

Person Of Interest — Season 1 Episode 17
Kelimeler ve anlamları
557 kelime
Seviye
sahip
Sahnedebir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
sahibi
bir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
cinsel ilişkiye girmek
Sahnedecinsel ilişki yaşamak
He finally got lucky after the party
Partiden sonra nihayet cinsel ilişkiye girdi
alt etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
indirmek
bir şeyi yüksek bir konumdan aşağı indirmek veya kaldırmak
Please take down the decorations
Lütfen süslemeleri indir
sökmek
bir şeyi kurulu olduğu yerden kaldırmak veya parçalarına ayırmak
They took down the tent
Çadırı söktüler
not almak
birinin söylediği bilgileri yazmak
She took down his phone number
Telefon numarasını not aldı
sökmek
bir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
yıkmak
bir binayı veya yapıyı tamamen yok etmek
They decided to take down the old wall
Eski duvarı yıkmaya karar verdiler
tek kullanımlık telefon
Sahnedekısa süreli kullanım için satın alınan ucuz telefon
He used a burner phone
Tek kullanımlık bir telefon kullandı
ocak gözü
ocağın ısı üreten parçası
The stove has four burners
Ocağın dört gözü var
brülör
ocak veya ısıtıcının alev üreten kısmı
Check the burner for leaks
Brülörü sızıntılara karşı kontrol et
disk yazıcı
verileri bir diske kaydeden cihaz
I need a new burner for my computer
Bilgisayarım için yeni bir disk yazıcıya ihtiyacım var
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
yanlış yolda olmak
Sahnedebir konuda hatalı bir fikre sahip olmak
You are barking up the wrong tree if you think so
Öyle düşünüyorsan yanlış yoldasın
country club
Sahnedeşehir dışında bulunan özel bir sosyal kulüp
He is a member of the country club
O, country club üyesidir
özel sosyal kulüp
spor tesisleri bulunan özel sosyal kuruluş
They spent the afternoon at the country club
Öğleden sonrayı özel sosyal kulüpte geçirdiler
telefon etmek
Sahnedetelefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
saklamak
Sahnedebir şeyi gizli bir yere koymak
She stashed the money under the bed
Parayı yatağın altına sakladı
gizli stok
gizlice saklanan eşyaların toplamı
He has a stash of candy
Onun gizli bir şekerleme stoku var
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
She says hello to her teacher
Öğretmenine merhaba diyor
yazmak
bir metnin bir şeyi belirtmesi
The sign says stop
Tabelada dur yazıyor
ileri sürmek
bir düşünceyi veya inancı dile getirmek
He says that this is a bad idea
Bu fikrin kötü olduğunu ileri sürüyor
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
eyvah
bir şeyin ters gittiğini fark edince kullanılan ifade
Uh-oh I forgot my keys
Eyvah anahtarlarımı unuttum
yarık
Sahnedebir şeydeki uzun ve dar açıklık
A deep fissure appeared in the ground after the earthquake
Depremden sonra zeminde derin bir yarık oluştu
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
rapor
Sahnedebir konu hakkındaki yazılı belge
He wrote a long report
O uzun bir rapor yazdı
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please report the accident to the police
Lütfen kazayı polise bildirin
denk olmamak
Sahnedeaynı seviyede veya kategoride olmamak
She is out of my league
O benim dengim değil
tükenmek
bir şeyin elinde kalmamış olması
We are out of milk
Sütümüz tükendi
dışarıda olmak
belirli bir yerin içinde bulunmamak
He is out of the office right now
O şu anda ofisin dışında
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
müdahale etmek
Sahnedebir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
müdahale etmek
bir durumu değiştirmek için olaylara dahil olmak
The police had to intervene in the fight
Polis kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı
taramak
SahnedeBir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
perde
Arka plan veya görüntüleme için kullanılan düz yüzey
They put a screen in the room
Odaya bir perde koydular
ekran
Görüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
elemek
bir şeyin kabul edilip edilmeyeceğine karar vermek için incelemek
They screen all applicants for the job
İşe başvuran herkesi eliyorlar
ertelemek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce beklemek
Let's hold off on the decision
Kararı erteleyelim
savuşturmak
bir saldırıyı veya tehlikeyi uzaklaştırmak
The army held off the enemy
Ordu düşmanı savuşturdu
durdurmak
birinin ilerleyişine engel olmak
He held off the crowd
Kalabalığı durdurdu
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
arası bozulmak
Sahnedebirisiyle ciddi bir tartışma yaşayıp arkadaşlığı bitirmek
They fell out over money
Para yüzünden araları bozuldu
düşmek
yerinden çıkıp düşmek
The tooth fell out
Diş düştü
gözden düşmek
popüler veya tercih edilen bir seçenek olmaktan çıkmak
This style has fallen out of fashion
Bu tarz artık gözden düştü
sevmekten vazgeçmek
birine karşı romantik hisleri yitirmek
They fell out of love years ago
Yıllar önce birbirlerine olan aşkları bitti
bırakmak
bir alışkanlıktan veya durumdan vazgeçmek
He fell out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
düşmek
bir şeyin bulunduğu yerden dışarı çıkması veya gevşeyip ayrılması
My keys fell out of my pocket
Anahtarlarım cebimden düştü
çıkmak
bir durumdan veya konumdan artık uzaklaşmak
She fell out of the habit of jogging
Koşu alışkanlığından çıktı
tartışma
ciddi bir tartışma veya fikir ayrılığı
They had a big fall out last week
Geçen hafta büyük bir tartışma yaşadılar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
ödemek
Sahnedeborç olunan parayı genellikle isteksizce vermek
You have to cough up the money for the tickets
Biletler için parayı ödemen gerekiyor
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
fail
Sahnedesuç veya yasadışı bir eylemi gerçekleştiren kişi
The police are searching for the perpetrator
Polis faili arıyor
suçlu
kötü bir davranışta veya yasadışı iş yapan kimse
He is the perpetrator of this cruel act
O bu zalimce eylemin suçlusu
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
baba
Sahnedebaba için kullanılan gayriresmi kelime
Dada is here
Baba burada
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
yeniden buluşma
Sahnedeinsanların tekrar bir araya geldiği sosyal etkinlik
We have a family reunion every year
Her yıl bir aile buluşması yaparız
detaylı anlatmak
Sahnedebir konuyu ayrıntılı şekilde açıklamak
Can you run this down for me?
Bunu benim için detaylı anlatabilir misin?
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
açığa satmak
henüz sahip olunmayan hisseleri daha sonra düşük fiyattan geri almak umuduyla satmak
Traders short the stock hoping for a price drop
Yatırımcılar fiyat düşüşü beklentisiyle hisseyi açığa satar
kısa film
kısa süreli bir film veya video
He made a short for the contest
Yarışma için bir kısa film çekti
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
Sahnedebir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
bileklik
Sahnedebileğe takılan süs eşyası
She wears a gold bracelet
O, altın bir bileklik takıyor
kaliteli zaman
Sahnedebirine tüm dikkati vererek geçirilen zaman
I spend quality time with my family
Ailemle kaliteli zaman geçiriyorum
ün
Sahnedeinsanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
ifade edilmiş
Sahnedebelirli bir şekilde söylenmiş veya yazılmış
The letter was politely worded
Mektup nazik bir dille yazılmıştı
ifade edilmiş
belirli bir şekilde dile getirilmiş
The email was carefully worded
E-posta dikkatlice ifade edilmişti
tam zamanında
Sahnedeihtiyaç duyulan son anda
We arrived just in time for the show
Gösteri için tam zamanında vardık
itfaiye
Sahnedeyangınları söndüren ve insanları kurtaran kuruluş
Call the fire department
İtfaiyeyi ara
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
kapak
Sahnedebir açıklığı kapatan parça
He opened the flap of the envelope
Zarfın kapağını açtı
çırpmak
bir şeyi hızla yukarı ve aşağı hareket ettirmek
The bird flapped its wings
Kuş kanatlarını çırptı
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
eksik
Sahnedeorada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
kayıp
olması gereken yerde bulunmayan
My keys are missing
Anahtarlarım kayıp
düşkün
Sahnedebir şeyi veya birini çok seven
I am fond of chocolate
Çikolataya düşkünüm
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
güvenli ev
Sahnedeinsanların saklanabileceği veya güvende kalabileceği yer
The spies met at the safe house
Casuslar güvenli evde buluştu
güvenli ev
korunmak veya saklanmak için kullanılan yer
They hid the witness in a safe house
Tanığı güvenli bir evde sakladılar
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
kalmamış
Sahnedebir şeyin hiç kalmadığı durum
We are all out of milk
Sütümüz kalmadı
topyekün
tam ve eksiksiz
They launched an all out attack
Topyekün bir saldırı başlattılar
tüm gücüyle
tüm enerji ve kaynakları kullanarak
I will go all out for this project
Bu proje için tüm gücümü ortaya koyacağım
kalmamış
bir şeyin tamamen tükenmiş olması
We are all out of coffee
Kahvemiz tamamen bitti
var gücüyle
bütün çaba veya enerji kullanılarak
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
geri almak
bir şeyi veya birini tekrar elde etmek
I need to get back my book
Kitabımı geri almam gerekiyor
vazgeçmek
Sahnedesahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
göz gezdirmek
Sahnedehızlıca okumak veya aramak
I looked through the reports
Raporlara göz gezdirdim
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
Sahnedebir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
pepperoni
Sahnedepizzalarda kullanılan baharatlı kırmızı sosis
I love pepperoni pizza
Pepperoni'li pizzayı çok severim
yetki alanı
Sahnedebir kişinin veya kurumun sorumlu olduğu alan
This decision falls outside my remit
Bu karar benim yetki alanımın dışında kalıyor
görev alanı
bir iş için belirlenen sorumluluk sınırı
That task is part of his remit
O görev onun görev alanının bir parçası
perde
Sahnedepencereyi örten kumaş parçası
The drapes are red
Perdeler kırmızıdır
örtmek
bir şeyi gevşek bir şekilde başka bir şeyin üzerine sermek
She draped a blanket over the couch
Koltuğun üzerine bir battaniye örttü
dökümlü durmak
kumaşın yumuşak kıvrımlar oluşturarak sarkması
The curtains drape elegantly by the window
Perdeler pencerenin yanında zarifçe dökümlü duruyor
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
Sahnededoğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
çözmek
Sahnedebir sorunu çözüme kavuşturmak
They hope to resolve the conflict
Anlaşmazlığı çözmeyi umuyorlar
karar vermek
kesin bir karar almak
She resolved to study harder
Daha sıkı çalışmaya karar verdi
kararlılık
bir şeyi başarmak için sahip olunan güçlü irade
He showed great resolve
O büyük bir kararlılık gösterdi
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
yıkamak
Sahnedesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
yıkamak
bir şeyi su kullanarak temizlemek
I wash my car every weekend
Arabamı her hafta sonu yıkarım
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
irtibatta kalmak
Sahnedebiriyle haberleşmeye devam etmek
We will be in touch soon
Yakında irtibatta olacağız
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
çok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
önemli bir olay
önemli bir konu veya durum
Winning the match is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hal veya konum
What is your current status?
Şu anki durumun nedir?
statü
toplumdaki yer veya mevki
He has high status in the company
Şirkette yüksek bir statüsü var
ispinoz
Sahnedekısa gagalı küçük bir kuş
A small finch sat on the branch
Küçük bir ispinoz dala kondu