundan eve çıkan özel yol
Park your car in the driveway
Arabanı garaj yoluna park et
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
yolculuk
bir hedefe ulaşmak için yaşanan uzun veya zorlu olaylar dizisi
Learning a new language is a long journey
Yeni bir dil öğrenmek uzun bir yolculuktur
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
mahalle
Sahnedeinsanların yaşadığı yerel bir bölge
He grew up in a rough hood
Sert bir mahallede büyüdü
kaput
bir arabanın motorunu örten metal kapak
Open the car hood
Araba kaputunu aç
kapüşon
bir giysinin başı örten kısmı
Pull up your hood
Kapüşonunu çek
durum soneki
bir ismin durumunu veya halini belirten sonek
Childhood describes the state of being a child
Childhood kelimesi çocuk olma durumunu tanımlar
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
gözlerini çevirmek
gözlerini birine ya da bir şeye yöneltmek
She turned to look at the dog
Köpeğe bakmak için döndü
görmek
gözlerini kullanarak bir şeyi görüntülemek
I looked at the map
Haritaya baktım
incelemek
bir şeyi görmek için gözlerini ona yöneltmek
He looked at the report
Raporu inceledi