

My Life with the Walter Boys — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
559 kelime
Seviye
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kararlı
Sahnedebir şeyi yapmaya veya elde etmeye kesin niyetli olmak
He is set on winning the race
Yarışı kazanmaya kararlı
kararlı
bir şeyi yapmayı kesin olarak istemek
He is set on winning the race
Yarışı kazanma konusunda kararlı
yönlendirmek
birini belirli bir yöne gitmeye teşvik etmek
He set us on the right path
Bizi doğru yola yönlendirdi
ateşe vermek
bir şeyin yanmaya başlamasına neden olmak
They set the wood on fire
Odunu ateşe verdiler
saldırtmak
birinin başka birine veya şeye saldırmasını sağlamak
He set the dog on the intruder
Köpeği davetsiz misafirin üzerine saldırtı
odaklanmak
dikkatinizi bir şeyin üzerine yöneltmek
She is set on finishing her project
O projesini bitirmeye odaklanmış durumda
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
petrol
Sahnedeyer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
yemek pişirmekte veya yakıt olarak kullanılan yoğun ve kaygan sıvı
I used some oil for cooking
Yemek pişirmek için biraz yağ kullandım
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
büyümek
Sahnedeçocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tekrar ayağa kalkmak
Sahnededüştükten sonra yeniden ayağa kalkmak
He fell down but got back up
Yere düştü ama tekrar ayağa kalktı
yeniden
Sahnedebir kez daha
They decided to start anew
Yeniden başlamaya karar verdiler
ders
Sahnedeöğrencilere veya bir gruba verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
ders vermek
bir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
birini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
birine uzun ve ciddi bir konuşma yapmak
He lectured me about my behavior
Davranışlarım hakkında bana ders verdi
zorlanan
Sahnedegüçlük çeken
She is struggling to learn English
O İngilizce öğrenmekte zorlanıyor
zorlanan
bir şeyi başarmak için büyük çaba harcayan
She is struggling to finish her homework
Ödevini bitirmek için zorlanıyor
başlangıç
Sahnedebir etkinliğin veya faaliyetin başlaması
The kickoff meeting is at ten
Başlangıç toplantısı saat onda
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
tarım ilacı
Sahnedezararlı canlıları öldürmek için kullanılan kimyasal madde
They sprayed the crops with pesticide
Ekinleri tarım ilacıyla ilaçladılar
odaklanmış
Sahnedetüm dikkatini bir şeye veren
He is very focused on his work
İşine çok odaklanmış
konsantre
dikkatini bir şeye yoğunlaştırmış
She remained focused during the test
Sınav boyunca konsantre kaldı
dikkatli
yakından dikkat gösteren
We must stay focused
Odaklanmış kalmalıyız
odaklanmış
bir konuya dikkatini vermiş olan
She is focused on her studies
Çalışmalarına odaklanmış durumda
iç savaş
Sahnedeaynı ülke vatandaşları arasındaki silahlı çatışma
Civil war destroyed many homes in the region
İç savaş bölgedeki birçok evi yok etti
iç savaş
aynı ülke içindeki gruplar arasında çıkan savaş
The country is in a civil war
Ülke bir iç savaş içinde
iç savaş
aynı ülke içindeki gruplar arasında yaşanan savaş
The country suffered from a long civil war
Ülke uzun bir iç savaştan zarar gördü
topu kesme
Sahnedekarşı takımın attığı topun yakalanması
The defender made a great interception
Savunma oyuncusu harika bir top kesme yaptı
profesyonel olmayan
Sahnedemesleki standartlara uygun olmayan
His behavior was very unprofessional
Davranışı çok profesyonel değildi
profesyonelce olmayan
beklenen beceri veya özeni göstermeyen
His behavior was unprofessional
Onun davranışları profesyonelce değildi
ilgili
Sahnedebir bağlantısı veya ilişkisi olan
The two issues are related
Bu iki konu birbiriyle ilgilidir
ilgili
bir şey ile bağlantısı olan
These two topics are related
Bu iki konu birbiriyle ilgili
akraba
aynı aileden gelen veya birbirine kan bağı olan
Are you related to her
Onunla akraba mısınız
tur rehberi
Sahnedeziyaretçilere bir yeri gezdiren kişi
The tour guide explains the history
Tur rehberi tarihi anlatıyor
tur rehberi
ziyaretçilere bir yeri gezdiren kişi
The tour guide explained the history of the museum
Tur rehberi müzenin tarihini anlattı
tur rehberi
ziyaretçilere bir yeri gezdiren kişi
The tour guide explained the history of the museum
Tur rehberi müzenin tarihini açıkladı
kasa
Sahnedesaklama için kullanılan büyük ahşap veya plastik kutu
The apples are in a wooden crate
Elmalar ahşap bir kasanın içinde
kasa
eşya taşımak veya saklamak için kullanılan büyük kutu
They packed the apples in a wooden crate
Elmaları tahta bir kasaya yerleştirdiler
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
romantik
Sahnedesevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
romantik
sevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
sohbet etmek
Sahnedebiriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
dernek
Sahnedeortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
bağlantı
insanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
dernek
ortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
ekipman
Sahnedebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
ödünç vermek
Sahnedebirinin bir şeyi geçici olarak kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
ödünç vermek
bir şeyi kısa süreliğine kullanması için birine vermek
Can you lend me your pen?
Bana kalemini ödünç verebilir misin?
ödünç vermek
birinin bir şeyi bir süreliğine kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
sarmal
Sahnedebir merkez noktası etrafında kıvrılan şekil
The shell has a beautiful spiral shape
Kabuğun güzel bir sarmal şekli var
sarmal
bir merkez noktası etrafında dönen şekil
The shell has a spiral shape
Kabuk sarmal bir şekle sahip
kontrolden çıkmak
hızlı ve kontrolsüz bir şekilde ilerlemek veya büyümek
Prices began to spiral out of control
Fiyatlar kontrolden çıkmaya başladı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ekolojik olarak
Sahnededoğal çevre ile ilgili şekilde
It is important to live ecologically
Ekolojik olarak yaşamak önemlidir
saat
Sahnedegünün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
saat
60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It takes two hours to reach there
Oraya varmak iki saat sürüyor
saat
altmış dakikadan oluşan zaman periyodu
The work will take five hours
İş beş saat sürecek
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
düğün
Sahnedeevlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
Sahnedeiki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
iki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
ponpon kız
Sahnedespor etkinliklerinde tezahüratı yöneten kişi
She is a cheerleader at her school
O, okulunun ponpon kızlarından biri
amigo
spor müsabakalarında tezahürata öncülük eden kişi
The cheerleader is waving her pom poms
Amigo ponponlarını sallıyor
hanımefendi
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
alkollü
Sahnedealkolün etkisinde olan
He felt a bit boozy after the party
Partiden sonra biraz alkollü hissetti
teklif
Sahnedebir şey için teklif edilen para miktarı
The bidding for the house started high
Ev için teklifler yüksek başladı
emir
birinin bir şey yapması için verdiği talimat
He came at my bidding
Benim emrimle geldi
girişim
bir şeyi başarmak veya elde etmek için yapılan çaba
His bidding to become president was unsuccessful
Başkan olmak için yaptığı girişim başarısız oldu
emir
birine bir şey yapmasını söyleme eylemi
He followed his mother's bidding
Annesinin emrine uydu
erkek torun
Sahnedeoğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
torun
çocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
oğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
kamp yapmak
Sahnededışarıda çadırda konaklama etkinliği
We are going camping this weekend
Bu hafta sonu kamp yapmaya gidiyoruz
kamp yapmak
kısa süreliğine çadırda veya barınakta kalmak
They go camping every year
Her yıl kamp yaparlar
kampçılık
açık havada çadırda veya karavanda kalma etkinliği
We go camping every summer
Her yaz kamp yapmaya gideriz
brunch
Sahnedekahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç sabah yemeği
Let's have brunch on Sunday
Pazar günü brunch yapalım
brunch
kahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç öğün
We will brunch at the cafe
Kafede brunch yapacağız
üretmek
Sahnedeyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
bulmak
bir fikir düşünmek veya oluşturmak
She came up with a great plan
Harika bir plan buldu
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
en derin
Sahnedebir yerin veya konunun en iç noktası
These are the deepest secrets of the world
Bunlar dünyanın en derin sırları
en derin
yüzeyden en aşağıda bulunan
This is the deepest part of the ocean
Burası okyanusun en derin yeri
ispiyonlamak
Sahnedebirini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
sıçan
uzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
tekir
Sahnedeçizgili kürkü olan evcil kedi
My tabby cat likes to sleep on the sofa
Tekir kedim kanepede uyumayı sever
iklim
Sahnedebir bölgedeki genel hava koşulları
The climate here is very cold
Buranın iklimi çok soğuk
iklim
bir yerdeki genel durum veya ruh hali
The political climate is changing
Siyasi iklim değişiyor
ayak uydurmak
Sahnedeaynı hızda veya seviyede kalmak
I cannot keep up with them
Onlara ayak uyduramıyorum
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
ayak uydurmak
bir başkasıyla aynı hızda ilerlemek
Try to keep up with the group
Gruptan geri kalmamaya çalış
uyutmamak
birinin uyumasına engel olmak
The loud music kept me up all night
Yüksek sesli müzik beni bütün gece uyutmadı
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede veya hızda devam ettirmek
You must keep up your grades
Notlarını sürdürmelisin
daha neşeli
Sahnedeçok mutlu veya neşeli olan
The more, the merrier
Ne kadar çok, o kadar neşeli
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
ses seviyesi
Sahnedebir cihazdan gelen sesin yüksekliği
Please turn down the volume
Lütfen ses seviyesini kıs
miktar
bir şeyin miktarı veya düzeyi
The volume of traffic is high
Trafik miktarı yüksek
cilt
bir set içindeki tek bir kitap
This is the first volume
Bu ilk cilt
çek yazmak
Sahnedebankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
Sahnedebir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
bir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
korsan
Sahnedebir şeyi yasa dışı yollarla çoğaltmak veya satmak
He sells bootleg movies at the market
O pazarda korsan filmler satıyor
korsan
yasa dışı olarak üretilen ve satılan kopya
He bought a bootleg copy of the concert
Konserin korsan bir kopyasını satın aldı
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
dilim
bir şeyin parçası veya hissesi
I want a slice of cake
Bir dilim kek istiyorum
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
yarışmak
bir yarışmaya veya müsabakaya katılmak
They will compete in the tournament
Turnuvada yarışacaklar
rekabet etmek
bir yarışta diğerlerinden daha iyi olmaya çalışmak
Companies compete for customers
Şirketler müşteriler için rekabet ediyor
temelli
Sahnedebelirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
dayalı
bir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
merkezli
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedebir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tadilat
Sahnedebir binayı onarma veya iyileştirme işlemi
The house needs a complete renovation
Evin komple bir tadilata ihtiyacı var
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
mezun olmak
Sahnedebir okuldan diplomayla ayrılmak
He graduated from high school
Liseden mezun oldu
lisansüstü
Sahnedeilk üniversite derecesinden sonraki eğitim seviyesi ile ilgili
She is applying for a graduate program
O lisansüstü programa başvuruyor
seviye atlamak
daha üst bir düzeye veya etkinliğe geçmek
He graduated to a faster car
Daha hızlı bir arabaya geçti
çok aç
Sahnedeçok şiddetli yemek yeme isteği duymak
I am starving
Çok açım
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
sonlandırmak
Sahnedebir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
ciddi ifade
Sahnedeyarışma veya zorlu bir iş için takınılan kararlı yüz ifadesi
He put on his game face before the match
Maçtan önce ciddi ifadesini takındı
ciddi ifade
zorlu bir durumdan önce takınılan kararlı yüz ifadesi
Put on your game face for the big match
Büyük maç için ciddi ifaden takın