

Normal People — 1. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
214 kelime
Seviye
dikkat dağıtıcı
Sahnededikkati başka yöne çeken şey
The noise was a distraction
Gürültü dikkat dağıtıcıydı
dikkat dağıtıcı
odaklanmanızı engelleyen herhangi bir şey
Loud music is a major distraction
Yüksek sesli müzik büyük bir dikkat dağıtıcı
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
biraz
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
görüşürüz
Sahnedeayrılırken kullanılan gayri resmi bir veda ifadesi
I have to go now, see ya
Şimdi gitmem lazım, görüşürüz
görüşürüz
vedalaşırken kullanılan gayriresmi bir ifade
See ya later
Sonra görüşürüz
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
yanak
Sahnedeyüzün yan tarafındaki yumuşak kısım
She kissed him on the cheek
Onu yanağından öptü
kalça yanağı
kalçanın yan tarafındaki etli bölüm
He fell on his right cheek
Sağ kalçasının üzerine düştü
saygısızlık
kaba veya saygısızca konuşma
Do not give me any cheek
Bana saygısızlık etme
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
gizli
başkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
şaşırtmak
Sahnedebüyük bir şaşkınlık veya hayranlık uyandırmak
Her talent will amaze you
Yeteneği seni şaşırtacak
şaşırtmak
birini çok etkilemek veya hayrete düşürmek
The magic trick amazed the audience
Sihirbazlık numarası seyircileri şaşırttı
ayrılmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya gitmek
He went off to work
İşe gitti
sert çıkışmak
birine öfkeyle bağırmak veya şikayet etmek
He went off on me for being late
Geç kaldığım için bana sert çıktı
sapmak
belirlenmiş bir plandan veya yoldan uzaklaşmak
We decided to go off the plan
Plandan sapmaya karar verdik
gürültü çıkarmak
ani ve yüksek sesler oluşturmak
The fireworks went off loudly
Havai fişekler yüksek sesle gürültü çıkardı
patlamak
aniden yüksek bir ses çıkarmak
The alarm will go off soon
Alarm yakında patlayacak
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
bürokratik
Sahnederesmi kurallar ve devlet daireleri ile ilgili
The project was delayed by bureaucratic requirements
Proje bürokratik gereklilikler nedeniyle gecikti
yazmak
Sahnedeyazılı kelimeler oluşturmak
I am writing a letter
Bir mektup yazıyorum
yazı
Sahnedebasılı veya elle yazılmış karakterler
The writing on the note was hard to read
Nottaki yazıyı okumak zordu
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
samimi
Sahnedeyakın kişisel ilişkiye sahip olan
They are intimate friends
Onlar samimi arkadaşlardır
ima etmek
bir şeyi dolaylı yoldan ifade etmek
She intimated that the plan failed
Planın başarısız olduğunu ima etti
iç çamaşırı
dış giysilerin altına giyilen giysi
She bought some new intimates
Yeni iç çamaşırları satın aldı
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
etkileyici
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
en son
Sahnedeen yeni veya güncel olan
This is the latest news
Bu en son haber
en geç
bir zaman diliminin sonuna yakın
Please finish the work by Friday at the latest
İşi en geç cuma gününe kadar bitirin
en son
çok kısa süre önce gerçekleşen
This is the latest news
Bu en son haber
gecikmiş
zamanında olmayan
The latest arrival was not good
Gecikmiş varış iyi değildi
editör
Sahnedemetinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
aldanmış
Sahnedegerçek olmayan şeylere inanan
He is deluded if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa aldanmış demektir
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
yüzmek
vücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
I like to swim in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yüzme dersi
suda hareket etmeyi öğrenmek için yapılan çalışma
I am going to my swim lesson
Yüzme dersime gidiyorum
bir şey
Sahnedene olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
belirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
dahice
Sahnedeçok zekice veya etkileyici bir şekilde
He solved the problem brilliantly
Sorunu dahice çözdü
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
panik atak
Sahnedeaniden ortaya çıkan yoğun korku veya kaygı nöbeti
He had a panic attack during the meeting
Toplantı sırasında bir panik atak geçirdi
panik atak
aniden gelen büyük korku veya endişe hissi
She had a panic attack at work
İş yerinde bir panik atak geçirdi
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
ölümcül
Sahnedeölüme yol açabilen
The dose was lethal
Doz ölümcüldü
gereksiz
Sahnedegerekli olmayan veya istenmeyen
This detail is unnecessary
Bu detay gereksiz
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
yarı yolda
Sahnedeorta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
orta yolu bulmak
bir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
kısmen
tam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
yarı yolda
iki nokta arasında eşit uzaklıkta olan
The station is halfway between the towns
İstasyon kasabalar arasında yarı yolda
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
sayı
Sahnedebelirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sorun
endişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
spor araba
Sahnedeyüksek performans için tasarlanmış hızlı ve şık araba
He drives a fast sports car.
Hızlı bir spor araba kullanıyor.
spor araba
sürüş zevki için üretilmiş hızlı araba
He owns a red sports car
Onun kırmızı bir spor arabası var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
birbirleri için
Sahnedegruptaki her bireyin diğerlerine yönelik bir eylemde bulunduğunu belirtir
They bought gifts for one another
Birbirleri için hediyeler aldılar
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
memnun
Sahnedesahip olduklarından mutlu hissetmek
She is content with her life
Hayatından memnun
içerik
bir şeyin içinde bulunan madde miktarı
The sugar content is high
Şeker içeriği yüksek
içerik
bir şeyin içinde yer alan bilgi veya fikirler
This book has very interesting content
Bu kitabın içeriği çok ilginç
hayranlık duymak
Sahnedebirine saygı duymak ve onu takdir etmek
I look up to my father
Babama hayranlık duyuyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
benlik
Sahnedebir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
birinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
idare etmek
Sahnedebir durumla başa çıkmak
How are you getting on
Nasıl idare ediyorsun
binmek
bir taşıta binmek
Get on the bus
Otobüse bin
telefona geçmek
telefonla görüşme yapmak
Get on the phone
Telefona geç
azarlamak
birinin davranışı hakkında şikayet etmek
Stop getting on at me
Beni azarlamayı bırak
yaşlanmak
ilerleyen yaşta olmak
He is getting on in years
O yaşlanıyor
sinirini bozmak
birini rahatsız etmek
You are getting on my nerves
Sinirlerimi bozuyorsun
binmek
bir otobüs trene veya uçağa girmek
I will get on the bus
Otobüse bineceğim
ilerlemek
bir işi başarmak veya yol katetmek
How are you getting on with your work
İşinle ilgili nasıl ilerliyorsun
anlaşmak
biriyle arkadaşça bir ilişkiye sahip olmak
They get on well with each other
Birbirleriyle iyi anlaşıyorlar
iyi anlaşmak
biriyle dostça veya uyumlu bir ilişkiye sahip olmak
I get on well with my sister
Kız kardeşimle iyi anlaşırım
Yılbaşı
Sahnedeyeni yılın başlangıcını kutlama zamanı
We have a party for New Years
Yılbaşı için bir parti veriyoruz
yılbaşı
1 Ocak günü kutlanan tatil
Happy New Year!
Mutlu yıllar!
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
iyi ki doğdun
Sahnedebirinin doğduğu gün için kullanılan kutlama ifadesi
Happy birthday Tom
İyi ki doğdun Tom
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın