

Modern Family — 11. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
675 kelime
Seviye
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
düşünmek
Sahnedebirini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çaresiz
umudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
babaya benzeyen
Sahnedefiziksel veya karakter olarak babayı andıran
His style is very dad like
Tarzı çok babaya benzeyen bir şekilde
babacan
bir babanın şefkatli davranışlarını sergileyen
He gave me some dad like advice
Bana babacan bir tavsiye verdi
baba gibi
baba ile benzer özelliklere sahip olan
They were dad like towards me
Bana karşı baba gibi davrandılar
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
sıkıcı kişi
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan insan
He is such a bore
O çok sıkıcı biridir
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
sıkıcı
ilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is a bore
Bu film çok sıkıcı
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
Sahnedekarnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
saygı göstermek
Sahnedebirine hürmet veya hayranlık sunmak
They paid tribute to the local hero
Yerel kahramana saygılarını sundular
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
berber
Sahnedeerkeklerin saç kestirdiği yer
I am going to the barbershop
Berbere gidiyorum
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
geçen sefer
Sahnedeşu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
gitmek
Sahnedebelirli bir yere doğru hareket etmek
I will head over to the cafe
Kafeye gideceğim
deh
Sahnedeatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
iptal etmek
Sahnedebir şeyi tamamlanmadan önce durdurmak
They had to abort the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldılar
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
paten kaymak
Sahnedepatenlerle pürüzsüzce hareket etmek
They love to skate in the park
Parkta paten kaymayı seviyorlar
vatoz balığı
kanat benzeri yüzgeçleri olan yassı bir balık türü
He caught a skate
Bir vatoz balığı yakaladı
paten
kaymak için kullanılan tekerlekli veya bıçaklı ayakkabı
I bought new skates
Yeni patenler aldım
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
ay sonunu getirmek
Sahnedetemel ihtiyaçları karşılayacak kadar paraya sahip olmak
It is hard to make ends meet
Ay sonunu getirmek zor
ucu ucuna geçinmek
ihtiyaçlarını karşılayacak kadar paraya sahip olmak
It is hard to make ends meet these days
Bugünlerde ucu ucuna geçinmek çok zor
kıt kanaat geçinmek
temel ihtiyaçları karşılayacak kadar paraya sahip olmak
It is hard to make ends meet
Kıt kanaat geçinmek zor
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
hazine
Sahnedeçok değerli veya faydalı şeylerin bulunduğu yer
The old library is a treasure trove of knowledge
Eski kütüphane bir bilgi hazinesidir
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
patika
yürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
dehşete düşürmek
Sahnedeaşırı korkuya neden olmak
The gang terrorized the neighborhood
Çete mahalleyi dehşete düşürdü
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kara kara düşünmek
Sahnedeüzüntüyle veya endişeyle uzun uzun düşünmek
He brooded over his mistakes for days
Günlerce hataları üzerine kara kara düşündü
yavru grubu
bir batında doğan yavrular
The hen looked after her brood
Tavuk yavrularına göz kulak oldu
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
ödül
Sahnedebaşarı karşılığında verilen ödül
She won an award for her painting
Resmi için bir ödül kazandı
ödül vermek
birine başarı karşılığında ödül vermek
They awarded her a prize
Ona bir ödül verdiler
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
uyurgezerlik yapmak
Sahnedeuyurken yürümek
I sometimes sleepwalk
Bazen uyurgezerlik yaparım
uykuda yürümek
uyurken yataktan kalkıp dolaşmak
Children sometimes sleepwalk
Çocuklar bazen uykuda yürür
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
müthiş bir
Sahnedeçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
harika
çok etkileyici veya mükemmel olan
He is a hell of a player
O harika bir oyuncu
harika
bir şeyin ne kadar iyi olduğunu vurgulamak için kullanılır
You did a hell of a job
Harika bir iş çıkardın
berbat
aşırı derecede kötü veya zor olan
That was a hell of a situation
Çok berbat bir durumdu
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını söylemek
He tried to deny the facts
Gerçekleri inkar etmeye çalıştı
reddetmek
bir şeyin gerçekleştiğini kabul etmemek
She denies any involvement in the accident
Kazaya karıştığını reddediyor
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
iyileşmek
Sahnededaha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
hafta içi gecesi
Sahnedehafta sonu dışındaki herhangi bir gece
I usually stay home on a weeknight
Hafta içi geceleri genellikle evde kalırım
kırpmak
Sahnedebir şeyden küçük miktarlarda kesip çıkarmak
I need to trim the hedge
Çiti budamam gerekiyor
kenar süsü
bir şeye eklenen dekoratif kısımlar
The dress has a gold trim
Elbisenin altın rengi bir kenar süsü var
formda
çekici bir şekilde ince ve zinde
She has a trim figure
O formda bir vücuda sahip
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
prömiyer
Sahnedebir film veya oyunun ilk halka açık gösterimi
I went to the movie premiere
Film prömiyerine gittim
prömiyer yapmak
ilk kez gösterilmek
The movie will premiere tomorrow
Film yarın prömiyer yapacak
ilk gösterim
bir film veya oyunun ilk halka açık performansı
The play had its premiere in London
Oyunun ilk gösterimi Londra'da yapıldı
birinci sınıf
en yüksek kalitede veya en önemli olan
They stayed at a premiere hotel
Birinci sınıf bir otelde kaldılar
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
başarmak
Sahnedezor bir işin üstesinden gelmek
They pulled off the difficult task
Zor görevi başardılar
çıkarmak
özellikle yapışmış bir şeyi yerinden çıkarmak
He pulled off the sticker
Çıkartmayı söküp çıkardı
başarmak
zor bir işi gerçekleştirmek
She pulled off the difficult plan
Planı başarıyla gerçekleştirdi
hareket etmek
bir yerden araçla ayrılmak
The car pulled off at high speed
Araba hızla hareket etti
başarmak
zor bir şeyi yapmayı başarmak
We pulled off the plan
Planı başardık
nimet
Sahnedemutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
kutsama
Tanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
insanın kendini şanslı veya minnettar hissetmesini sağlayan şey
Having good health is a blessing
Sağlığının yerinde olması bir nimettir
iyi dilek
birinin mutluluğu için söylenen sözler
They gave us their blessing
Bize iyi dileklerini sundular
çizim
Sahnedekalem veya benzeri bir araçla yapılmış resim
This drawing is beautiful
Bu çizim çok güzel
çizim yapmak
kalemle resim yapmak
She is drawing a flower
O bir çiçek çiziyor
çekiliş
kazananların seçildiği etkinlik
I won the drawing
Çekilişi ben kazandım
çizim
kalem ile yapılan resim
This is a beautiful drawing
Bu güzel bir çizim
matkap
Sahnededelik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
tatbikat
acil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
tıpkısının aynısı
Sahnedebaşka birine tıpatıp benzeyen kimse
He is the spitting image of his father
O babasının tıpkısının aynısı
Tıpatıp aynısı
birine çok benzeyen kimse
She is the spitting image of her mother
Annesinin tıpatıp aynısı
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
harçlık
Sahnededüzenli olarak verilen küçük miktar para
My father gives me a weekly allowance
Babam bana haftalık harçlık verir
harçlık
çocuğa düzenli olarak verilen para
He spends his allowance on toys
Harçlığını oyuncaklara harcıyor
web sitesi
Sahnedeinternette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
internette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
betimlemek
Sahnedebirini veya bir şeyi belirli bir şekilde göstermek veya tanımlamak
The movie portrays him as a hero
Film onu bir kahraman olarak betimliyor
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
Hadi ya
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
binmek
Sahnedebir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
idare etmek
bir durumla başa çıkmak
How are you getting on
Nasıl idare ediyorsun
yaşlanmak
ilerleyen yaşta olmak
He is getting on in years
O yaşlanıyor
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
binmek
bir otobüs trene veya uçağa girmek
I will get on the bus
Otobüse bineceğim
ilerlemek
bir işi başarmak veya yol katetmek
How are you getting on with your work
İşinle ilgili nasıl ilerliyorsun
anlaşmak
biriyle arkadaşça bir ilişkiye sahip olmak
They get on well with each other
Birbirleriyle iyi anlaşıyorlar
iyi anlaşmak
biriyle dostça veya uyumlu bir ilişkiye sahip olmak
I get on well with my sister
Kız kardeşimle iyi anlaşırım
kibrit kitabı
Sahnedeiçinde kibrit çöpü bulunan küçük karton kitapçık
He took a match from the matchbook
Kibrit kitabından bir kibrit aldı
kibrit defteri
kitap şeklinde küçük kibrit kutusu
He took a matchbook from the table
Masadan bir kibrit defteri aldı
gelir
Sahnededüzenli olarak elde edilen para
His monthly income is high
Aylık geliri yüksek
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dik duruma geçmek
I get up early every morning
Her sabah erken ayağa kalkarım
artırmak
bir duygu veya umudu daha güçlü hale getirmek
You should get up your courage
Cesaretini artırmalısın