

Modern Family — Season 10 Episode 17
Kelimeler ve anlamları
658 kelime
Seviye
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
pişmanlık
Sahnedeyaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
pişman olmak
yaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
yem
Sahnedebirini gerçek hedeften uzaklaştırmak için kullanılan şey
The police used a decoy car
Polis bir yem araç kullandı
seyrelmek
bir şeyin yoğunluğunun veya sıklığının azalması
The crowd began to thin out after the show
Gösteriden sonra kalabalık seyrelmeye başladı
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
toz
Sahnedemaddenin ince kuru parçacıkları
There is dust on the table
Masanın üzerinde toz var
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
dırdır etmek
Sahnedesürekli ve can sıkıcı bir şekilde konuşmak
He keeps yammering about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
kontrol etmek
Doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
otelden ayrılmak
Faturayı ödeyip otelden çıkış yapmak
We checked out at noon
Öğlen otelden ayrıldık
göz atmak
Bir şeye veya birine bakmak
Check out this new car
Şu yeni arabaya bir bak
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
doğru çıkmak
bir şeyin gerçek veya doğru olduğunun anlaşılması
His story checks out
Onun hikayesi doğru çıktı
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
derece
Sahnedesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
kaba
nazik olmayan; zorlayıcı
He is too rough during the game
Oyun sırasında çok kaba davranıyor
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
evsiz
evi veya yatacak yeri olmayan
He slept rough on the streets
Sokaklarda evsiz yattı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
paylamak
birine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
gündeme getirmek
bir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
kaplamak
bir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
kadın arkadaş
Sahnedearkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
romantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
düğün
Sahnedeevlilik töreni
Their wedding was very fun
Düğünleri çok eğlenceliydi
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
evlenmek
evlilik bağı kurmak
They decided to have a wedding and get married
Düğün yapıp evlenmeye karar verdiler
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
Sahnedehızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
düt
Sahnedekısa ve ritmik bir ses
The trumpet made a funny doot sound
Trompet komik bir düt sesi çıkardı
baba
baba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
melatonin
Sahnedevücudun uyku düzenini sağlayan doğal bir hormon
Melatonin helps people sleep better
Melatonin insanların daha iyi uyumasına yardımcı olur
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
kapı zili
Sahnedebirinin kapıdaki düğmeye basmasıyla çalan zil
Someone is ringing the doorbell
Biri kapı zilini çalıyor
kapı zili
kapıda bulunan ve ziyaretçilerin çalması için kullanılan zil
Someone rang the doorbell
Birisi kapı zilini çaldı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
Sahnedetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
kayıt
Sahnedegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
formsuz
Sahnedefiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
yumuşak
sert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
sürahi
Sahnedesıvılar için sapı ve ağzı olan bir kap
The jug is full of water
Sürahi suyla dolu
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
avlamak
Sahnedeyemek için hayvanları arayıp öldürmek
Lions hunt zebras
Aslanlar zebraları avlar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
işaret
Sahnedebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
not etmek
Sahnedebir şeyi kısaca yazmak
Please jot down the address
Lütfen adresi not et
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
telefonda
telefonla konuşuyor olmak
He is on the phone
O telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla görüşen
She is on the phone right now
O şu anda telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla konuşuyor olmak
He is on the phone right now
O şu an telefonda
yönlendirmek
Sahnedebir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
kız arkadaşlar
Sahnedekadın arkadaş
She went out with her girlfriends
Kız arkadaşlarıyla dışarı çıktı
manzara penceresi
manzarayı bir resim gibi gösteren büyük sabit pencere
The living room features a large picture window
Oturma odasında büyük bir manzara penceresi bulunuyor
uygulama
Sahnedetelefon veya bilgisayarda kullanılan program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
telefon veya bilgisayarda kullanılan bir program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
arasında
Sahnedebir grubun ortasında
He stood amongst the crowd
Kalabalığın arasında durdu
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum