

Person Of Interest — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
790 kelime
Seviye
akciğer
Sahnedenefes almak için kullanılan göğüs boşluğundaki organ
He has a problem with his lung
Onun akciğerinde bir sorun var
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
geçirmek
Sahnedebir süreçten veya deneyimden geçmek
He had to undergo surgery
Ameliyat geçirmek zorunda kaldı
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
sistolik
Sahnedekan basıncı ölçümündeki üst değer
Her systolic blood pressure is high
Onun sistolik kan basıncı yüksek
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
çıkmak
bir yerin içerisinden dışarıya doğru hareket etmek
The dog will come out of the house
Köpek evin dışına çıkacak
beni dinle
Sahnedebirini yargılamadan önce tüm açıklamasını dinlemek
Please hear me out before you make a decision
Karar vermeden önce lütfen beni dinle
beni sonuna kadar dinle
birinin konuşması bitene kadar onu dinlemek
Please hear me out before you make a decision
Karar vermeden önce lütfen beni sonuna kadar dinle
iyileşmek
Sahnedehastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
geri almak
kaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
adam öldürme
Sahnedebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
koroner
Sahnedekalp ile ilgili olan
He has coronary artery disease
Koroner arter hastalığı var
kalp krizi
kalpte meydana gelen ciddi ve ani sağlık sorunu
He suffered a mild coronary
Hafif bir kalp krizi geçirdi
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
zaman kısıtlaması altında
Sahnedebir işi bitirmek için sınırlı zamana sahip olmak
We are on the clock to finish this report
Bu raporu bitirmek için zaman kısıtlamamız var
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
keşif
Sahnedebir bölgenin hızlıca araştırılması veya incelenmesi
The soldiers went on a short recce
Askerler kısa bir keşfe çıktılar
menzil
Sahnedebir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
yelpaze
farklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
kıtlık
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
There is a water shortage
Su kıtlığı var
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
yayın
Sahnedeinternet üzerinden iletilen canlı veya kayıtlı ses veya görüntü
I am watching a live stream
Canlı bir yayın izliyorum
akış
bir şeyin sürekli ve hareketli şekilde gelmesi
A stream of people entered the store
Mağazaya bir insan akını girdi
dere
küçük bir nehir
The stream is very clear
Dere çok berrak
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
gerçekleşmek
Sahnedebir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
hemofili
Sahnedekanın düzgün pıhtılaşmadığı tıbbi bir durum
Hemophilia is a genetic disorder
Hemofili genetik bir hastalıktır
servet kazanmak
Sahnedeçok miktarda para kazanmak
He hopes to make a fortune in real estate
Emlak işinde servet kazanmayı umuyor
0 negatif
SahnedeABO ve Rh sistemindeki belirli bir kan grubu
My blood type is O-negative
Kan grubum 0 negatif
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
keyfine göre
Sahnededış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
daha ağır
Sahnededaha düşük bir tempoda
Life here is slower
Burada hayat daha ağır
aktif
Sahnedeşu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
aktif
çok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
inç
Sahnedebir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
gelecek zaman
gelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
-ecek
bir şeyi yapmaya niyetli olmak veya yapmak üzere olmak
I am going to study today
Bugün ders çalışacağım
çakılmak
Sahnedeyüksek bir yerden aniden ve hızla düşmek
The stone plummeted down the cliff
Taş uçurumdan hızla aşağı düştü
hoparlör
Sahnedesesin dışarıya verildiği telefon özelliği
Put the call on speakerphone
Aramayı hoparlöre al
şirketler
Sahnedemal veya hizmet satan kurum
Many companies are hiring now
Birçok şirket şu an işe alım yapıyor
hata
Sahnededoğru olmayan şey
I made an error
Bir hata yaptım
safen
Sahnedebacakta bulunan büyük toplardamar
The saphenous vein is a large vein in the leg
Safen toplardamarı bacakta bulunan büyük bir damardır
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
travma
Sahnedeciddi bir fiziksel yaralanma veya hasar
The doctor treated the chest trauma
Doktor göğüs travmasını tedavi etti
travma
Sahnedederin bir zihinsel veya duygusal sarsıntı
He is still dealing with his childhood trauma
Çocukluk travmasıyla hâlâ uğraşıyor
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
çıkarma
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı alma eylemi
The extraction of the tooth was difficult
Dişin çekilmesi zordu
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
konum saptamak
Sahnedeüç referans noktası kullanarak bir nesnenin yerini belirlemek
The device can triangulate the signal source
Cihaz sinyal kaynağının yerini saptayabilir
üçgenlemek
bir şeyin konumunu açıları kullanarak hesaplamak
They triangulate the target using radar data
Hedefin konumunu radar verilerini kullanarak üçgenliyorlar
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
kısıtlayıcı
Sahnedehareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
özdenetim
duyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
hastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
gövde
Sahnedebaş ve kollar ile bacaklar dışındaki ana vücut kısmı
The athlete has a strong torso
Sporcunun güçlü bir gövdesi var
atardamar
Sahnedekalpten kan taşıyan damarlarla ilgili
High cholesterol can damage your arterial walls
Yüksek kolesterol atardamar duvarlarına zarar verebilir
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
kastetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlamına gelmek
belirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
anlam
bir kelimenin veya cümlenin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
kanka
Sahnedeyakın arkadaş
He is my best pal
O benim en iyi kankam
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
bebeğim
Sahnedesevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
çekici kişi
genellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
toy
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
bebek
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
seyirci
Sahnedebir olaya karışmadan sadece orada bulunan kimse
The bystander did not help
Seyirci yardım etmedi
hasat etmek
Sahnedemahsulü veya bir vücut parçasını kullanım için toplamak
Farmers harvest wheat in autumn
Çiftçiler sonbaharda buğday hasat eder
hasat
ekinlerin toplanması işlemi
The farmers are busy with the harvest
Çiftçiler hasatla meşgul
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
soygun
Sahnedebir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
soygun
çalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
propofol
Sahnedeameliyat sırasında hastaların uyuması için kullanılan bir ilaç
Doctors use propofol for anesthesia during surgery
Doktorlar ameliyat sırasında anestezi için propofol kullanır
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
Sahnedebir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
hissedilemez
Sahnededokunulduğunda veya zihnen algılanması güç olan
The difference between the two ideas was impalpable
İki fikir arasındaki fark hissedilemezdi
bedensel
Sahnedevücutla ilgili olan
He suffered severe bodily harm
Ciddi bedensel zarar gördü
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim