

Modern Family — 10. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
559 kelime
Seviye
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
yayımlanmak
Sahnedebir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
ızgara yapmak
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
ızgara
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
ızgara yapmak
ateş veya ısı üzerinde yiyecek pişirmek
We will grill some chicken tonight
Bu akşam biraz tavuk ızgara yapacağız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmeye yarayan alet
He cooks burgers on the grill
Burgerleri ızgarada pişiriyor
özel alan
bir kişinin özel alanı veya işi
Stop getting all up in my grill
Özel alanıma girmeyi bırak
ızgara restoranı
ızgara yemekler servis eden bir yer
We ate dinner at the local grill
Akşam yemeğini yerel ızgara restoranında yedik
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
duygulandırıcı
Sahnedegüçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
hareketli
yer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
burada
dışarıdaki bu alanda
It is cold out here
Burası dışarıda soğuk
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
fizyoloji
Sahnedecanlıların vücut işlevlerini inceleyen biyoloji dalı
She is studying human physiology
İnsan fizyolojisi okuyor
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
Sahnedemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
sandık
Sahnedeeşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
göğüs
boyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
bilmeden girmek
ne olduğunu anlamadan bir duruma dahil olmak
I walked into a very difficult situation
Çok zor bir duruma bilmeden girdim
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
şahıs
Sahnedebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
parçalara ayırmak
Sahnedebir vücudu veya cesedi parçalara bölmek
The criminal dismembered the body
Suçlu cesedi parçalara ayırdı
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
aptal
Sahnedeaptal veya şaşkın kişi
He is such a bozo
O tam bir aptal
ahmak
aptal veya saçma sapan davranan kimse
Don't act like a bozo
Ahmak gibi davranma
donmuş
Sahnedeçok soğuk veya buza dönüşmüş
The lake is frozen
Göl donmuş
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
bilim insanı
Sahnedebilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
bilim insanı
bilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
halinden anlamak
Sahnedebirinin zor durumuna karşı sempati duymak
I feel for anyone who loses their home
Evini kaybeden herkesin halinden anlıyorum
kavramak
bir şeyin doğasını veya durumunu anlamak
I need to get a feel for the new job
Yeni işi kavramam gerekiyor
anlamak
birinin duygularını anlamak ve paylaşmak
I feel for you in this situation
Bu durumda seni anlıyorum
sezmek
bir şeyi doğal bir şekilde hissetmek veya kavramak
She has a real feel for music
Müziği gerçekten sezebiliyor
acımak
birine karşı merhamet veya üzüntü duymak
I feel for the people affected by the disaster
Felaketten etkilenen insanlara acıyorum
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut it down
Lütfen onu kapat
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
açılmak
Sahnedecinsel yönelimini veya kimliğini başkalarına açıklamak
He finally decided to come out of the closet
Sonunda açılmaya karar verdi
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
haz
Sahnedegüçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
hola
Sahnedemerhaba anlamına gelen İspanyolca kelime
He said hola to me
Bana hola dedi
ifade
Sahnedebelli bir anlamı ileten söz veya söz öbeği
This is a common expression
Bu yaygın bir ifadedir
yüz ifadesi
duyguları belli eden yüz görünümü
He had a sad expression
Üzgün bir yüz ifadesi vardı
yeniden yaşamak
Sahnedebir şeyi tekrar deneyimlemek
I want to relive that moment
O anı yeniden yaşamak istiyorum
yeniden yaşamak
bir şeyi zihninde tekrar yaşamak
He loves to relive his childhood memories
Çocukluk anılarını yeniden yaşamayı seviyor
yaşam tarzı
Sahnedebir kişinin yaşayış biçimi
He has a healthy lifestyle
Onun sağlıklı bir yaşam tarzı var
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
benmerkezci
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is very self centered
O çok benmerkezci
bencil
sadece kendini düşünen
he is too self centered
o çok bencil
bencil
sadece kendisini düşünen ve başkalarını önemsemeyen kişi
He is very self centered
O çok bencil
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
bulmak
bir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
küçük ekmek
Sahnedeyenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
yuvarlanmak
dönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ile başlamak
bir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya isteği geri çevirmek
I will pass on that offer
O teklifi reddedeceğim
geçmek
birinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Onlar ayrılmaya karar verdiler
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
pisuvar
Sahnedeidrar yapmak için kullanılan lavabo
The urinal is in the men's restroom
Pisuvar erkekler tuvaletindedir
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
araba yolculuğu
Sahnedearaba ile yapılan uzun yolculuk
We are planning a road trip
Bir araba yolculuğu planlıyoruz
yolculuk
araçla yapılan uzun gezi
The road trip was long
Yolculuk uzundu
araba yolculuğuna çıkmak
araba ile uzun bir seyahate çıkmak
I want to road trip across Europe
Avrupa boyunca araba yolculuğuna çıkmak istiyorum
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
kirpik
Sahnedegöz kapağının kenarındaki küçük kıllar
Her eyelashes are long
Kirpikleri uzundur
arkadaş
Sahnedeyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım