

My Life with the Walter Boys — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
402 kelime
Seviye
övünmek
Sahnedekendisiyle aşırı gurur duyarak konuşmak
He likes to brag about his car
Arabasıyla övünmeyi sever
serbest dolaşan
kafes yerine açık alanlarda tutulan
Free range chickens live outside
Serbest dolaşan tavuklar dışarıda yaşar
serbest gezen
çiftlik hayvanlarının dışarıda serbestçe dolaşabildiği yöntem
We buy free-range eggs
Serbest gezen tavuk yumurtası alıyoruz
korkak
Sahnedekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
korkak
zor bir şey yapmaktan korkan kimse
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
tez
Sahnedeüniversite derecesi için yazılan akademik çalışma
She is writing her thesis
O tezini yazıyor
sav
kanıtlanması gereken öne sürülen iddia
His thesis is that technology changes society
Onun savı teknolojinin toplumu değiştirdiğidir
akademik makale
belirli bir konuda yazılan kapsamlı metin
Students must submit a thesis
Öğrenciler bir akademik makale sunmalı
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
sonra
Sahnedeşu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
Sahnedeileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
kertenkele
Sahnededört bacaklı ve uzun kuyruklu bir sürüngen türü
The lizard is on the rock
Kertenkele kayanın üzerinde
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
üstü açık
Sahnedetavanı katlanabilen veya çıkarılabilen araba
He bought a red convertible
Kırmızı, üstü açık bir araba satın aldı
dönüştürülebilir
kolayca değişebilen veya değiştirilebilen şey
This sofa is convertible into a bed
Bu kanepe yatağa dönüştürülebilir
arkadaşlar
Sahnedetanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaş
sevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
bira pongu
Sahnedeoyuncuların bira bardaklarının içine pinpon topu attığı bir içki oyunu
We played beer pong at the party
Partide bira pongu oynadık
bira pongu
bira dolu bardaklara pinpon topu atılan bir parti oyunu
We played beer pong at the party
Partide bira pongu oynadık
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
başvuru
Sahnedebir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
bir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
ilgi duymak
Sahnedebir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
görüşmek
uzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
ithal etmek
Sahnedemalları başka bir ülkeden getirmek
We import coffee from Brazil
Brezilya'dan kahve ithal ediyoruz
önem
önem veya anlam
He did not understand the import of the news
Haberin önemini anlamadı
ithalat
yabancı ülkelerden mal getirme işi
Our company specializes in the import of electronics
Şirketimiz elektronik ithalatı konusunda uzmanlaşmıştır
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
rezervasyon
Sahnederestoran veya otel gibi yerlerde önceden yer ayırtma
I have a res for seven
Saat yedi için rezervasyonum var
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
Sahnedezaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
başlatma
Sahnedebir şeyi başlatma eylemi
The opening of the engine takes some effort
Motoru başlatma biraz çaba gerektiriyor
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
iş imkanı
doldurulmaya hazır boş pozisyon
There is an opening for a manager at the firm
Firmada bir müdür iş imkanı var
fırsat
bir şey yapma şansı
This job opening is a great chance for you
Bu iş fırsatı senin için harika bir şans
başlangıç
bir şeyin ortaya çıkışı veya başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin başlangıcı harikaydı
açılış
bir şeyin başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin açılışı harikaydı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
hadi
Sahnedebirini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
harekete geçmek
harekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye razı etmek
I persuaded him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya razı etmek
I persuaded him to come
Onu gelmeye ikna ettim
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
kaçamak
Sahnedetek gecelik veya kısa süreli cinsel ilişki
They had several hookups
Birkaç kez kaçamak yaşadılar
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
büyük mesele
Sahnedesorun veya önemli bir olay için kullanılan gayriresmi ifade
It is no biggie
Önemli değil
önemli biri
çok ünlü veya önemli kişi
She is a biggie in the film industry
O film endüstrisinde önemli biri
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work out this problem
Bu sorunu çözebiliriz
boğmak
Sahnedebirine çok fazla iş yüklemek
Work swamped him
İş onu boğdu
bataklık
her zaman ıslak ve çamurlu olan arazi
The area is a swamp
Bu alan bir bataklıktır
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
tekrar kontrol etmek
bir şeyi doğrulamak için yeniden kontrol etmek
Please double check the date
Lütfen tarihi tekrar kontrol et
tekrar kontrol etmek
doğru olduğundan emin olmak için bir şeyi ikinci kez incelemek
Please double-check your answers before submitting
Lütfen göndermeden önce cevaplarınızı tekrar kontrol edin
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
gezinti
Sahnedebir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
üst
Sahnededaha yüksek bir konumda olan
The upper shelf is too high
Üst raf çok yüksek
ayrılmak
Sahnedebir yerden aniden gitmek
I have to jump off now
Şimdi hemen ayrılmam lazım
atlamak
bir yüzeyden kendini iterek atlamak
He jumped off the wall
Duvardan atladı
atlamak
bir yerden aşağıya doğru zıplamak
He jumped off the wall
Duvardan atladı
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
yaşamak
Sahnedebir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
Sahnedebir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
upper west side
SahnedeNew York şehrindeki Manhattan ın batı yakasında bulunan bir bölge
I live on the Upper West Side
Upper West Side bölgesinde yaşıyorum
anlama
Sahnedebir şeyin ne anlama geldiğini bilme durumu
He has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
anlayışlı
Sahnedebaşkalarının hatalarını kabul etmeye istekli
She is very understanding about my mistake
Hatam konusunda çok anlayışlı
anlaşma
karşılıklı olarak varılan uzlaşma
We reached an understanding
Bir anlaşmaya vardık
kavrama
bir şeyin ne anlama geldiğini bilme yeteneği
His understanding of math is great
Onun matematik kavraması harikadır
anlayışlı
başkalarının duygularını veya durumunu kabul eden
She is a very understanding person
O çok anlayışlı bir insandır
anlayış
bir durumu veya bilgiyi kavrama durumu
She has a deep understanding of the subject
Konu hakkında derin bir anlayışı var
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
kafe
Sahnedekahve ve hafif yemekler sunan küçük restoran
Let's go to the cafe
Kafeye gidelim
kafe
kahve ve hafif yiyeceklerin servis edildiği küçük restoran
We met at a local café
Yerel bir kafede buluştuk
kahve
kavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan içecek
I drink a cup of caf every morning
Her sabah bir fincan kahve içerim
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
tabii
Sahnedebir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
rota
izlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
dargın olmak
Sahnedehaksız bir durum nedeniyle kızgınlık veya kırgınlık hissetmek
I resent the way he speaks to me
Onun benimle konuşma şekline kızgınım
ne
Sahnedebilgi istemek için kullanılan soru sözcüğü
What is your name
Adın ne
ne
bilgi istemek için kullanılır
What is your name?
Adın ne?
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
kamp ateşi
Sahnedeyakmak veya kutlama yapmak için dışarıda yakılan büyük ateş
We built a bonfire on the beach
Kumsalda bir kamp ateşi yaktık
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
standart
Sahnedekabul edilebilir sayılan bir kalite veya başarı düzeyi
The company has a high standard of quality
Şirketin yüksek bir kalite standardı var
standart
olağan veya beklenen şey
This is the standard procedure
Bu standart prosedürdür
sancak
bir yönetici veya lider tarafından kullanılan bayrak
The king waved his royal standard
Kral kraliyet sancağını salladı
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
ödünç vermek
Sahnedebir şeyi kısa süreliğine kullanması için birine vermek
Can you lend me your pen?
Bana kalemini ödünç verebilir misin?
ödünç vermek
birinin bir şeyi geçici olarak kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
ödünç vermek
birinin bir şeyi bir süreliğine kullanmasına izin vermek
Can you lend me a pen
Bana bir kalem ödünç verebilir misin
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
tek gecelik ilişki yaşamak
Sahnedebiriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
bağlamak
cihazları veya makineleri birlikte çalışacak şekilde birbirine eklemek
Please hook up the printer to the computer
Lütfen yazıcıyı bilgisayara bağla
yakınlaşmak
biriyle cinsel veya romantik bir etkileşimde bulunmak
They hooked up at the party last night
Dün gece partide yakınlaştılar
buluşmak
bir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
flört etmek
biriyle romantik veya cinsel ilişki kurmak
He started to hook up with his coworker
İş arkadaşıyla flört etmeye başladı
cinsel yakınlık kurmak
biriyle gündelik cinsel bir etkileşime girmek
They hooked up after the concert
Konserden sonra cinsel yakınlık kurdular
birlikte olmak
biriyle rastgele bir cinsel ilişki yaşamak
She hooked up with him last night
Dün gece onunla birlikte oldu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle gündelik bir cinsel birleşme yaşamak
They hooked up in the bedroom
Yatak odasında cinsel ilişkiye girdiler
buluşmak
romantik veya cinsel amaçla bir araya gelmek
Let us hook up later tonight
Bu gece ilerleyen saatlerde buluşalım
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
yolculuk
Sahnedearaçla yapılan uzun gezi
The road trip was long
Yolculuk uzundu
araba yolculuğu
araba ile yapılan uzun yolculuk
We are planning a road trip
Bir araba yolculuğu planlıyoruz
araba yolculuğuna çıkmak
araba ile uzun bir seyahate çıkmak
I want to road trip across Europe
Avrupa boyunca araba yolculuğuna çıkmak istiyorum
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır