

Modern Family — Season 10 Episode 14
Kelimeler ve anlamları
582 kelime
Seviye
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
horlamak
Sahnedeuykuda gürültülü nefes almak
He snores every night
Her gece horlar
horlama
uykudaki hırıltılı ses
I heard a loud snore
Yüksek bir horlama sesi duydum
sıkıcı şey
aşırı sıkıcı ve ilginç olmayan şey
The movie was a total snore
Film tam bir sıkıcı şeydi
horlamak
uyurken burun ve ağızdan gürültülü nefes alıp vermek
My father tends to snore loudly
Babam genellikle yüksek sesle horlar
çok eskiden
geçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
bonfile
Sahnedegenellikle sığır etinden yapılan kalın et dilimi
I would like a steak
Bir bonfile istiyorum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
kızdırmak
Sahnedebirini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
çok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ezip geçmek
Sahnedebirini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hareket
Sahnedebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
ilaçlar
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar
Did you take your meds?
İlaçlarını aldın mı?
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
aşırı
Sahnedeyüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
ek
olağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
öfke
Sahnedekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
kurutulmuş et
Sahnedekorumak için kurutulmuş et türü
I bought some beef jerky
Biraz kurutulmuş sığır eti aldım
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
imzalamak
Sahnedebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
gösterim
Sahnedebir eserin veya etkinliğin sunulması
We went to a movie showing
Film gösterimine gittik
gösterme
bir şeyin başkaları tarafından görülmesini sağlama
He is showing me his new car
Bana yeni arabasını gösteriyor
performans
gösterilen çabanın sonucu
The team gave a great showing today
Takım bugün harika bir performans sergiledi
gösterme
bir şeyi görülebilecek bir yere koyma veya sunma
He is showing his new painting to everyone
O yeni tablosunu herkese gösteriyor
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
tek banknot
Sahnedebir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
selam
Sahnedemerhaba demek için kullanılan bir kelime
Hi, how are you?
Selam, nasılsın?
merhaba
dostça bir selamlama
Hi, Sarah!
Merhaba, Sarah!
hey
dikkat çekmek için kullanılır
Hi, wait for me!
Hey, beni bekle!
hiç
olumsuz bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
I do not like it at all
Ondan hiç hoşlanmıyorum
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
fenomen
Sahnedehızla popülerleşen kişi veya şey
The new singer became a sensation
Yeni şarkıcı bir fenomen haline geldi
his
vücut tarafından hissedilen fiziksel duygu
I felt a burning sensation
Yanma hissettim
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
her seferinde
bir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
uydurmak
bir hikaye veya plan uydurmak
He cooked up a story
Bir hikaye uydurdu
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Come over to my house
Evime uğra
komik biri
Sahnedeçok komik olan kişi
She is a real hoot
O gerçekten çok komik biri
ötmek
baykuşun çıkardığı derin ve yüksek ses
The owl began to hoot
Baykuş ötmeye başladı
öncelikle
her şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın olmak için hareket etmek
He stepped up to the line
Çizgiye doğru yaklaştı
sorumluluk almak
bir sorumluluğu üstlenmek veya harekete geçmek
Someone needs to step up
Birinin sorumluluk alması gerekiyor
Geliştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
You need to step up your performance
Performansını geliştirmen gerekiyor
sorumluluk almak
bir sorunu çözmek veya bir duruma müdahale etmek için inisiyatif almak
He decided to step up and lead the team
O sorumluluk almaya ve takımı yönetmeye karar verdi
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
ilişkiye bağlamak
birini ciddi bir ilişki yaşamaya razı etmek
She wants to lock you down
Seni ciddi bir ilişkiye bağlamak istiyor
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
deney
Sahnedebir hipotezi test etmek için yapılan işlem
The scientist did an experiment
Bilim insanı bir deney yaptı
denemek
ne olacağını görmek için yeni bir şey yapmak
I want to experiment with new colors
Yeni renkleri denemek istiyorum
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
bölgelere ayırmak
Sahnedebir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
bölge
belirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
oyalamak
Sahnedebirini boş umutlarla kandırmak
Stop stringing her along
Onu oyalamayı bırak
tel
özellikle müzik aletlerinde bulunan ince malzeme
The guitar string broke
Gitar teli koptu
asmak
birini iple asarak öldürmek
They threatened to string him up
Onu asmakla tehdit ettiler
bağlamak
bir ip veya iplikle sabitlemek
I will string the parcels together
Paketleri birbirine bağlayacağım
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yol almak
bir yere doğru ilerlemek veya gitmek
We made our way to the station
İstasyona doğru yol aldık
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
somon
Sahnedegenellikle yenen pembe etli bir balık
I love eating grilled salmon
Izgara somon yemeyi severim
somon rengi
kırmızıya yakın açık bir renk
She wore a salmon dress
Somon rengi bir elbise giydi
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
açık
Sahnedeherkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
sade
süslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
çok zeki
son derece akıllı
She is a super smart student
O çok zeki bir öğrenci
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
evlilikle ilgili
Sahnedeevlilikle ilgili olan
They have marital problems
Evlilikle ilgili sorunları var
cümle
Sahnedetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
mahkum etmek
bir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
kedi
tüylü ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir memeli
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
Japon sazanı
Sahnederenkli bir süs sazanı türü
The pond is full of colorful koi
Gölet renkli Japon sazanları ile dolu
yaylı
hareket etmek veya kapanmak için yay kullanan
The lock is spring loaded
Kilit yaylıdır
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
şüpheli
Sahnededürüst görünmeyen veya güvenilmez olan
That alley looks sketchy
O ara sokak tekinsiz görünüyor
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
özel
Sahnedesadece belirli bir kişiye veya gruba açık olan
This is an exclusive club
Bu özel bir kulüp
özel
belirli bir kişi veya grupla sınırlı olan
They have an exclusive right to use the area
Bu alanı kullanmak için özel bir hakları var
kemik iliği
kemiklerin merkezinde bulunan yumuşak doku
The doctor checked his bone marrow
Doktor kemik iliğini kontrol etti
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
istekli olmak
bir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
goblin
Sahnedehikayelerde geçen küçük ve yaramaz bir yaratık
The goblin stole the key
Goblin anahtarı çaldı
el hareketi
Sahnedebir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
jest
sembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti