

Modern Family — Season 11 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
637 kelime
Seviye
Hadi ya
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
ezip geçmek
Sahnedebirini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
staj
Sahnedeöğrenmek amacıyla yapılan geçici iş
I have a summer internship
Yaz stajım var
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
yaşasın
neşe veya heyecan belirtisi
Whoo hoo! We finally did it!
Yaşasın! Sonunda başardık!
oley
heyecan veya sevinç gösteren yüksek sesli haykırış
Whoo hoo! That is great news!
Oley! Bu harika bir haber!
yuhuu
insanların heyecan veya mutluluklarını belirtmek için çıkardıkları yüksek ses
Whoo hoo we won the game
Yuhuu oyunu kazandık
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
stresli
Sahnedeendişeli veya baskı altında hissetmek
I feel stressed about my exams
Sınavlarım hakkında stresli hissediyorum
stresli
endişe veya baskı hissi
He feels very stressed at work
İş yerinde çok stresli hissediyor
parlak
Sahnedeçok ışık yayan
The sun is very bright
Güneş çok parlaktır
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
parlak
çok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
çekici
Sahnedegörünüşü hoş veya arzulanan
She is very attractive
O çok çekici
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
cehennem
Sahnedeölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
donup kalmak
Sahnedehareket edemez hale gelmek
He froze in fear
Korkudan donup kaldı
donmak
soğuk nedeniyle katılaşmak
Water freezes at 0 degrees
Su sıfır derecede donar
dondurmak
yiyecekleri çok düşük sıcaklıkta saklamak
You should freeze the leftovers
Artan yemekleri dondurmalısın
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
teknoloji
Sahnedebilimsel bilgilerin pratik amaçlarla kullanılması
I love new tech
Yeni teknolojileri severim
teknisyen
belirli bir teknik alanda uzmanlaşmış kişi
The tech fixed the phone
Teknisyen telefonu tamir etti
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
arı
Sahnedebal yapan uçan bir böcek
The bee is on the flower
Arı çiçeğin üzerinde
yarışma
bir yarışma veya etkinlik
She won the spelling bee
İmla yarışmasını kazandı
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
düzeltme
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
I made a correction to the text
Metinde bir düzeltme yaptım
sürdürmek
Sahnedebir durumu veya şeyi devam ettirmek
They maintain a good relationship
İyi bir ilişki sürdürüyorlar
iddia etmek
bir şeyin doğru olduğunu savunmak
He maintains that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
bakmak
birine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
She is taking care of her brother
Kardeşine bakıyor
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
bölüm
Sahnedebir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
siyasi
Sahnedehükümetle veya kamu işleriyle ilgili olan
He is a political leader
O, siyasi bir lider
tutunmak
bir şeyi elle kavramak veya tutmak
Hold on to the rail
Korkuluğa tutun
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
muhafaza etmek
elden çıkarmamak
She needs to hold on to her position
Pozisyonunu muhafaza etmesi gerekiyor
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
benlik
Sahnedebir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
Sahnedebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
evde çocuk bakan ebeveyn
çocuklarına bakmak için evde kalan ebeveyn
She is a stay-at-home mom
O, evde çocuk bakan bir anne
evde kalan
evinde vakit geçiren kişi
I decided to stay at home
Evde kalmaya karar verdim
evde yapılan
evde gerçekleşen
We had a stay at home movie night
Evde yapılan bir film gecesi geçirdik
evde kalmak
işe gitmek yerine evde durmak
I decided to stay at home today
Bugün evde kalmaya karar verdim
evde kalmak
bir yere gitmeyip bulunduğu yerde kalmak
I will stay at home today
Bugün evde kalacağım
sapıklar
Sahnedecinsel sapkınlık gösteren kişiler
Those men are pervs
O adamlar sapık
elde
kullanıma hazır veya halledilmekte olan
We have enough cash in hand
Elimizde yeterli nakit var
cimri
Sahnedepara harcamaktan veya paylaşmaktan kaçınan
He is very stingy
O çok cimridir
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
ödül
Sahnedeiyi bir davranış veya çalışma karşılığında verilen şey
He got a reward for his hard work
Sıkı çalışması için bir ödül aldı
ödüllendirmek
birine yaptığı bir iş karşılığında bir şey vermek
Teachers reward students for hard work
Öğretmenler öğrencileri sıkı çalışmaları için ödüllendirir
peynirli atıştırmalık
peynir aromalı küçük ve hafif atıştırmalık
I like eating cheese puffs while watching movies
Film izlerken peynirli atıştırmalık yemeyi severim
açıkça
açık ve net bir biçimde
He straight up lied to me
Bana açıkça yalan söyledi
dürüst
dosdoğru ve dürüst olan
He was straight up with me
Bana karşı dürüsttü
dürüstçe
doğrudan ve samimi bir şekilde
I told him straight up the truth
Ona dürüstçe gerçeği söyledim
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
metafor
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle karşılaştırarak tanımlama yöntemi
He used a metaphor to explain the idea
Fikri açıklamak için bir metafor kullandı
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
sıraya girmek
bir şey için bekleyen insanların oluşturduğu diziye katılmak
Please get in line to wait for the bus
Lütfen otobüs beklemek için sıraya girin
çekici kişi
Sahnedeçok çekici olan kişi
He is such a hottie
O çok çekici biri
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
aşınmak
Sahnedekimyasallar veya hava nedeniyle yavaşça zarar görmek
Salt can corrode the metal
Tuz metali aşındırabilir
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
yoluna girmek
başarılı bir şekilde sonuçlanmak
The plan is coming together
Plan yoluna giriyor
bir araya gelmek
birleşmek veya buluşmak
They came together as a family
Bir aile olarak bir araya geldiler
denemek
Bir kıyafetin yakışıp yakışmadığını görmek için giymek
Can I try on this dress?
Bu elbiseyi deneyebilir miyim?
denemek
Bir kıyafetin bedeninin uygun olup olmadığını görmek için giymek
I need to try on these shoes
Bu ayakkabıları denemem gerekiyor
denemek
Bir kıyafetin üzerine olup olmadığını görmek için giymek
Try on the jacket before buying it
Satın almadan önce ceketi dene
denemek
bir kıyafetin üzerimize uyup uymadığını görmek için giymek
I want to try on this shirt
Bu gömleği denemek istiyorum
gösteri hareketi
Sahnedeinsanları eğlendirmek amacıyla yapılan tehlikeli veya sıra dışı eylem
He performed a dangerous stunt for the movie
Film için tehlikeli bir gösteri hareketi yaptı
gösteri
eğlendirmek veya etkilemek için yapılan eylem
He performed a daring stunt
Cesur bir gösteri yaptı
engellemek
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini durdurmak
Poor diet can stunt growth
Kötü beslenme büyümeyi engelleyebilir
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
tüketmek
Sahnedebirinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
tüketmek
yiyecek veya içeceği vücuda almak
We consume too much sugar
Çok fazla şeker tüketiyoruz
yok etmek
bir şeyi tamamen özellikle ateşle ortadan kaldırmak
The fire consumed the whole building
Yangın bütün binayı yok etti
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
tatmin edici
Sahnedemutluluk veya başarı hissi veren
Teaching is a rewarding job
Öğretmenlik tatmin edici bir iştir
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
itiraf etmek
yaptığı bir yanlışı dürüstçe anlatmak
It is time to come clean
Artık itiraf etme vakti geldi
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
aşırı
Sahnedegereğinden fazla
He is overly cautious
O aşırı tedbirlidir
çiğ sebze tabağı
Sahnedeiştah açıcı olarak servis edilen çiğ sebzeler
She served crudités with a dip
Dip sos ile birlikte çiğ sebze tabağı servis etti
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
yüzme havuzu
Sahnedeyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
pişirme
Sahnedeyiyecekleri ısı kullanarak pişirme etkinliği
I love baking cakes
Kek pişirmeyi severim
anarşi
Sahnedekuralların veya kontrolün olmadığı durum
The country fell into anarchy
Ülke anarşiye sürüklendi
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
elbette
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
güzellik
Sahnedegöze hoş gelen, güzel olma durumu
She has natural beauty
Onun doğal bir güzelliği var
güzel
Sahnedeçok çekici olan kimse
She is a true beauty
O gerçek bir güzel
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
sızmak
Sahnedebir bilgisayar sistemine izinsiz girmek
He tried to hack the system
Sisteme sızmaya çalıştı
kaba şekilde kesmek
ağır darbelerle rastgele kesmek
He hacked the branch off the tree
Ağaç dalını kaba bir şekilde kesti
niteliksiz yazar
kaliteye önem vermeden sadece para için yazan kişi
He is just a political hack
O sadece niteliksiz bir siyasi yazardır
baş etmek
zor bir durumun üstesinden gelmek
I cannot hack this work anymore
Bu işle artık baş edemiyorum
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet