

Modern Family — Season 11 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
626 kelime
Seviye
ahlak dışı
Sahnedekabul görmüş ahlaki kurallara uymayan
It is unethical to lie to your customers
Müşterilerine yalan söylemek ahlak dışıdır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
nazik
Sahnedebaşkalarına karşı nazik ve hoş olan
She is a very gracious host
O çok nazik bir ev sahibi
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
kolonya
Sahnedecilde sürülen kokulu sıvı
He puts on some cologne
Biraz kolonya sürer
beni biriyle tanıştırmak
biriyle romantik bir buluşma ayarlamak
Can you set me up with your friend?
Beni arkadaşınla tanıştırabilir misin?
kumpas kurmak
birini işlemediği bir suçtan dolayı suçlu duruma düşürmek
They set me up for this crime
Bu suç için bana kumpas kurdular
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru veya yerinde olan
It is a fitting end to the story
Bu hikayeye uygun bir son
prova
kıyafetlerin ölçüsünün ayarlanması
She went for a fitting
Provaya gitti
tam gelmek
boyut olarak uygun olmak
This dress is fitting her well
Bu elbise ona tam oluyor
kötü şöhretli
Sahnedegüven vermeyen veya saygın görünmeyen
He stays in a seedy hotel
O kötü şöhretli bir otelde kalıyor
köhne
Sahnedebakımsız ve kötü durumda olan
They walked through a seedy neighborhood
Köhne bir mahalleden geçtiler
parçalamak
Sahnedebir şeyi küçük parçalara ayırmak
She shredded the documents
Belgeleri parçaladı
kırıntı
çok küçük bir miktar
He did not show a shred of emotion
Hiç duygu kırıntısı göstermedi
parçalamak
bir şeyi küçük şeritler halinde kesmek
I shred the old documents
Eski belgeleri parçalıyorum
hızlı gitar çalmak
gitarda çok hızlı ve yetenekli bir şekilde çalmak
He loves to shred on his guitar
Gitarında hızlıca çalmaya bayılır
döngü
Sahnededüzenli olarak tekrarlanan olaylar dizisi
The water cycle is a natural process
Su döngüsü doğal bir süreçtir
program
bir çamaşır makinesindeki ayar
Choose the delicate cycle for this shirt
Bu gömlek için hassas programı seçin
bisiklet sürmek
bisiklete binip kullanmak
He likes to cycle in the park
Parkta bisiklet sürmeyi sever
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
şarküteri
Sahnedehazır yiyecekler ve sandviçler satan dükkan
I bought a sandwich at the deli
Şarküteriden bir sandviç aldım
bilet
Sahnedebir yere girmek veya seyahat etmek için kullanılan belge
I bought a movie ticket
Bir sinema bileti aldım
giriş bileti
Sahnedebir yere girmeye izin veren belge
I bought a ticket for the concert
Konser için bilet aldım
trafik cezası
trafik kurallarını ihlal ettiğiniz için verilen ceza makbuzu
He got a parking ticket
Park cezası yedi
seyahat bileti
ulaşım aracına binmeyi sağlayan belge
I need to buy my train ticket
Tren biletimi almam gerekiyor
kalifiye
Sahnedegerekli beceriye veya bilgiye sahip
She is qualified for the job
İş için kalifiye
nitelikli
bir iş için gerekli beceri veya bilgiye sahip olma
She is highly qualified for this position
O bu pozisyon için oldukça nitelikli
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
wi-fi
internete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kabloya gerek duymadan internete bağlanmayı sağlayan sistem
The cafe offers free Wi-Fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
iklim
Sahnedebir bölgedeki genel hava koşulları
The climate here is very cold
Buranın iklimi çok soğuk
iklim
bir yerdeki genel durum veya ruh hali
The political climate is changing
Siyasi iklim değişiyor
çocuk bakıcısı
Sahnedeçocuklara bakan kişi
The nanny looks after the baby
Çocuk bakıcısı bebeğe bakıyor
çocuk bakıcısı
bir ailede çocuklara bakması için tutulan kişi
The nanny is playing with the kids
Çocuk bakıcısı çocuklarla oyun oynuyor
öğretim kadrosu
Sahnedebir okul veya üniversitedeki öğretmenler grubu
The faculty met to discuss the new curriculum
Öğretim kadrosu yeni müfredatı tartışmak için toplandı
yetenek
zihnin veya vücudun doğal gücü
He lost his faculty of speech
Konuşma yeteneğini kaybetti
öğretim kadrosu
üniversite veya okuldaki öğretmenler ve personel
The faculty is meeting today
Öğretim kadrosu bugün toplanıyor
yeti
zihnin düşünme veya akıl yürütme gibi doğal güçlerinden biri
She has the faculty of critical thinking
O eleştirel düşünme yetisine sahip
düşmek
Sahnedebir miktarı toplamdan çıkarmak
They will deduct the fee from your payment
Ücreti ödemenizden düşecekler
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
He decided to hang it up after ten years
On yıl sonra bırakmaya karar verdi
kaslı erkek
Sahnedegüçlü ve kaslı vücuda sahip erkek
He is quite a beefcake
O tam bir kas yığını
gitmek
bir yere varmak amacıyla yola çıkmak
She went off to school early
Okula erkenden gitti
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
kafe
Sahnedekahve ve hafif yemekler sunan küçük restoran
Let's go to the cafe
Kafeye gidelim
yaya
Sahnedeyolda yürüyen kişi
The pedestrian crossed the street
Yaya karşıya geçti
sıradan
ilgi çekici veya özel olmayan
The movie had a pedestrian plot
Filmin sıradan bir konusu vardı
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yatmak
uyumak için yatağa gitmek
I will turn in now
Şimdi yatacağım
ihbar etmek
birini yetkililere bildirmek
He turned in the thief
Hırsızı ihbar etti
teslim olmak
polise teslim olmak
He turned himself in
Teslim oldu
sapmak
bir yola dönerek girmek
He turned in at the driveway
Garaj yoluna saptı
teslim etmek
bir işi veya ödevi yetkili birine vermek
I must turn in my report today
Raporumu bugün teslim etmeliyim
teslim etmek
birini polise veya yetkililere vermek
The witness decided to turn in the criminal
Tanık suçluyu polise teslim etmeye karar verdi
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
başlamak
bir durumun başlayıp yerleşmesi
Winter has set in
Kış başladı
katılaşmış
değişmez veya sabitlenmiş
He is set in his ways
Huyları katılaşmış
iyi huylu
nazik ve hoş karakterli olan
He is a very good natured person
O çok iyi huylu bir insandır
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
hız treni
lunaparklarda bulunan, dik inişleri ve dönüşleri olan hızlı tren
I love riding the roller coaster
Hız trenine binmeyi seviyorum
inişli çıkışlı dönem
duygusal açıdan ani değişiklikler içeren durum
Her life has been a total roller coaster lately
Hayatı son zamanlarda tam bir inişli çıkışlı dönemden geçiyor
dalgalanmak
çok hızlı ve öngörülemez şekilde değişmek
Their emotions roller coaster every day
Duyguları her gün dalgalanıp duruyor
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of books
Çok kitabım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
kremamsı
Sahnedekrema gibi yumuşak ve pürüzsüz
The lotion feels creamy
Losyon kremamsı hissettiriyor
kremsi
krema gibi yoğun ve pürüzsüz kıvamlı
This soup is very creamy
Bu çorba çok kremsi
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
bilet teslim gişesi
önceden ödemesi yapılmış biletlerin teslim alındığı yer
I will pick up my tickets at will call
Biletlerimi bilet teslim gişesinden alacağım
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
yaşasın
Sahnedeheyecan veya mutluluk belirten ünlem
Whee! We are finally here
Yaşasın! Sonunda buradayız
vuhuu
heyecan veya eğlence anında çıkarılan ses
Whee! This slide is fast
Vuhuu! Bu kaydırak çok hızlı
en mutlu
Sahnedeen çok keyif veya memnuniyet hisseden
I am the happiest person today
Bugün en mutlu insan benim
kunduz
Sahnedenehirlerde barajlar yapan büyük bir hayvan
The beaver builds a dam
Kunduz bir baraj yapar
kıkırdama
Sahnedekısa ve kesik neşeli sesler çıkarma
She was giggling at the funny joke
Komik şakaya kıkırdıyordu
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
bağırmak
Sahnedeyüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
şarkı söyleme
Sahnedesesini kullanarak müzik yapma
I heard her singing a song
Onun bir şarkı söylediğini duydum
şarkı söyleme
sesle müzik yapmak
She loves singing
Şarkı söylemeyi sever
şarkı söyleme
ses ile müzikal sesler çıkarma
She loves singing
O şarkı söylemeyi seviyor
yeteneksiz
Sahnedeözel bir yeteneği olmayan
He is an untalented painter
O yeteneksiz bir ressamdır
topallamak
Sahnedebir bacağı yaralı olduğu için zor yürümek
The dog is limping
Köpek topallıyor
gevşek
sert olmayan ve canlılığını yitirmiş
The leaves of the plant were limp
Bitkinin yaprakları gevşekti
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
kahvaltı
günün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
güzellik utandırması
birini çekici olduğu için eleştirme eylemi
She faced hot shaming for posting her selfies
Özçekimlerini paylaştığı için güzellik utandırmasına maruz kaldı
teklif
Sahnedeöne sürülen bir plan veya hareket tarzı
He made an interesting proposition
İlginç bir teklifte bulundu
teklif etmek
birine cinsel ilişki teklif etmek
He tried to proposition her
Ona cinsel teklifte bulundu
çıkmak
bir yerden ayrılmak veya kopmak
The button came off
Düğme koptu
görünmek
belli bir şekilde görünmek veya izlenim bırakmak
He comes off as shy
Utangaç görünüyor
ayrılmak
bir pozisyondan veya yerden uzaklaşmak
He decided to come off the committee
Komiteden ayrılmaya karar verdi
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al