

Person Of Interest — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
628 kelime
Seviye
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
Sahnedebir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
göz atmak
Sahnedebir şeye bakmak
Take a look at this photo
Bu fotoğrafa bir göz at
incelemek
bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek
Let us take a look at the problem
Problemi inceleyelim
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
Please take a look at this report
Lütfen bu raporu incele
göz atmak
bir şeye dikkatlice bakmak
Take a look at this picture
Bu resme bir göz at
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
daraltmak
Sahnedebir şeyi daha az geniş hale getirmek
Narrow the search
Aramayı daraltın
dar
geniş olmayan
The street is very narrow
Sokak çok dar
umutsuz
Sahnedeumutsuz hisseden
He felt hopeless after the failure
Başarısızlıktan sonra kendini umutsuz hissetti
beceriksiz
bir şeyi yapmakta çok kötü olma
I am hopeless at math
Matematikte çok kötüyüm
akıllıca
Sahnedeiyi bir muhakeme yeteneği göstererek
She spent her money wisely
Parasını akıllıca harcadı
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
emekli maaşı
Sahnedeçalışmayı bıraktıktan sonra düzenli olarak ödenen para
He lives on his pension
Emekli maaşıyla geçiniyor
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
mai tai
Sahnederom ve meyve suyu ile yapılan tatlı bir alkollü içecek
I would like a mai tai, please
Bir mai tai istiyorum, lütfen
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
sohbet etmek
Sahnedebiriyle arkadaşça bir şekilde konuşmak
I chatted up the shopkeeper for a while
Dükkan sahibiyle bir süre sohbet ettim
asılmak
birine duygusal ilgi duymak amacıyla flört ederek konuşmak
He tried to chat her up at the bar
Barda ona asılmaya çalıştı
flört etmek
birine romantik bir şekilde yaklaşmak
He tried to chat her up at the bar
Barda onunla flört etmeye çalıştı
aşırı derecede
Sahnedeçok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
çok
bir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
sosyal
insanlarla etkileşim kurmakla ilgili
He is a very social person
O çok sosyal bir insan
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
işler
Sahnedeinsanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
hata
Sahnedeküçük bir hata veya başarısızlık
He had a lapse of judgment
Bir anlık muhakeme hatası yaptı
geçersiz kalmak
geçerliliğini yitirmek
The insurance policy will lapse
Sigorta poliçesi geçersiz kalacak
hata
kısa süreli dikkatsizlik veya yanlışlık
It was a momentary lapse in his concentration
Bu onun konsantrasyonunda anlık bir hataydı
ara
iki olay arasında geçen zaman dilimi
There was a long lapse between the two meetings
İki toplantı arasında uzun bir ara vardı
bilgi
Sahnedebir konu hakkındaki gerçekler veya detaylar
I need more info about this project
Bu proje hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var
bilgi
bir şey hakkında gerçekler veya ayrıntılar
I need more info about this
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var
meyillendirmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya meyilli hale getirmek
His kindness inclined me to help him
Onun nezaketi beni ona yardım etmeye meyillendirdi
eğmek
bir şeyi düz veya yatay durmayacak şekilde hareket ettirmek
Please incline the board slightly
Lütfen tahtayı hafifçe eğin
gerisini halletmek
Sahnedebir işi devralıp tek başına tamamlamak
You can go home and I will take it from here
Sen eve gidebilirsin ve gerisini ben hallederim
geçit
Sahnedebir yerden geçmeyi sağlayan yol
This narrow passage leads to the garden
Bu dar geçit bahçeye çıkıyor
geçiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
The passage of the ship was quick
Geminin geçişi hızlıydı
pasaj
yazılı bir metnin bir kısmı
Read the following passage carefully
Aşağıdaki pasajı dikkatlice okuyun
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
inşaat
Sahnedebir yapının kurulması işlemi
The bridge is under construction
Köprü inşaat aşamasında
inşaat
özellikle bir yapının inşa edilme süreci
The new building is under construction
Yeni bina inşaat halinde
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
şartlar
Sahnedebir anlaşmanın parçası olan kural
I do not agree with these terms
Bu şartları kabul etmiyorum
terimler
belirli bir alanda kullanılan kelimeler
These are technical terms
Bunlar teknik terimlerdir
ilişkiler
iki kişi veya grubun birbirleriyle etkileşim biçimi
They are on good terms with their neighbors
Komşularıyla iyi ilişkileri var
koşullar
bir anlaşmanın kuralları veya bölümleri
You must accept the terms
Koşulları kabul etmelisin
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
yeniden yaşamak
Sahnedebir şeyi tekrar deneyimlemek
I want to relive that moment
O anı yeniden yaşamak istiyorum
yeniden yaşamak
bir şeyi zihninde tekrar yaşamak
He loves to relive his childhood memories
Çocukluk anılarını yeniden yaşamayı seviyor
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
kaotik
Sahnedetam bir düzensizlik içinde olan
The traffic was chaotic
Trafik kaotikti
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
en tepesi
Sahnedebir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
rastlamak
Sahnedebir şeye tesadüfen rastlamak
I came upon an old book
Eski bir kitaba rastladım
rastlamak
birini veya bir şeyi tesadüfen bulmak
I came upon an old friend in the park
Parkta eski bir arkadaşıma rastladım
düzenlemek
Sahnedebir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya organize etmek
I will organize a meeting
Bir toplantı düzenleyeceğim
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organize my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
düzenlemek
bir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya hazırlamak
I need to organize a party for my friend
Arkadaşım için bir parti düzenlemem gerekiyor
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
adamak
Sahnedebir işe zaman veya emek vermek
He decided to dedicate his life to science
Hayatını bilime adamaya karar verdi
adamak
bir amaca zaman veya çaba harcamak
He dedicated his life to science
Hayatını bilime adadı
ayırmak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak üzere kenara koymak
He dedicated this room to his work
Bu odayı çalışması için ayırdı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
zor
Sahnedebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
tepki vermek
bir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
alakasız
Sahnedekonuyla ilgisi olmayan
That is irrelevant to the topic
Bu konuyla alakasız
önemsiz
önemi olmayan
This detail is irrelevant
Bu detay önemsiz
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
pizza
üzerine peynir ve malzeme konulan yuvarlak fırın yemeği
We ordered a pizza for dinner
Akşam yemeği için pizza sipariş ettik
kucağında tutmak
Sahnedebirini ya da bir şeyi nazikçe sarmak
She cradled the baby in her arms
Bebeği kucağında şefkatle tuttu
beşik
bebekler için kullanılan küçük yatak
The baby is sleeping in the cradle
Bebek beşikte uyuyor
şefkatle tutmak
bir şeyi dikkatlice ve nazikçe tutmak
She cradled the kitten in her arms
Kediyi kollarıyla şefkatle tuttu
beşik
bir şeyin başladığı veya geliştiği yer
This city is considered the cradle of democracy
Bu şehir demokrasinin beşiği olarak kabul edilir
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
şehir merkezi
Sahnedebir şehrin ana iş merkezi
I work downtown
Şehir merkezinde çalışıyorum
biliyor musun
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
katılmak
birinin düşüncesini kabul etmek
I support your idea
Fikrine katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı doğrultuda olmak
We are in accord with the decision
Karar konusunda hemfikiriz
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
onaylamak
birinin düşüncesini doğrulamak
She endorses the report
Raporu onaylıyor
aynı görüşü paylaşmak
bir başkasıyla aynı perspektife sahip olmak
I share his perspective
Onun bakış açısını paylaşıyorum
benzer düşünmek
birisi gibi düşünceye sahip olmak
They think the same as us
Bizim yaklaşımımız gibi benzer düşünüyorlar
mutabık kalmak
bir konuda ortak karara varmak
Both sides reached a consensus on the terms
İki taraf da şartlar üzerinde mutabık kaldı
desteklemek
birinin fikrini savunmak
I support his choice
Onun seçimini destekliyorum
uymak
bir şeye uygun veya tutarlı olmak
The evidence matches the facts
Kanıtlar gerçeklere uyuyor
fikir birliğine varmak
bir konu üzerinde birleşmek
We achieved a consensus on the final outcome
Sonuç konusunda fikir birliğine vardık
aynı fikirde olmak
birisiyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with your idea
Senin fikrinle aynı fikirdeyim
aynı fikirde olmak
biriyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle aynı fikirdeyim
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
ile birlikte
bir kişinin veya nesnenin eşliğinde
She came along with her friend
O arkadaşı ile birlikte geldi
yanı sıra
bir şeyin ek olarak veya yanında bulunması
I need a pen along with this paper
Bu kağıdın yanı sıra bir kaleme de ihtiyacım var
duymak
Sahnedebilgi edinmek
I heard the news today
Haberleri bugün duydum
duymak
kulakla işitmek
I heard a loud noise
Yüksek bir ses duydum
duymak
bir haberi veya bilgiyi öğrenmek
I heard that he is leaving
Onun ayrılacağını duydum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya birinden bilgi almak
I heard the news yesterday
Dün haberleri duydum
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
sahip olmak
Sahnedebir şeyin mülkiyetini elinde bulundurmak
She possesses many expensive books
O birçok pahalı kitaba sahip
hakim olmak
bir şeyi veya birini kontrol etmek
Anger possessed him
Öfke ona hakim oldu
etkisine almak
birini bir şey yapmaya itmek
What possessed you to do that
Bunu yapman için seni ne etkiledi
çıkış
Sahnedebir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar