

Person Of Interest — Season 1 Episode 14
Kelimeler ve anlamları
662 kelime
Seviye
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
kurucu
Sahnedeilk veya orijinal olan
He is a charter member of the club
O kulübün kurucu bir üyesidir
tüzük
haklar veya kurallar veren resmi belge
The organization signed a new charter
Kuruluş yeni bir tüzük imzaladı
kiralık
özel kullanım için kiralanan
They traveled on a charter boat
Kiralık bir tekne ile seyahat ettiler
yetenekli
Sahnededoğal bir yeteneği veya becerisi olan
He is a talented musician
O yetenekli bir müzisyen
birinci sınıf öğrencisi
Sahnedelise veya üniversitenin birinci sınıfındaki öğrenci
He is a freshman in college
O, üniversitede birinci sınıf öğrencisi
birinci sınıf öğrencisi
üniversite veya lisede birinci sınıfta olan öğrenci
The freshmen are excited
Birinci sınıf öğrencileri heyecanlı
yardım etme
Sahnedebirine destek veya yardım verme
Helping others is a good thing
Başkalarına yardım etmek iyi bir şeydir
porsiyon
bir kişiye servis edilen yemek miktarı
I would like a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
yardım etmek
birine destek sağlama eylemi
He is helping me with my homework
Ödevimle bana yardım ediyor
yardım
destek veya katkı sunma işi
Thank you for your helping
Yaptığın yardım için teşekkür ederim
yardım etme
birine destek olma
She is helping her friend
Arkadaşına yardım ediyor
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
gün
Sahnede24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
günler
24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
vergiden muaf
Sahnedevergi ödeme yükümlülüğü bulunmayan
Some items are tax free
Bazı ürünler vergiden muaftır
vergisiz
vergi ödenmesi gerekmeyen
These items are tax free
Bu ürünler vergisiz
gümrüksüz
gümrük vergisi alınmayan
I bought this perfume tax free
Bu parfümü gümrüksüz aldım
vergisiz
vergi eklenmemiş durumda olan
We bought the car tax free
Arabayı vergisiz satın aldık
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
Sahnedebir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
vaktinde
Sahnedebir şeye geç kalmamış olma durumu
We arrived just in time for the train
Trene tam vaktinde yetiştik
yüksek yerler
Sahnedeyüksek bir rakımdaki bölge veya konum
We hiked to the heights of the mountain
Dağın yüksek yerlerine tırmandık
yükseklikler
yerden çok yüksekte olan yerler
She is afraid of heights
O, yüksekliklerden korkar
yükseklik
bir şeyin ne kadar uzun olduğu
We measured the heights of the walls
Duvarların yüksekliğini ölçtük
yükseklik
bir yerin deniz seviyesinden olan uzaklığı
The mountain peaks reach great heights
Dağ zirveleri büyük yüksekliklere ulaşır
maaş günü
Sahnedemaaşın alındığı gün
Today is pay day
Bugün maaş günü
ele almak
Sahnedebir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
incelemek
Sahnededetaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
en yaşlı
Sahnedeen uzun süredir yaşayan veya var olan
My grandfather is the oldest person I know
Dedem tanıdığım en yaşlı kişi
en eski
en uzun süredir var olan veya yaşamış olan
This is the oldest building in the city
Bu şehrin en eski binası
en eski
en başından beri var olan
This is the oldest church in the region
Bu bölgedeki en eski kilise
en büyük
yaşça diğerlerinden daha ileri olan
She is the oldest child in the family
O ailedeki en büyük çocuktur
yeniden inşa etmek
Sahnedebir şeyi yeniden yapmak
They had to rebuild the house after the fire
Yangından sonra evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yeniden kurmak
eski haline getirmek için tekrar oluşturmak
It takes time to rebuild trust
Güveni yeniden kurmak zaman alır
yeniden inşa etmek
bir yapıyı tekrar yapmak veya kurmak
They will rebuild the old bridge
Eski köprüyü yeniden inşa edecekler
gevşemek
Sahnedebağlı veya sıkı olan bir şeyin serbest kalması
The screw came loose
Vida gevşedi
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir grup arasından birini tercih etmek
You can choose any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
kalkıp
Sahnedebir işi beklenmedik şekilde yapmak
He up and left the party
Partiden kalkıp gitti
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
ateş eden kişi
Sahnedesilahla ateş eden kimse
The police caught the shooter
Polis, ateş eden kişiyi yakaladı
atıcı
bir şeyi fırlatan mekanizma
This toy is a ball shooter
Bu oyuncak bir top atıcıdır
shot
küçük bir bardakta sunulan sert içki
He ordered a tequila shooter
Bir tekila shot istedi
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
işin içinde
Sahnedebir durumdan haberdar veya sürece dahil olan
You need to keep him in the picture
Onu gelişmelerden haberdar etmelisin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
sinirini bozmak
Sahnedebirini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
Sahnedezamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
garson
restoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought our food
Garson yemeğimizi getirdi
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
ertesi gün
Sahnedemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
zemin
Sahnedebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
zemin
bir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
balık tutma
Sahnedebalık yakalama eylemi
We spent the afternoon fishing
Öğleden sonrayı balık tutarak geçirdik
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
I like fishing
Balık tutmayı severim
balıkçılık
balık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balık tutma
balık yakalama etkinliği
Fishing is a relaxing hobby
Balık tutma rahatlatıcı bir hobidir
balık tutma
balık yakalamaya çalışma
We are going fishing today
Bugün balık tutmaya gidiyoruz
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
birinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
grup evi
Sahnedeengelli veya bakıma muhtaç kişilerin birlikte yaşadığı ev
He lives in a group home
Bir grup evinde yaşıyor
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
teslimat
Sahnedemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
teslimat
malların insanlara getirilmesi süreci
I am waiting for the delivery
Teslimatı bekliyorum
ulaştırma
malların bir yere taşınması eylemi
The delivery took three days
Ulaştırma üç gün sürdü
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temizlemek
bir şeyi kirden arındırmak
I need to clean my room
Odamı temizlemem gerek
ayaklanma
Sahnedebir kalabalığın çıkardığı şiddetli kargaşa
The protest turned into a riot
Protesto bir ayaklanmaya dönüştü
çok komik biri
çok komik veya eğlenceli kişi
He is a real riot
O gerçekten çok komik biri
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
mücbir sebep
Sahnedeplanlanan işlerin yapılmasını engelleyen beklenmedik olay
The contract was cancelled due to force majeure
Sözleşme mücbir sebep nedeniyle iptal edildi
rehine vermek
SahnedeBir eşyayı, daha sonra geri almak üzere para karşılığında bir dükkana bırakmak
He had to pawn his watch
Saatini rehine vermek zorunda kaldı
rehin bırakmak
Sahnedeödünç para almak için bir eşyayı teminat olarak vermek
He pawned his watch
Saatini rehin bıraktı
piyon
Satranç oyununda kullanılan küçük taş
The pawn moves forward one square
Piyon bir kare ileri hareket eder
piyon
Satranç oyununda kullanılan taş
I lost my last pawn
Son piyonumu kaybettim
saygısız
Sahnedesaygı göstermeyen
He was disrespectful to his teacher
Öğretmenine saygısızca davrandı
gözlemlemek
Sahnedebir şeyi öğrenmek için dikkatle izlemek
She observed the birds
Kuşları gözlemledi
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I observed a small change in the plan
Plandaki küçük bir değişikliği fark ettim
uymak
bir kurala veya söze göre hareket etmek
Drivers must observe the traffic rules
Sürücüler trafik kurallarına uymalıdır.
devre
Sahnedeelektriğin akması için oluşturulmuş kapalı yol
The electrical circuit is broken
Elektrik devresi bozulmuş
tur
belirli bir düzen içinde gerçekleşen veya ziyaret edilen bir dizi olay ya da yer
He went on a lecture circuit
Konferans turuna çıktı
yargı çevresi
belirli bir bölgedeki davalara bakan mahkemeler grubu
The case went to the federal circuit court
Dava federal yargı çevresi mahkemesine gitti
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
gizlice
Sahnedekimsenin bilmediği bir şekilde
They met in secret
Gizlice buluştular
görmezden gelmek
Sahnedebir durumu bilerek fark etmemiş gibi davranmak
The teacher turned a blind eye to the cheating
Öğretmen kopya çekilmesini görmezden geldi
dışında
Sahnedeaynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
Sahnedebir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
dışarı
Sahnedeiçinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
açıkça
Sahnedeçok doğrudan ve dürüst bir şekilde
He asked her point blank
Ona açıkça sordu
yakından
hedefe çok yakın mesafede
He fired at the target point blank
Hedefe çok yakından ateş etti
dibinden
arada hiç boşluk kalmayacak kadar yakın
He was shot point blank
Dibinden vuruldu
başarı
Sahnedeçaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
suçlama bildirimi
Sahnedemahkemede sanığa karşı yöneltilen suçlamaların resmen okunması
The judge scheduled the arraignment for Monday
Hâkim suçlama bildirimini pazartesi gününe planladı
şerbetçiotu
Sahnedebira yapımında aroma vermek için kullanılan sarılıcı bir bitki
Hops are used to give flavor to beer
Biraya aroma vermek için şerbetçiotu kullanılır
söz vermek
Sahnedebirine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz
bir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
yönelmiş
Sahnedebelirli bir yöne doğru ilerleyen
I am headed home now
Şu an eve doğru gidiyorum
yönelmek
bir yere doğru gitmek veya yol almak
I am headed home
Eve gidiyorum
yöneten
bir grubun veya faaliyetin başında olan
She headed the team last year
O geçen yıl ekibi yönetti
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
They made for the exit
Çıkışa doğru yöneldiler
uygun olmak
bir şey için çok uygun veya elverişli olmak
Her patience makes for a good teacher
Sabrı onu iyi bir öğretmen yapar
yol açmak
bir duruma veya sonuca sebep olmak
This situation makes for a difficult decision
Bu durum zor bir karara yol açıyor
takma ad
Sahnedegerçek ismin yerine kullanılan isim
He used an alias to hide his identity
Kimliğini gizlemek için bir takma ad kullandı
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
rapor istemek
Sahnedebir olay hakkında detaylı bilgi talep etmek
They need to debrief the staff about the incident
Personelden olay hakkında detaylı rapor istemeleri gerekiyor
bilgi almak
görev sonrasında birinden bilgi istemek
The captain will debrief the team after the flight
Kaptan uçuştan sonra ekipten bilgi alacak
değerlendirme toplantısı
tamamlanmış bir iş sonrası yapılan görüşme
We had a short debrief after the meeting
Toplantıdan sonra kısa bir değerlendirme toplantısı yaptık
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
Sahnedebir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
çökme
Sahnedebir sistemin veya işletmenin aniden durması
The business is collapsing
İşletme çöküyor
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
pelerin
Sahnedeomuzların üzerine giyilen bir giysi
The superhero wears a red cape
Süper kahraman kırmızı bir pelerin takıyor
burun
denize doğru uzanan dar kara parçası
The ship sailed around the cape
Gemi burnun etrafından dolaştı
pelerin
omuzlardan sarkan kolları olmayan bol dış giysi
The hero wore a red cape
Kahraman kırmızı bir pelerin takıyordu
göz önünde olan
Sahnedeçok sayıda insan tarafından tanınan
He is a high profile lawyer
O, göz önünde olan bir avukattır
dikkat çeken
çok fazla kamuoyu ilgisi toplayan
The company is involved in a high profile lawsuit
Şirket çok dikkat çeken bir davaya karıştı
dikkat çeken
kamuoyunun çok ilgisini çeken
She handled a high-profile case
O dikkat çeken bir davaya baktı