

Modern Family — Season 10 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
687 kelime
Seviye
kaset
Sahnedeses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
bant
yapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaydetmek
ses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
tahriş etmek
Sahnedesürtünme yoluyla cildi tahriş etmek
The collar of the shirt chafes my neck
Gömleğin yakası boynumu tahriş ediyor
tahriş etmek
sürtünme nedeniyle cildi zedelemek
The tight boots began to chafe his feet
Dar botlar ayaklarını tahriş etmeye başladı
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
iğneleyici
Sahnedesinsi bir şekilde kaba veya kırıcı
She made a catty comment
İğneleyici bir yorum yaptı
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
ergenlik
Sahnedebir çocuğun vücudunun cinsel olarak olgunlaştığı dönem
He is going through puberty
Ergenlik döneminden geçiyor
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
mantıksız
Sahnedesağduyuya veya mantığa dayanmayan
That is an unreasonable request
Bu mantıksız bir istek
büyük amca
büyükanne veya büyükbabanın erkek kardeşi
I visited my great uncle yesterday
Dün büyük amcamı ziyaret ettim
büyük amca
anne veya babanızın amcası veya dayısı
My great uncle visits us every summer
Büyük amcam bizi her yaz ziyaret eder
susamak
bir şeyi çok güçlü bir şekilde istemek
He thirsts for knowledge
Bilgiye susamıştır
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
takılmak
Sahnedebirine şakacı bir şekilde takılmak
Stop teasing me
Benimle takılmayı bırak
takılmak
birisiyle şaka yollu veya hafifçe uğraşmak
I was just teasing you
Sadece sana takılıyordum
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
ödül
Sahnedebaşarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
bayılmak
geçici olarak bilincini kaybetmek
He blacked out for a few seconds
Birkaç saniyeliğine bayıldı
elektriklerin kesilmesi
elektrik gücünün tamamen kaybolması
The city blacked out
Şehrin elektrikleri kesildi
elektrik kesintisi
aniden elektriğin gitmesi
The storm caused a major black out
Fırtına büyük bir elektrik kesintisine neden oldu
havlu
Sahnedebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
umut etmek
bir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
tulum
Sahnedetek parça vücut giysisi
The baby is wearing a cute onesie
Bebek sevimli bir tulum giyiyor
tulum
tek parça kıyafet
I love wearing a cozy onesie at home
Evde rahat bir tulum giymeyi seviyorum
zıbın
bebekler için tek parça kıyafet
Put a clean onesie on the baby
Bebeğe temiz bir zıbın giydir
tek parça kıyafet
tüm vücudu saran rahat giysi
I wear a onesie to stay warm at home
Evde sıcak kalmak için tek parça kıyafet giyerim
geri dönmek
bir yere veya birine yeniden gitmek
I am coming back tomorrow
Yarın geri dönüyorum
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
yastık
Sahnedeyatakta başın altına konulan yumuşak nesne
I need a soft pillow
Yumuşak bir yastığa ihtiyacım var
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
itimat etmek
birine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
güney
Sahnedekuzeyin karşıtı olan yön
The birds fly south in winter
Kuşlar kışın güneye uçar
bozulmak
bir durumun ters gitmesi veya kötüye gitmesi
The business deal went south
İş anlaşması bozuldu
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
çöp kutusu
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan büyük kutu veya kap
Put the trash in the bin
Çöpleri çöp kutusuna at
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
atasözü
Sahnedeyaygın olarak bilinen kısa ifade
It is an old saying
Bu eski bir atasözüdür
söz
Sahnedebirinin söylediği şey
Her saying was very surprising
Onun söylediği şey çok şaşırtıcıydı
söyleme
bir şeyi kelimelerle ifade etme eylemi
Saying the truth is always important
Doğruyu söylemek her zaman önemlidir
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
mevcut
Sahnedeşu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
hediye
birine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
ulusal
Sahnedebir ulusla ilgili olan veya ona ait olan
This is a national park
Burası bir ulusal parktır
ulusal şampiyona
bir ülkedeki en iyi takımlar için düzenlenen büyük yarışma
She is competing in the nationals
Ulusal şampiyonada yarışıyor
çok eskiden
geçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
hayal edilebilir
Sahnededüşünülebilen veya zihinde canlandırılabilen
It was the worst day imaginable
Hayal edilebilecek en kötü gündü
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
resmen
Sahnederesmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
park etmek
Sahnedebir aracı bir yere bırakmak
Park the car here
Arabayı buraya park et
park
ağaçların ve çimlerin olduğu kamusal alan
I go to the park
Parka giderim
kurulmak
bir yere rahatça yerleşip oturmak
You can park yourself on the couch
Koltuğa kurulabilirsin
baskı
Sahnedebaşkaları üzerinde uygulanan zalimce veya haksız kontrol
They fought against the oppression of the government
Hükümetin baskısına karşı savaştılar
reklam panosu
Sahnedereklam amacıyla kullanılan büyük tabela
I saw a big billboard on the highway
Otoyolda büyük bir reklam panosu gördüm
reenkarne olmak
Sahnedeölümden sonra başka bir bedende tekrar dünyaya gelmek
Some believe they will reincarnate as animals
Bazıları hayvan olarak reenkarne olacaklarına inanırlar
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
alışveriş yapmak
mağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
doğum destekçisi
Sahnedehamilelik ve doğum sürecinde kadınlara destek olmak için eğitilmiş kişi
The doula provided support during the birth
Doğum destekçisi doğum sürecinde destek sağladı
bizon
Sahnedeboynuzlu, ineğe benzeyen büyük bir yabani hayvan
The buffalo is very strong
Bizon çok güçlüdür
Buffalo
ABD'nin New York eyaletinde bir şehir
He lives in Buffalo
O, Buffalo'da yaşıyor
mırlamak
Sahnedekedi gibi alçak ve yumuşak bir ses çıkarmak
The cat began to purr
Kedi mırlamaya başladı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
dürüst olmayan
Sahnededoğruyu söylemeyen
He is a dishonest person
O dürüst olmayan biridir
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
salam
Sahnedeetten yapılan bir tür sosis
I like baloney sandwiches
Salamlı sandviçleri severim
saçmalık
doğru olmayan veya aptalca olan şey
That story is total baloney
O hikaye tamamen saçmalık
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
bebeğim
sevgiyle hitap edilen kişi
Good night, baby girl
İyi geceler, bebeğim
hareket
Sahnedeortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
hareket
bir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
saygısızlık etmek
Sahnedebirine kaba davranmak
Do not disrespect your teachers
Öğretmenlerine saygısızlık etme
en eski
Sahnedeen uzun süredir var olan veya yaşamış olan
This is the oldest building in the city
Bu şehrin en eski binası
en eski
en başından beri var olan
This is the oldest church in the region
Bu bölgedeki en eski kilise
en yaşlı
en uzun süredir yaşayan veya var olan
My grandfather is the oldest person I know
Dedem tanıdığım en yaşlı kişi
sifiliz
Sahnedecinsel yolla bulaşan ciddi bir bakteriyel enfeksiyon
Syphilis is a treatable disease
Sifiliz tedavi edilebilir bir hastalıktır
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
kalıcı olarak
Sahnedesonsuza dek, hiç değişmeden
The store is permanently closed
Mağaza kalıcı olarak kapandı
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
yalnız
Sahnedetek başına kaldığı için üzgün
I felt very lonely in the new city
Yeni şehirde kendimi çok yalnız hissettim
yalnız
yalnız olduğu için üzgün olan
I feel lonely
Yalnız hissediyorum
kimsesiz
kimsesi olmadığı için mutsuz olan
He is a lonely man
O kimsesiz bir adam
yalnız
tek başına olduğu için üzüntü duyan
She feels lonely
Yalnız hissediyor
gevşek
Sahnedesıkıca bağlanmamış veya serbest
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
istekli olmak
bir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
emeklilik
Sahnedegenellikle yaş nedeniyle çalışmayı bıraktığınız dönem
He is planning his retirement
Emekliliğini planlıyor
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
düzenli olarak
bir şeyin olağan gerçekleşme sıklığı
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
geçiş
Sahnedebir konudan diğerine yumuşak değişim
The speaker made a smooth segue to the next topic
Konuşmacı bir sonraki konuya yumuşak bir geçiş yaptı
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor