

Person Of Interest — 1. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
578 kelime
Seviye
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
masal
Sahnedeçocuklar için gerçek olmayan hayali hikaye
She likes reading fairy tales
O masal okumayı sever
masalsı
büyü ve mutlu son barındıran hikayelere benzeyen
They had a fairy-tale wedding
Masalsı bir düğünleri oldu
masal
genellikle çocuklar için anlatılan büyülü hikaye
This book is full of fairy tales
Bu kitap masallarla dolu
beceriksiz
Sahnedeözellikle acınası veya beceriksiz olarak görülen kimse
Stop acting like such a sad sack
Öyle beceriksiz gibi davranmayı bırak
çuval
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan büyük torba
He carried a sack of potatoes
Bir çuval patates taşıdı
yağmalamak
bir yeri zorla ele geçirip her şeyi alıp götürmek
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
yağmalamak
bir yeri zor kullanarak talan etmek veya eşyalarını çalmak
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
Sahnededeğerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
kurucu
Sahnedebir kuruluşu veya organizasyonu başlatan kimse
He is the founder of the company
O, şirketin kurucusudur
batmak
başarısız olmak veya çökmek
The project began to founder
Proje çökmeye başladı
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
hemen
Sahnedeçok kısa bir süre içinde
I will be back in a second
Hemen geri geleceğim
sıradan
Sahnedeözel veya farklı olmayan
It was an ordinary day
Sıradan bir gündü
sıradan
normal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
olağan
normal veya yaygın
It was an ordinary day
Olağan bir gündü
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
iyi uykular
Sahnedegece rahat ve huzurlu bir şekilde uyumak
Goodnight, sleep tight.
İyi geceler, iyi uykular.
kaçakçılık yapmak
Sahnedeyasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
trafik
yoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
yaka
Sahnedegiysilerin boyun kısmını çevreleyen bölüm
The collar of the shirt is white
Gömleğin yakası beyaz
yakalamak
Sahnedebirini yakalamak veya tutuklamak
The police managed to collar the thief
Polis hırsızı yakalamayı başardı
yaka
gömleğin boynu saran kısmı
He fixed his collar before the meeting
Toplantıdan önce yakasını düzeltti
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
kurmak
Sahnedebir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
karşılıklı
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından hissedilen veya yapılan
They have mutual respect
Karşılıklı saygı duyuyorlar
yeniden müzakere etmek
Sahnedebir şeyi değiştirmek için tekrar görüşmek
We need to renegotiate the contract
Sözleşmeyi yeniden müzakere etmemiz gerekiyor
hareket halinde
Sahnedebir yerden bir yere gitme durumu
We are on the move all day
Gün boyu hareket halindeyiz
hareket halinde
bir yerden başka bir yere gitmekte olma
We are always on the move for work
İş için sürekli hareket halindeyiz
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
burada
dışarıdaki bu alanda
It is cold out here
Burası dışarıda soğuk
aldatıcı
Sahnededoğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışan
Her deceptive smile hid her true feelings
Onun aldatıcı gülümsemesi gerçek hislerini saklıyordu
mevcut olmak
Sahnedebelirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
içinden koşarak geçmek
Sahnedebir şeyin içinden hareket ederek gitmek
We ran through the park
Parkın içinden koştuk
üzerinden geçmek
bir şeyi detaylıca anlatmak
Let's run through the plan
Hadi planın üzerinden geçelim
tüketmek
bir şeyi hızlıca harcayıp bitirmek
He ran through all his savings
Tüm birikimini tüketti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya işlemek
Let us run through the details
Detayları gözden geçirelim
akmak
bir şeyin içinden geçmek
Cold water runs through the pipes
Boruların içinden soğuk su akar
hızla geçmek
bir şeyin içinden hızlıca hareket etmek
He ran through the crowd
Kalabalığın içinden hızla geçti
yayılmak
bir şeyin boyunca iletilmek veya var olmak
A shiver ran through her body
Vücuduna bir ürperti yayıldı
tekrar etmek
bir şeyi hızlıca tartışmak veya gözden geçirmek
Please run through the plan again
Lütfen planı tekrar et
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
gözetlemek
Sahnedebir yeri dikkatle incelemek veya araştırmak
He was casing the house
Evi gözetliyordu
kılıf
koruyucu dış katman
The computer has a metal casing
Bilgisayarın metal bir kılıfı var
muhafaza
bir şeyi içinde tutan kap veya kılıf
The casing protects the wires
Muhafaza kabloları korur
bebek
Sahnedeçok küçük çocuk
The infant is sleeping
Bebek uyuyor
nakil yapmak
Sahnedebir organı bir vücuttan diğerine taşımak
The surgeon will transplant the kidney
Cerrah böbreği nakledecek
nakletmek
bir organı bir vücuttan diğerine taşımak
The doctor transplanted the liver
Doktor karaciğeri nakletti
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
Afrikalı
SahnedeAfrika kıtasından olan
He is African
O Afrikalı
patlatılmış
Sahnedebir patlama sonucu parçalanmış veya yok edilmiş
The building was blown up by a bomb
Bina bir bomba ile patlatıldı
etkilenmiş
bir şeyden çok etkilenmiş olma durumu
I was blown away by his performance
Performansından çok etkilendim
kokain
yasa dışı bir uyuşturucu için kullanılan argo terim
He has been using blown lately
Son zamanlarda kokain kullanıyor
şişirilmiş
hava veya kuvvetle hacmi genişletilmiş
The balloon is fully blown
Balon tamamen şişirilmiş
inşa etti
Sahnedeparçaları birleştirerek yapmak
They built a house
Bir ev inşa ettiler
yapılı
vücut yapısı ve boyutu
He is well-built
O yapılı biridir
keyif almak
Sahnedebir şeyi çok eğlenceli veya heyecan verici bulmak
He gets a kick out of playing jokes
Şaka yapmaktan büyük keyif alıyor
deniz piyadeleri
Sahnedehem karada hem de denizde savaşan askeri birim
The marines landed on the beach
Deniz piyadeleri sahile çıktı
deniz piyadeleri
deniz birliklerinde görev yapan askerler
The marines arrived by boat
Deniz piyadeleri tekneyle geldi
göstermek
Sahnedebir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
silah taşımak
yanında silah bulundurmak
He used to pack a gun
Eskiden silah taşırdı
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
doldurmak
bir yeri çok sayıda insanla tıklım tıklım etmek
The fans packed the stadium
Taraftarlar stadyumu doldurdu
apar topar gitmek
bir yeri aceleyle terk etmek
We should pack and leave soon
Yakında apar topar gitmeliyiz
eşya hazırlamak
gezi için eşyaları bavula veya çantaya yerleştirmek
Have you packed your suitcase yet
Bavulunu hazırladın mı
paketlemek
eşyaları seyahat veya saklamak için çantaya veya kutuya yerleştirmek
I need to pack my bag
Çantamı hazırlamam gerekiyor
hazırlamak
eşyaları bir çanta veya bavula yerleştirmek
I need to pack my bag for the trip
Gezi için çantamı hazırlamam gerekiyor
kürek
Sahnedemalzeme taşımak için kullanılan, uzun saplı ve geniş ağızlı alet
I need a shovel for the garden
Bahçe için bir küreğe ihtiyacım var
küremek
bir kürek yardımıyla malzeme taşımak veya temizlemek
He shoveled the snow
Karı kürekle temizledi
küremek
bir şeyi büyük miktarlarda ve hızla taşımak
They had to shovel the snow
Karı küremek zorunda kaldılar
gizlice izlemek
Sahnedebirini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gizlice izlemek
birini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
asit
Sahnedeaşındırıcı özelliği olan kimyasal madde
The acid dissolved the metal
Asit metali eritti
asit
ekşi tadı olan kimyasal madde
Lemons contain citric acid
Limonlar sitrik asit içerir
asit
algıyı ve hisleri değiştiren güçlü ve yasa dışı bir uyuşturucu
He took acid at the party
Partide asit aldı
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
uyuşturucu
Sahnedezihni ve vücudu etkileyen güçlü madde
Police seized the narcotics
Polis uyuşturucuya el koydu
uyuşturucu
zihin ve vücudu etkileyen güçlü maddeler
The police seized the narcotics
Polis uyuşturuculara el koydu
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
fevri
Sahnededüşünmeden hızlıca hareket eden
He made an impulsive decision
Fevri bir karar verdi
dürtüsel
düşünmeden aniden hareket eden
He made an impulsive decision
O dürtüsel bir karar verdi
doğrudan
Sahnedearada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
yönetmek
bir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
yöneltmek
bir şeyi belirli bir yöne çevirmek
He directed the light at the wall
O ışığı duvara yöneltti
kanama
Sahnedebir yaradan kan gelmesi
The wound is bleeding
Yara kanıyor
sömürme
birinin elindeki tüm parayı tüketme
These costs are bleeding our budget
Bu masraflar bütçemizi sömürüyor
aşırı
aşırı derecede
It is bleeding cold today
Bugün hava aşırı soğuk
yürekten desteklemek
bir takım veya gruba çok güçlü bir bağlılık göstermek
He is bleeding red for his team
O takımını yürekten destekliyor
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
saldırmak
Sahnedebirine fiziksel olarak saldırmak
He tried to assault the guard
Muhafıza saldırmaya çalıştı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
alkollü içki
Sahnedealkol içeren içecek
Liquor is not allowed here
Burada alkollü içkiye izin verilmez
sert içki
yüksek alkol oranına sahip içecek
He bought some liquor
Biraz sert içki satın aldı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
aydınlatmak
Sahnedebir yeri veya şeyi ışıkla parlak hale getirmek
The fireworks lit up the sky
Havai fişekler gökyüzünü aydınlattı
ışıklı
parlak ışık veren
The toy has a light-up nose
Oyuncağın ışıklı bir burnu var
sağ salim
Sahnedezarar görmemiş ve güvende olma durumu
They arrived home safe and sound
Eve sağ salim ulaştılar
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
söylenmemiş
Sahnedeyüksek sesle ifade edilmemiş
There was an unspoken agreement
Söylenmemiş bir anlaşma vardı
risk altında
Sahnedebir şeyin kaybedilme ihtimalinin olduğu durum
My job is on the line
İşim risk altında
telefonda
telefona bağlı olma durumu
She is on the line right now
O şu an telefonda
üretim hattında
belirli bir iş alanında veya görevde
He has worked on the line for five years
Beş yıldır üretim hattında çalışıyor
telefonda
telefon görüşmesi sırasında veya görüşmeye hazır
The manager is on the line right now
Müdür şu anda telefonda
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
içeri sürüklemek
Sahnedebir şeyi veya birini bir yere çekerek getirmek
She had to drag in the heavy bags
Ağır çantaları içeri sürüklemek zorunda kaldı
içeri sürüklemek
bir şeyi zorla içeri çekmek
He dragged in the heavy box
Ağır kutuyu içeri sürükledi
sürükleyerek getirmek
birini veya bir şeyi bir yere çekerek içeri sokmak
They had to drag in the heavy bags
Ağır çantaları sürükleyerek içeri getirmek zorunda kaldılar
içeri çekmek
birini veya bir şeyi bir yere doğru sürükleyerek getirmek
Don't drag in so much mud
İçeri bu kadar çamur çekme
sürüklemek
bir şeyi yer üzerinde çekerek ilerletmek
Do not drag in the heavy boxes
Ağır kutuları sürükleme
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
ani
uyarı olmaksızın hızlıca gerçekleşen
It was an all of a sudden change
Bu ani bir değişiklikti
aniden
beklenmedik bir biçimde birdenbire
All of a sudden the phone rang
Aniden telefon çaldı