

Modern Family — 10. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
542 kelime
Seviye
köpek yatağı
Sahnedeköpeğin uyuması için ayrılmış yer
The dog is sleeping in its dog bed
Köpek yatağında uyuyor
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
sonuç
başka bir şeyin neden olduğu veya ortaya çıkardığı şey
This success is a product of hard work
Bu başarı sıkı çalışmanın bir sonucudur
yola çıkmak
Sahnedebir yere gitmek için ayrılmak
I am off to work
İşe gidiyorum
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
beş saatlik
Sahnedebeş saat süren
It was a five hour flight
Beş saatlik bir uçuştu
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
kalple ilgili
Sahnedekalple ilgili olan
He had a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
evlendirmek
Sahnedeevlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
doğrulama kodu
Sahnedekullanıcının insan olduğunu doğrulamak için yapılan bilgisayar testi
You must enter the captcha to prove you are human
İnsan olduğunuzu kanıtlamak için doğrulama kodunu girmelisiniz
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
kasılma
Sahnedebir kasın aniden gerilmesi veya sıkılaşması
She felt a muscle contraction
Bir kas kasılması hissetti
büzülme
daha kısa veya dar hale gelme süreci
Thermal contraction happens in cold weather
Termal büzülme soğuk havalarda olur
adliye
Sahnedehukuki davaların görüldüğü bina
The lawyer went to the courthouse
Avukat adliyeye gitti
hola
Sahnedemerhaba anlamına gelen İspanyolca kelime
He said hola to me
Bana hola dedi
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
hemfikir
Sahnedebir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
araçta
bir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
dahili
bir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
grup üyesi
bir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
gemide
bir gemi uçak veya araç içinde bulunan
All passengers are on board
Tüm yolcular gemide
dahil
bir işe katılmayı veya yardım etmeyi kabul etmek
We are glad to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
materyal
Sahnedebir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
maddi
ruhsal olmayan fiziksel dünyayla ilgili
He prefers material things to spiritual growth
O maddi şeyleri ruhsal gelişime tercih eder
aday
bir iş veya amaç için gerekli niteliklere sahip olma
He is not material for this job
O bu iş için uygun bir aday değil
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
görme yetisi
Sahnedegörme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
şamanik
Sahnedeşamanizm ile ilgili olan
They performed a shamanic ritual
Şamanik bir ritüel gerçekleştirdiler
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
perde
Sahnedepencereyi kapatan kumaş parçası
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
perde
tiyatro sahnesinin önünde asılı olan kumaş parçası
The curtains opened for the show
Gösteri için perdeler açıldı
perde
pencereye veya sahneye asılan kumaş örtü
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
ortaklık
Sahnedeiki kişi veya grup arasında birlikte çalışma ilişkisi
The two companies formed a partnership
İki şirket bir ortaklık kurdu
son
Sahnededoğumdan sonra rahimden çıkan doku
The afterbirth is delivered shortly after the baby
Son doğumdan kısa bir süre sonra atılır
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
yıkmak
Sahnedebirini aşırı derecede üzmek veya şoke etmek
The sudden news devastated her
Ani haber onu yıktı
harap etmek
bir şeye büyük ölçüde zarar vermek
The earthquake devastated the city
Deprem şehri harap etti
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kapatmak
Sahnedebir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
dışarı koymak
Sahnedebir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
acımasız
Sahnedeacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çiftlik hayvanları
Sahnedegıda veya iş için çiftlikte beslenen hayvanlar
The farmer has a lot of livestock
Çiftçinin çok fazla çiftlik hayvanı var
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
cinsel ilişkiye girmek
Sahnedebiriyle cinsel birliktelik kurmak
They were caught humping
Cinsel ilişkiye girerken yakalandılar
tümsek
bir yüzeyde veya vücutta oluşan yuvarlak kabarıklık
There is a hump in the road
Yolda bir tümsek var
hafta ortası
çalışma haftasının tam ortası
We have finally reached the hump
Nihayet hafta ortasına ulaştık
sırt
çalışırken insanın sırtı veya omuzları
He put the heavy load on his hump
Ağır yükü sırtına yükledi
halinden anlamak
Sahnedebirinin zor durumuna karşı sempati duymak
I feel for anyone who loses their home
Evini kaybeden herkesin halinden anlıyorum
sezmek
bir şeyi doğal bir şekilde hissetmek veya kavramak
She has a real feel for music
Müziği gerçekten sezebiliyor
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
takılı kalmış
Sahnedebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
olay yerinde
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
He was arrested on the spot
Olay yerinde tutuklandı
hemen o anda
herhangi bir hazırlık yapmadan tam o anda
She accepted the offer on the spot
Teklifi hemen o anda kabul etti
anında
hazırlıksız ve hemen yapılan
He decided to resign on the spot
O anında istifa etmeye karar verdi
zor durumda
kendini rahatsız veya baskı altında hissettiğin bir durum
He felt on the spot when they asked him to speak
Ondan konuşmasını istediklerinde kendini zor durumda hissetti
meşe palamudu
Sahnedemeşe ağacının meyvesi
The squirrel found an acorn
Sincap bir meşe palamudu buldu
standup gösterisi
Sahnedebir kişinin seyirciye şakalar yaptığı gösteri
He performs stand up comedy every Friday
Her cuma standup gösterisi yapıyor
sallamak
Sahnedebir şeyi hızlıca bir taraftan diğer tarafa hareket ettirmek
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
kastetmek
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya ne olduğunu belirtmek
He means to help you with the project
O sana projede yardım etmeyi kastediyor
anlamına gelmek
bir şeyi ifade etmek
This sign means stop
Bu işaret dur anlamına gelir
varlık
kişinin sahip olduğu para veya kaynaklar
He lives beyond his means
O varlığının üzerinde yaşıyor
yüzeysel olarak uğraşmak
Sahnedebir işle ciddi olmayan şekilde ilgilenmek
He likes to dabble in painting
Resimle yüzeysel olarak uğraşmayı sever
başlatmak
Sahnedebir şeyin çalışmaya başlamasını sağlamak
We need to get it going now
Onu şimdi başlatmamız gerekiyor
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
internet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım