

My Life with the Walter Boys — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
406 kelime
Seviye
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
bitki
Sahnedegenellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
etkinlikler
Sahnedezaman geçirmek için yapılan işler
We have many fun activities today
Bugün birçok eğlenceli etkinliğimiz var
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
anlam
Sahnedebir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
zamanlama
Sahnedebir şeyin meydana geldiği an
The timing of the rain was terrible
Yağmurun zamanlaması korkunçtu
zamanlama
bir şeyin ne zaman yapılacağının seçimi
Success depends on timing
Başarı zamanlamaya bağlıdır
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
Sahnedehasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
süperstar
Sahnedeçok ünlü olan kişi
He is a pop superstar
O bir pop süperstarı
sıvı
Sahnedeakışkan olan ve katı olmayan madde
Water is a liquid
Su bir sıvıdır
likit
borçları ödemek için hazır paraya sahip olan
The company is liquid enough to pay its debts
Şirket borçlarını ödeyecek kadar likit durumda
alkollü
alkol içeren içeceklerle ilgili
They served liquid refreshments at the party
Partide alkollü içecekler servis ettiler
oturmak
Sahnedevücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
baskı
Sahnedetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı yapmak
birine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
ekipman
Sahnedebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
karşılaşma
Sahnedebiriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak
I had a brief encounter with an old friend
Eski bir arkadaşımla kısa bir karşılaşmam oldu
karşılaşmak
beklenmedik bir şekilde biriyle veya bir durumla yüz yüze gelmek
I did not expect to encounter him there
Onunla orada karşılaşmayı beklemiyordum
karşılaşmak
beklenmedik bir durum veya olayla yüz yüze gelmek
I encountered many problems
Birçok sorunla karşılaştım
aday olmak
Sahnedeseçilen bir göreve gelmek için yarışmak
She wants to run for president
O başkanlığa aday olmak istiyor
çabalamak
bir hedefe ulaşmaya çalışmak
They had to run for help
Yardım bulmak için koşmak zorunda kaldılar
sürmek
belirli bir süre devam etmek
The show will run for two hours
Gösteri iki saat sürecek
kaçmak
tehlikeli bir yerden uzaklaşmaya çalışmak
The prisoners decided to run for it
Mahkumlar kaçmaya karar verdi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
yine de
Sahnedebir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
hay aksi
Sahnedehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
bir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
hayati belirtiler
Sahnedevücudun yaşam fonksiyonlarını gösteren belirtiler
The nurse checked the patient's vitals
Hemşire hastanın yaşamsal bulgularını kontrol etti
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
kaybolmak
Sahnedenerede olduğunu bilememek
I will get lost in the city
Şehirde kaybolacağım
kaybolmak
bir yerin veya yönün bulunamaması durumu
I got lost in the city
Şehirde kayboldum
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We will get lost in this city
Bu şehirde kaybolacağız
defolup gitmek
birinden kaba bir şekilde uzaklaşmasını istemek
Get lost and leave me alone
Defol git ve beni yalnız bırak
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
not etmek
Sahnedebir şeyi yazıya dökmek
Please write down my phone number
Lütfen telefon numaramı not et
değer düşürme
bir varlığın kayıtlı değerinin azaltılması
The company had to write down the value of its inventory
Şirket envanterinin değerini düşürmek zorunda kaldı
not etmek
bilgiyi kağıda veya dijital ortama kaydetmek
Please write down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını not edin
sıkışmak
Sahnededar bir alana sığmaya çalışmak
We were cramped into the small car
Küçük arabaya sıkışmıştık
kramp
bir kasın aniden ve ağrılı bir şekilde kasılması
I got a cramp in my leg
Bacağımda kramp girdi
kısıtlamak
bir şeyi sınırlamak veya engellemek
Lack of money can cramp your style
Para eksikliği tarzını kısıtlayabilir
kramp
kastaki ani ve şiddetli ağrı
I got a cramp in my leg while swimming
Yüzerken bacağıma kramp girdi
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
girişmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
göz atmak
Sahnedehızlıca ve gizlice bakmak
I took a peek at the gift
Hediyeye hızlıca bir göz attım
dikizlemek
gizlice bakmak
Do not peek through the window
Pencereden dikizleme
gizlice bakmak
belli etmeden hızlıca bakmak
She peeked at the answer
Cevaba gizlice baktı
alışkanlık
Sahnededüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
cübbe
rahibe veya keşişlerin giydiği özel giysi
The nun wore a simple habit
Rahibe sade bir cübbe giymişti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
Tanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
taşınmak
Sahnedeyeni bir evde veya dairede yaşamaya başlamak
They will move in tomorrow
Onlar yarın taşınacak
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
taşınma
yeni bir eve yerleşme eylemi
We have a move-in date next week
Gelecek hafta için bir taşınma tarihimiz var
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yakında
kısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
takılı kalmış
Sahnedebir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
heyecanlandırmak
Sahnedeçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kişi
He introduced his fiance to the family
Nişanlısını aileyle tanıştırdı
nişanlı
evleneceği kişi olan kadın
Her fiance is a doctor
Nişanlısı bir doktordur
nişanlı
evlenmek üzere nişanlanmış kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş kadın
She is my fiance
O benim nişanlım
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş kadın
He is buying a ring for his fiancée
Nişanlısı için bir yüzük alıyor
nişanlı
evlenecek olan kadın
She is his fiancée
O onun nişanlısı
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
deri
Sahnedehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
biyoloji
Sahnedecanlıların incelendiği bilim dalı
I love biology class
Biyoloji dersini seviyorum
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya daveti kabul etmemek
I had to decline the invitation
Daveti reddetmek zorunda kaldım
azalmak
daha küçük veya daha zayıf hale gelmek
The population began to decline
Nüfus azalmaya başladı
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
ayakta
Sahnedehastalıktan sonra yataktan kalkmış ve hareketli
He is finally up and about
Sonunda ayakta
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
baş çalgıcı
Sahnedeorkestra bölümündeki en iyi oyuncu
She is the first chair violinist
O baş kemancıdır
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
bekle
Sahnedebaşkalarının yetişebilmesi için yavaşlamak veya durmak
Please wait up for me
Lütfen beni bekle
uyumayıp beklemek
birini beklemek için yatmamak
Don't wait up for me tonight
Bu gece beni bekleme
durup beklemek
birinin yetişmesi için durup beklemek
Wait up for me
Benim için durup bekle
durup beklemek
birinin yetişmesi için hareketi durdurmak
Please wait up for me
Lütfen durup beni bekle
yavaşlayıp beklemek
birinin yetişmesi için hızı azaltmak
Wait up I cannot walk that fast
Yavaşlayıp bekle o kadar hızlı yürüyemiyorum
yetişmeyi beklemek
birinin gelmesi için durup beklemek
She stopped to wait up for her friend
Arkadaşının yetişmesini beklemek için durdu