Over The Garden Wall — 1. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
255 kelime
Seviye
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
kahredici
Sahnedeçok büyük duygusal acıya neden olan
This job is soul crushing
Bu iş çok kahredici
iç karartıcı
büyük bir üzüntü veya umutsuzluğa neden olan
Working in that office is soul crushing
O ofiste çalışmak iç karartıcı
şiir
Sahnederitmik ve yaratıcı bir dille yazılmış edebi eserler
I love reading poetry
Şiir okumayı severim
şiir
genellikle uyaklı ve ritmik dizelerden oluşan edebi eser
She enjoys reading poetry
O şiir okumaktan hoşlanır
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
kaliteli zaman
Sahnedebirine tüm dikkati vererek geçirilen zaman
I spend quality time with my family
Ailemle kaliteli zaman geçiriyorum
kaliteli zaman
birine tüm dikkatinizi vererek geçirdiğiniz zaman
We need to spend some quality time together
Birlikte kaliteli zaman geçirmemiz gerekiyor
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
uyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelmek
bir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
kekelemek
Sahnedekonuşurken seslerin veya hecelerin tekrarlanması
H-how did you get here
N-n-nasıl geldin buraya
tüketmek
Sahnedebirinin tüm zamanını veya dikkatini almak
Work consumes all his time
İş onun tüm vaktini tüketiyor
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanıp bitirmek
These lamps consume a lot of energy
Bu lambalar çok enerji tüketiyor
tüketmek
bir şeyi yemek içmek veya harcamak
We consume too much electricity
Çok fazla elektrik tüketiyoruz
zanaat
Sahnedeözel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
ticaret
mal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
derin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
cesaret
Sahnedezor veya korkutucu bir şeyi yapma yeteneği
I don't have the nerve to do it
Bunu yapacak cesaretim yok
sinir
Sahnedevücutta hisleri ve mesajları taşıyan iplik benzeri kısım
He damaged a nerve in his leg
Bacağındaki bir siniri zedeledi
gerginlik
endişe veya huzursuzluk hissi
She felt a lot of nerve before the performance
Performans öncesinde çok gerginlik hissetti
soğukkanlılık
sakin kalma ve öfkelenmeme yeteneği
He kept his nerve during the crisis
Kriz anında soğukkanlılığını korudu
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
alın
Sahnedegözlerin üzerindeki yüz bölümü
He has a high forehead
Onun geniş bir alnı var
devam etmek
Sahnedeilerlemeye devam etmek
We decided to press on
Devam etmeye karar verdik
bastırmak
bir şeye baskı uygulamak
Press on the brake
Frene bas
yapıştırma
yüzeye bastırılarak geçici şekilde takılan
She bought some press on nails
Bazı yapıştırma tırnaklar satın aldı
gevşek
Sahnedesıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
cırcır böceği
Sahnedeyüksek ses çıkaran küçük zıplayan bir böcek
I can hear a cricket outside
Dışarıda bir cırcır böceği duyabiliyorum
kriket
çim sahada sopalar ve toplarla oynanan bir oyun
Cricket is popular in India
Kriket Hindistan'da popülerdir
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
lanetlemek
Sahnedesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
belâ
sıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
Fransız Rokokosu
Sahnede18 yüzyılda ortaya çıkan süslemeli sanat tarzı
The museum features French Rococo furniture
Müzede Fransız Rokokosu mobilyalar bulunuyor
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
hayalet
Sahnedegörünür bir ruh veya hayalet
A specter appeared in the hallway
Koridorda bir hayalet belirdi
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
çılgın
Sahnedeçok saçma veya akıl dışı
This plan is absolutely bonkers
Bu plan kesinlikle çılgınca
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
giriş
Sahnedebir binaya veya odaya girilen yer
The entrance is over there
Giriş şurada
Giriş
Bir yere girme eylemi
He made a quick entrance
Hızlı bir giriş yaptı
Büyülemek
Birini hayranlıkla doldurmak
They entrance the audience
Seyirciyi büyülüyorlar
Giriş
bir yere girme eylemi
They made a grand entrance
Görkemli bir giriş yaptılar
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
tadını çıkarmak
Sahnedebir şeyin keyfini tam anlamıyla sürmek
Savor every moment of your vacation
Tatilinin her anının tadını çıkar
tadını çıkarmak
bir şeyden büyük keyif almak
She savored the moment of silence
Sessizlik anının tadını çıkardı
klarnet
Sahnedeiçine üflenerek çalınan bir müzik aleti
He plays the clarinet
O klarnet çalıyor
at ile ilgili
Sahnedeatlara özgü veya at ile bağlantılı
The veterinarian specializes in equine medicine
Veteriner at tıbbı konusunda uzmanlaşmıştır
uyumlu
Sahnedebir fikirle veya durumla aynı doğrultuda olma
His actions are in line with his words
Hareketleri sözleriyle uyumlu
hizada
kurallara veya talimatlara uygun şekilde hareket etme
The teacher kept the students in line
Öğretmen öğrencileri hizada tuttu
sırada
bir hizmeti almak için bekleyen insan topluluğu
People are standing in line at the bank
Bankada insanlar sırada bekliyor
hizaya girmiş
kurallara veya otoriteye uygun şekilde davranan
The student is finally in line
Öğrenci sonunda hizaya girdi
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
unutmak
aklından çıkarmak veya hatırlamamak
I forgot my keys at home
Anahtarlarımı evde unuttum
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
yelek
Sahnedegömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
yetki vermek
birine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
zenginlik
Sahnedebüyük miktarda para veya değerli eşya
Wealth does not always bring happiness
Zenginlik her zaman mutluluk getirmez
bolluk
bir şeyin çok miktarda bulunması
The internet provides a wealth of information
İnternet çok miktarda bilgi sağlar
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
astar
Sahnedebir şeyin iç kısmındaki kumaş katmanı
The jacket has a silk lining
Ceketin ipek bir astarı var
kazıklamak
Sahnedebirine haksızlık etmek veya onu aldatmak
He messed me over by stealing my money
Paramı çalarak beni kazıkladı
zor duruma sokmak
birini problem yaşatacak bir duruma düşürmek
Do not mess me over like that again
Beni bir daha öyle zor duruma sokma
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
portre
Sahnedebir kişinin resmi veya fotoğrafı
She painted a beautiful portrait of her mother
Annesinin güzel bir portresini yaptı
portre
bir kişinin resmi veya fotoğrafı
This is a portrait of my grandfather
Bu, büyükbabamın bir portresidir
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
yalnızlık
Sahnedeyalnız hissetmenin verdiği üzüntü
She felt a sense of loneliness
Bir yalnızlık hissi duydu
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
tahta
ağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
kanından biri
Sahnedebirinin öz ailesinden olan kimse
He is my own flesh and blood
O benim öz kanımdan biri
kanlı canlı
gerçek ve duyguları olan bir insan
He is a flesh and blood person
O kanlı canlı bir insan
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
iğrenç
Sahnedebir şeyden hoşlanılmadığını belirtmek için çıkarılan ses
That food tastes bleh
O yemeğin tadı iğrenç
stil
Sahnedebir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
Sahnedeödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
sent
Sahnedebir sent değerindeki küçük madeni para
I have a few pennies in my pocket
Cebimde birkaç sent var
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
dolandırmak
Sahnedepara almak için birini kandırmak
They tried to scam me
Beni dolandırmaya çalıştılar
dolandırıcılık
insanları paralarını ellerinden almak için kandıran hileli yöntem
It was a telephone scam
Bu bir telefon dolandırıcılığıydı
dolandırmak
para elde etmek için birini kandırmak
They scammed him out of his money
Parasını almak için onu dolandırdılar
hoşlanmak
Sahnedebirine karşı romantik bir ilgi duymak
I have a crush on my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
hoşlanmak
birine karşı güçlü romantik bir ilgi duymak
I have a crush on my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
dolu
Sahnedeiçinde çok miktarda bir şey bulunan
The room was filled with flowers
Oda çiçeklerle doluydu
doldurdu
bir şeyi içine bir şeyler koyarak tam hale getirmek
He filled the glass with water
O bardağı suyla doldurdu
dolu
içinde çok miktarda bir şey bulunan
The bag is filled with books
Çanta kitaplarla dolu
doldurulmuş
içine bir şey konularak tam hale getirilmiş
The jar was filled with cookies
Kavanoz kurabiyelerle dolduruldu
haydi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let us play outside
Lütfen dışarıda oynamamıza izin ver