

My Life with the Walter Boys — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
541 kelime
Seviye
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
bina
duvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
kask
Sahnedebaşı korumak için takılan sert şapka
Always wear a helmet when riding a bike
Bisiklet sürerken her zaman kask tak
kask
başı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
düğün
Sahnedeiki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
avukat
yasalar konusunda uzmanlaşmış kişi
The lawyer helped us in court
Avukat mahkemede bize yardımcı oldu
doğaçlama
Sahnedehazırlık yapmadan yapılan
He gave an impromptu speech
Hazırlıksız bir konuşma yaptı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
rodeo
Sahnedeatlıların ve sığır yetiştiricilerinin becerilerini sergilediği bir gösteri veya yarışma
He participated in a rodeo last summer
Geçen yaz bir rodeoya katıldı
karmaşa
kontrol etmesi zor olan vahşi ve kafa karıştırıcı durum
This project was a total rodeo
Bu proje tam bir karmaşaydı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
felaket
Sahnedezarar veren çok kötü bir olay
The flood was a great calamity
Sel büyük bir felaketti
güneş kremi
Sahnedecildi güneşten koruyan krem
Use sunscreen at the beach
Plajda güneş kremi kullan
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
ortalamasını almak
Sahnedebir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
normal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
nefes kesici
Sahnedeson ana kadar sonucu belli olmayan gergin durum
The movie's ending was a total nail biter
Filmin sonu tamamen nefes kesiciydi
heyecan verici
çok heyecanlı veya gergin bir durum
The final game was a real nail biter
Final maçı gerçekten heyecan vericiydi
eğmek
Sahnedebir şeyi düz veya yatay durmayacak şekilde hareket ettirmek
Please incline the board slightly
Lütfen tahtayı hafifçe eğin
meyillendirmek
birini bir şeyi yapmaya meyilli hale getirmek
His kindness inclined me to help him
Onun nezaketi beni ona yardım etmeye meyillendirdi
satranç
Sahnedekareli bir tahta üzerinde taşlarla oynanan bir strateji oyunu
I love playing chess
Satranç oynamayı seviyorum
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
katılmak
Sahnedebir etkinlikte yer almak
I want to participate in the competition
Yarışmaya katılmak istiyorum
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
Please participate in the class discussion
Lütfen sınıf tartışmasına katılın
vurgu
Sahnedebir şeye verilen özel önem veya dikkat
The school places great emphasis on reading
Okul okumaya büyük vurgu yapıyor
üzüm
Sahnedesalkımlar halinde yetişen küçük, yuvarlak bir meyve
I like eating green grapes
Yeşil üzüm yemeyi severim
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
Sahnedebir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya anlamak
She picked up on his nervousness
Onun gerginliğini fark etti
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
Sahnedehiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
rahatlatmak
Sahnedekötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
rahatlamış
endişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlamış
endişe veya üzüntünün azalmasıyla hissedilen durum
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyunca rahatladım
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
sert
nazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
hazırlık
Sahnedebir etkinlik veya gösteri için yapılan hazırlık süreci
The staging of the event was complex
Etkinliğin hazırlığı karmaşıktı
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
bir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
oturum
Sahnedebir faaliyet için ayrılan zaman dilimi
The training session lasted two hours
Eğitim oturumu iki saat sürdü
oturum
bir etkinliğin gerçekleştiği zaman dilimi
The training session starts at ten
Eğitim oturumu saat onda başlar
kremalı kek
Sahnedekremalı dolgusu olan küçük tatlı kek
She ate a sweet Twinkie
O tatlı bir Twinkie yedi
genç ve çekici erkek
genç ve narin görünümlü çekici erkek
He is a total twinkie
O tamamen çekici bir genç
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
dondurmak
Sahnedebir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
sıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
yurt
Sahnedeorta asyada göçebelerin kullandığı yuvarlak çadır
The nomadic family lived in a yurt
Göçebe aile bir yurtta yaşıyordu
yurt çadırı
Orta Asya göçebelerinin kullandığı yuvarlak keçe çadır
They stayed in a yurt during their trip to Central Asia
Orta Asya gezileri sırasında bir yurt çadırında kaldılar
dokuzuncu
Sahnedesekizinciden sonra gelen
He finished in ninth place
Dokuzuncu sırada bitirdi
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kuruyemiş karışımı
Sahnedekuruyemiş kuru meyve ve tohumlardan yapılan bir atıştırmalık
We ate some trail mix during our hike
Doğa yürüyüşümüz sırasında biraz kuruyemiş karışımı yedik
birine ayarlamak
Sahnedebirisi için bir randevu veya durum hazırlamak
She set me up with a tutor
O bana bir özel hoca ayarladı
beni biriyle tanıştırmak
biriyle romantik bir buluşma ayarlamak
Can you set me up with your friend?
Beni arkadaşınla tanıştırabilir misin?
kumpas kurmak
birini işlemediği bir suçtan dolayı suçlu duruma düşürmek
They set me up for this crime
Bu suç için bana kumpas kurdular
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
inek
Sahnedesüt veya et için beslenen büyük bir hayvan
The cow gives milk
İnek süt verir
inek
çiftliklerde sütü için beslenen büyük dişi hayvan
The cow is eating grass
İnek ot yiyor
sindirmek
birini korkutarak boyun eğmesini sağlamak
He was cowed by his boss
Patronu tarafından sindirildi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
ikram
Sahnedemisafirlere sunulan yiyecek veya içecek
They offered some refreshments to the guests
Misafirlere biraz ikram sundular
atıştırmalık
hafif yiyecek veya içecek
We stopped for some refreshment on the road
Yolda atıştırmalık bir şeyler için durduk
harika
Sahnedeçok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
aptal
zekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
utandırıcı
Sahnederahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
aşina olmak
Sahnedebir şey hakkında bilgi sahibi olmak
You should get acquainted with the rules
Kurallara aşina olmalısın
tanışmak
bir kişi veya durumla daha yakından tanışmaya başlamak
I want to get acquainted with the new system
Yeni sistemle tanışmak istiyorum
tanışmak
biriyle ilk kez bir araya gelmek
It is a pleasure to get acquainted with you
Sizinle tanıştığıma memnun oldum
yabancı
Sahnedetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
ziyaretçi
bilmediği bir yerde bulunan kişi
The stranger looked at the map
Ziyaretçi haritaya baktı
yabancı
tanımadığınız kişi
I do not talk to a stranger
Yabancılarla konuşmam
yabancı
tanınmayan veya alışılmadık kişi
He is a total stranger to me
O benim için tamamen yabancı biri
kelime oyunu
Sahnedekelimelerin benzer sesleri veya farklı anlamları kullanılarak yapılan şaka
That was a clever pun
Bu zekice bir kelime oyunuydu
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
birinden bilgi istemek
I want to ask a question
Bir soru sormak istiyorum
yılkı atı
Sahnedeevcilleştirilmemiş vahşi at
The cowboy rode the broncs
Kovboy yılkı atlarını sürdü
hevesli
Sahnedeçok istekli veya tutkulu olan
He is an avid reader
O hevesli bir okuyucudur
konser
Sahnedeizleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
konser
canlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
konser
canlı olarak yapılan müzik gösterisi
I went to a rock concert last night
Dün gece bir rock konserine gittim
kurul
Sahnedebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
bıkmak
bir şeye karşı sabrını veya enerjisini yitirmek
I tire of doing the same work
Aynı işi yapmaktan bıkıyorum
usanmak
bir şeye karşı hevesini veya sabrını kaybetmek
Children tire of their old toys
Çocuklar eski oyuncaklarından usanır
sıkılmak
bir şeyden zamanla bunalmak veya rahatsız olmak
You will tire of this game soon
Bu oyundan yakında sıkılacaksın
yorulmak
bir şeye karşı bıkkınlık duymaya başlamak
I tire of hearing the same excuses
Aynı bahaneleri duymaktan yoruluyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
kolay
Sahnedeyapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
havaya uçtu
Sahnedeşiddetli bir şekilde patlayıp parçalanmak
The old engine blew up
Eski motor havaya uçtu
üfledi
havayı kuvvetle bir yöne doğru itmek
He blew out the candles
Mumları üfledi
berbat etmek
bir işi başarısızlıkla sonuçlandırmak
I blew my big chance at the audition
Seçmelerdeki büyük şansımı berbat ettim
hayrete düşürmek
birini çok şaşırtmak veya şok etmek
The news completely blew my mind
Bu haber beni tamamen hayrete düşürdü
bağış
Sahnedebir kişiye veya gruba yardım etmek için verilen şey
She made a donation to the hospital
Hastaneye bir bağış yaptı
hizmet etmek
Sahnedebir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
beklemek
bir olayın veya kişinin gelmesini beklemek
I will wait on the final report
Nihai raporu bekleyeceğim
beklemede kalmak
birinin gelmesini ya da bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait on the bus to arrive
Lütfen otobüsün gelmesini bekle
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
çaylak
Sahnedebir konuda yeni olan kişi
I am a newbie at this game
Bu oyunda çaylağım
daha huysuz
Sahnededaha kaba veya kötü niyetli olma durumu
She was being much bitchier than usual
Her zamankinden çok daha huysuz davranıyordu
kenara koymak
Sahnedebir şeyi ileride kullanmak üzere saklamak
I set aside some cash for emergencies
Acil durumlar için biraz nakit kenara koydum
kenara ayırmak
bir şeyi başka bir yere koymak
Please set aside the broken toys
Lütfen kırık oyuncakları kenara ayır
ayırmak
bir şeyi özel bir amaç için saklamak
He set aside time to study
Çalışmak için zaman ayırdı
kenara koymak
bir şeyi başka bir yere veya yana bırakmak
I set aside my book to talk to you
Seninle konuşmak için kitabımı kenara koydum