

Person Of Interest — 1. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
728 kelime
Seviye
dizüstü bilgisayar
Sahnedeyanında taşıyabileceğin küçük bir bilgisayar
I use my laptop for work
İş için dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum
dizüstü bilgisayar
taşınabilir küçük bilgisayar
I work on my laptop
Dizüstü bilgisayarımda çalışıyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
kanlı elmas
Sahnedesavaş bölgelerindeki yasa dışı faaliyetleri finanse etmek için çıkarılan elmas
The movie depicts the brutality behind blood diamonds
Film kanlı elmasların ardındaki vahşeti anlatıyor
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
hükümet
Sahnedebir ülkeyi kontrol eden grup
The government passed a new law
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
yönetim
Sahnedebir ülkeyi veya bölgeyi yöneten kişiler grubu
Local government manages the city
Yerel yönetim şehri idare eder
alıcı
Sahnedemal satın alan kişi
The buyer paid for the car
Alıcı arabanın ödemesini yaptı
özel ajan
Sahnedeulusal bir polis teşkilatında suçları araştırmak için çalışan kişi
The special agent investigated the case
Özel ajan vakayı araştırdı
özel ajan
yüksek seviyeli görevleri olan polis memuru
The special agent is investigating the crime
Özel ajan suçu araştırıyor
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi görünür hale getirmek
The report will expose the truth
Rapor gerçeği ortaya çıkaracak
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
daha uzun süre
Sahnedezaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
cinsiyet
Sahnedeerkek veya kadın olma durumu
Gender equality is important
Cinsiyet eşitliği önemlidir
cinsiyet
bir türün erkek veya dişi ayrımı
What is the gender of the bird
Kuşun cinsiyeti nedir
cinsiyet
insanların erkek kadın veya diğer olarak sınıflandırılması
Everyone deserves respect regardless of gender
Herkes cinsiyetine bakılmaksızın saygıyı hak eder
suikast
Sahnedeönemli bir kişiyi öldürme eylemi
The assassination shocked the whole nation
Suikast tüm ulusu sarstı
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
fosfor
Sahnededoğada bulunan kimyasal bir element
Phosphorus is essential for life
Fosfor yaşam için gereklidir
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
metamfetamin
Sahnedegüçlü ve yasa dışı bir uyarıcı uyuşturucu
Meth is a dangerous drug
Metamfetamin tehlikeli bir uyuşturucudur
ekipman
Sahnedebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
mobilya
Sahnedeevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Run along now
Şimdi git artık
boyunca gitmek
bir şeyin yanından veya hizasından ilerlemek
The path runs along the river
Patika nehir boyunca uzanıyor
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
You should run along now
Artık gitmelisin
dehşete düşürmek
Sahnedebirini çok korkutmak
The scary movie terrified the children
Korku filmi çocukları dehşete düşürdü
korkutmak
çok korkmasına sebep olmak
The loud noise terrified the baby
Yüksek ses bebeği korkuttu
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
gevşek
Sahnedesıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
izin almak
Sahnedebelirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
bilgilendirmek
Sahnedebirine bilgi vermek
Please inform us about the changes
Lütfen değişiklikler hakkında bizi bilgilendirin
ihbar etmek
yetkili makamlara suç bildirmek
He informed on his accomplice to the police
Suç ortağını polise ihbar etti
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Someone is waiting for you
Biri seni bekliyor
tutmak
Sahnedeelinde veya kollarında bir şeyi bulundurmak
She held the baby in her arms
Bebeği kollarında tuttu
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
They held a meeting last week
Geçen hafta bir toplantı düzenlediler
alıkonulmak
polis veya yetkililer tarafından bir yerde tutulmak
The suspect was held by police
Şüpheli polis tarafından alıkonuldu
kin beslemek
birine karşı geçmişte yapılan bir şeyden dolayı kötü duygular hissetmek
He held a grudge against his boss
Patronuna karşı kin besledi
alıkoymak
birini bir yerde tutarak gitmesini engellemek
The police held the suspect for questioning
Polis şüpheliyi sorgulamak için alıkoydu
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
inşa etti
Sahnedeparçaları birleştirerek yapmak
They built a house
Bir ev inşa ettiler
yapılı
vücut yapısı ve boyutu
He is well-built
O yapılı biridir
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
tahliye etmek
Sahnedetehlikeli bir bölgedeki insanları güvenli bir yere nakletmek
The police evacuated the building
Polis binayı tahliye etti
boşaltmak
vücuttaki bir organın veya bölgenin içini temizlemek
The medicine helps to evacuate the bowels
İlaç bağırsakların boşaltılmasına yardımcı olur
tahliye etmek
insanları tehlikeli bir yerden uzaklaştırmak
They had to evacuate the building because of the fire
Yangın nedeniyle binayı tahliye etmek zorunda kaldılar
tahliye etmek
insanları tehlikeli bir yerden güvenli bir yere taşımak
They evacuated the building during the fire
Yangın sırasında binayı tahliye ettiler
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta veya ilk aşamada
Initially, I didn't like the city
Başlangıçta şehri sevmemiştim
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
altı aylık
Sahnedealtı ay süren
It was a six month course
Altı aylık bir kurstu
altı aylık
altı ay süren
I have a six-month contract
Altı aylık bir sözleşmem var
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
dehşet
Sahnedeçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
baş belası
korku veya sorun yaratan kişi
That little boy is a total terror at school
O küçük çocuk okulda tam bir baş belası
keskin
Sahnedetadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
ilaç vermek
Sahnedebirine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
şahsen
Sahnedebizzat orada bulunarak
We should meet in person
Şahsen buluşmalıyız
yüz yüze
biriyle aynı yerde fiziksel olarak bulunmak
I want to meet you in person
Seninle yüz yüze tanışmak istiyorum
saf
Sahnedebaşka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
saf
tam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka hiçbir şeyle karışmamış
This water is pure
Bu su saf
etkileyici
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
etkileyici
hayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
on yedi yaşında biri
Sahnedeon yedi yaşında olan kişi
She is a seventeen year old
O on yedi yaşında biri
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak veya talep etmek
You wanna eat now
Şimdi yemek istiyorsun
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
ikili hayat
Sahnedebir kişinin herkesten gizlediği ikinci bir yaşam
He led a double life for years
Yıllarca ikili bir hayat sürdü
incelemek
Sahnedebir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin olacağına dair söz vermek
He assured me that the task was simple
Görevin basit olduğu konusunda bana güvence verdi
güvence vermek
birine bir şeyin doğru olduğunu söyleyerek onu rahatlatmak
I assured him that the car was safe
Arabanın güvenli olduğuna dair ona güvence verdim
kendinden emin
kişinin kendisine ve yeteneklerine tam güven duyması
She gave an assured performance
Kendinden emin bir performans sergiledi
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
katılım
Sahnedebir sürece veya fikre dahil olma ya da destek verme
We need team buy in for this project
Bu proje için ekip katılımına ihtiyacımız var
giriş ücreti
bir etkinliğe veya oyuna katılmak için ödenmesi gereken para
The buy-in for this poker game is ten dollars
Bu poker oyunu için giriş ücreti on dolardır
katılım payı
bir projeye veya etkinliğe dahil olmak için ödenen para
The buy in for the tournament is fifty dollars
Turnuvaya katılım payı elli dolardır
onay
bir planı veya fikri kabul edip destekleme eylemi
We need their buy-in for this project
Bu proje için onların onayına ihtiyacımız var
giriş ücreti
bir oyuna veya faaliyete katılmak için gereken para miktarı
The buy-in for this poker game is low
Bu poker oyunu için giriş ücreti düşük
alışveriş çılgınlığı
Sahnedekısa bir sürede çok fazla şey satın alma durumu
She went on a shopping spree after getting her paycheck
Maaşını aldıktan sonra alışveriş çılgınlığına çıktı
stok
Sahnedekullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
dikkat
Sahnedebir şeye odaklanma veya fark etme yeteneği
Keep your eyes on the road
Gözlerini yoldan ayırma
gözler
görmeyi sağlayan vücut parçası
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
gözlemciler
bir şeye bakan veya onu izleyen kimseler
Many eyes were watching the game
Birçok gözlemci maçı izliyordu
göz
görmemizi sağlayan vücut organları
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
gözler
görme duyusunu sağlayan vücut bölümleri
Keep your eyes open
Gözlerini açık tut
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
Sahnededetaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
dopamin
Sahnedebeyinde ruh halini ve zevki etkileyen kimyasal madde
Dopamine creates a feeling of pleasure
Dopamin zevk alma hissi yaratır
ağ
Sahnedebirbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
yayın ağı
programları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
bir şeyler satın almak için dışarı çıkma aktivitesi
I am going shopping today
Bugün alışverişe gidiyorum
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
zamir
Sahnedeismin yerini tutan sözcük
'He' is a pronoun
'He' bir zamirdir
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
zamanı kalmamış
Sahnedeartık hiç zamanı olmamak
We are out of time
Zamanımız kalmadı
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan büyük ve yumuşak minder
I bought a new mattress
Yeni bir yatak aldım
kooperatif
kullanan kişiler tarafından işletilen kurum
They joined a food co op
Bir gıda kooperatifine katıldılar
kooperatif
üyeleri tarafından sahip olunan ve işletilen kuruluş
They buy their groceries at the local co op
Market alışverişlerini yerel kooperatiften yapıyorlar
konut kooperatifi
sakinlerin mülkü olan şirkette hisse sahibi olduğu bina modeli
They bought an apartment in a co op
Bir konut kooperatifinden daire satın aldılar
kooperatif
sakinlerin binadaki hisselere sahip olduğu bir konut kuruluşu
The co op met to discuss building repairs
Kooperatif bina onarımlarını görüşmek için toplandı
kooperatif
sakinlerinin mülkiyeti elinde bulunduran şirkette hisse sahibi olduğu bina
They bought an apartment in a co-op
Bir kooperatiften daire satın aldılar
kooperatif
üyelerine ürün satan ortaklaşa sahip olunan işletme
We buy fresh food at the local co-op
Taze yiyecekleri yerel kooperatiften alıyoruz
ölü gelen
Sahnedehastaneye ulaştığında yaşam belirtisi olmayan kişi
The victim was DOA at the hospital
Kurban hastaneye ölü gelmişti
başıboş
Sahnedeolması gereken yerde olmayan ve sorun çıkaran
A rogue elephant entered the village
Başıboş bir fil köye girdi
haydut
yasaları çiğneyen kişi
The rogue hid in the shadows
Haydut gölgelerde saklandı
haylaz
kurallara uymayan veya kötü davranan kişi
He is a bit of a rogue
O biraz haylaz biridir
bağlantı
Sahnedeinsanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
dernek
ortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
dernek
ortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir