

Person Of Interest — 2. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
680 kelime
Seviye
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
almak
bir durumu veya darbeyi yaşamak
He is taking a big risk
O büyük bir risk alıyor
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
zorlama
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakma
He is forcing me to go
Gitmem için beni zorluyor
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
göz gezdirmek
Sahnedebir şeyi hızlıca ve dikkatlice okumadan incelemek
I skimmed the article
Makaleye göz gezdirdim
para aşırmak
Sahnedeparayı yasal olmayan yollarla azar azar almak
The accountant skimmed money from the fund
Muhasebeci fondan gizlice para aşırdı
kaymak almak
sütün üzerindeki yağı almak
She skimmed the cream off the milk
Sütün üzerinden kaymağı aldı
yağsız süt
yağı alınmış süt
I prefer drinking skim milk
Yağsız süt içmeyi tercih ederim
birikmek
Sahnedezamanla toplanıp artmak
Interest will accrue on the account
Hesapta faiz birikecek
birikmek
zamanla yavaş yavaş artmak veya çoğalmak
Interest will accrue on your account
Hesabınızda faiz birikecektir
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut it down
Lütfen onu kapat
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
yazılmış
Sahnedebir yüzey üzerine harf veya kelimelerle işlenmiş
Her name is written on the note
Adı notun üzerine yazılmış
yazılı
yazı ile oluşturulmuş
The rules are written here
Kurallar burada yazılı
yazılı
metin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılı
sözlü olmayan yazıyla ifade edilmiş
This is a written contract
Bu yazılı bir sözleşmedir
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bronzlaşma
Sahnedegüneşte kalarak cildi koyulaştırma
She loves tanning on the beach
O sahilde bronzlaşmayı seviyor
bronzlaşma
güneş veya lamba ile cildin koyulaşması
She is tanning on the beach
Plajda bronzlaşıyor
bronzlaşma
güneş ışığına maruz kalarak cildin koyulaşması
Tanning for too long can burn skin
Çok uzun süre bronzlaşmak cildi yakabilir
bronz ten
güneşe maruz kalmaktan oluşan koyu cilt rengi
She likes showing off her deep tanning
O derin bronz tenini sergilemeyi seviyor
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
kabullenmek
Sahnedebir durumun gerçek olduğunu kabul etmek
You just have to face it
Sadece bunu kabullenmek zorundasın
kabullen
zor bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to face it eventually
Er ya da geç bunu kabullenmelisin
gerçeklerle yüzleş
acı gerçekleri görmezden gelmeyip kabul etmek
Just face it and move on
Sadece gerçeklerle yüzleş ve hayatına devam et
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
etkilenmemiş
Sahnedebir durumdan dolayı endişelenmemiş veya üzülmemiş
She remained unfazed by the bad news
Kötü haberler karşısında etkilenmedi
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
istemek
Sahnedebir şeyin verilmesini talep etmek
He is asking for a glass of water
O bir bardak su istiyor
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
reçete
Sahnededoktorun ilaç yazdığı belge
I need a prescription for this medicine
Bu ilaç için bir reçeteye ihtiyacım var
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
mali
para veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kumar makineleri
Sahnedekumar oynamak için kullanılan döner makaralı makineler
He lost all his money at the slots
Tüm parasını kumar makinelerinde kaybetti
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
gibi gelmek
Sahnededoğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
sandık
Sahnededeğerli eşyaları saklamak için kullanılan sağlam kutu
He kept his gold in a heavy coffer
Altınlarını ağır bir sandıkta tuttu
tatilde
Sahnededinlenme veya gezi amacıyla işten veya okuldan uzak olunan durum
I am on vacation now
Şu an tatildeyim
kalabalık
Sahnedebüyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
Mafya
Sahnedeorganize olmuş suçlular grubu
The mob controls the illegal businesses in the city
Mafya şehirdeki yasa dışı işleri kontrol ediyor
mafya
organize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
bu nedenle
Sahnedebu sebeple
I think, ergo I am
Düşünüyorum, öyleyse varım
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
bıldırcın
Sahnedeküçük kısa kuyruklu bir av kuşu türü
We saw a quail in the field
Tarlada bir bıldırcın gördük
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
olay yeri
Sahnedebir suçun işlendiği yer
The police are investigating the crime scene
Polis olay yerini inceliyor
olay yeri
bir suçun işlendiği ve araştırmacıların kanıt topladığı yer
The police blocked off the crime scene
Polis olay yerini kordon altına aldı
hep aynı
Sahnedesıkıcı ve sürekli tekrarlanan durum
It is the same old routine
Hep aynı rutin
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
havlama
Sahnedeköpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
havlama
bir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak veya gergin hissettirmek
Don't let them intimidate you
Onların seni korkutmasına izin verme
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
Sahnededetaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
aşağılık insan
Sahnedeahlaki değerleri düşük olan kimse
Stay away from that lowlife
O aşağılık insandan uzak dur
serseri
ahlaki değerleri çok düşük olan kimse
Do not talk to that lowlife
O serseriyle konuşma
serseri
ahlakı zayıf veya toplumda kötü bir yere sahip olan kimse
Stay away from that lowlife
O serseriden uzak dur
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
yaşlı adam
Sahnedeyaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
baba
baba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
ilerlemiş yaştaki erkek
He is a very kind old man
O çok nazik bir yaşlı adam
nüksetme
Sahnedetıbbi bir durumun aniden şiddetlenmesi
Her eczema flared up last night
Egzaması dün gece nüksetti
alevlenmek
bir hastalığın veya durumun aniden kötüleşmesi
My asthma tends to flare up in the winter
Astımım kışın alevlenme eğilimindedir
alevlenmek
bir durumun veya hastalığın aniden şiddetlenmesi
The conflict flared up again
Çatışma yeniden alevlendi
alevlenme
kötü bir durumun aniden şiddetlenmesi
The doctor checked the flare-up on his skin
Doktor cildindeki alevlenmeyi kontrol etti
gösterişli
Sahnedeparlak renkler veya tarzla dikkat çeken
He wears flashy clothes
Gösterişli kıyafetler giyer
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
e-posta
Sahnedebilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
internet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
Sahnedeçok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
zengin
Sahnedeçok parası olan
He is a wealthy man
O zengin bir adamdır
kara para aklayıcısı
Sahnedeyasa dışı yollarla kazanılan paranın kaynağını gizleyen kimse
He was arrested as a professional launderer
Profesyonel bir kara para aklayıcısı olarak tutuklandı
artık söz konusu değil
Sahnedeartık mümkün olmayan veya değerlendirmeye alınmayan
The offer is off the table
Teklif artık söz konusu değil
gündem dışı
artık tartışılmayan veya mümkün olmayan
The project is off the table
Proje artık gündem dışı
gündem dışı
artık değerlendirilmekte olmayan
That option is off the table
O seçenek artık gündem dışı
huysuz
Sahnedekolayca sinirlenen veya öfkelenen
The cantankerous man is hard to please
Huysuz adamı memnun etmek zordur
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
destek
Sahnedebir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
Sahnedegeçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
takipçi
Sahnedebirini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
kuyruk
bir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
harcamak
Sahnedebir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvurmak
bir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
yerleştirmek
bir şeyi bir kabın veya alanın içine koymak
I put in the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine yerleştirdim
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kıskanç
Sahnedebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
görevlendirmek
Sahnedebirine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
görev
yapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!