

Person Of Interest — 3. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
694 kelime
Seviye
işe dönmek
Sahnedemola verdikten sonra çalışmaya devam etme eylemi
It is time to get back to work
İşe dönme zamanı geldi
sık uçan yolcu
Sahnedebelirli bir havayolu şirketini sıklıkla kullanan kişi
I am a frequent flyer with this airline
Ben bu havayolu şirketinin sık uçan yolcusuyum
hı-hı
onaylama veya kabul etme anlamında çıkarılan ses
Mm hmm, I agree
Hı-hı, katılıyorum
hı-hı
dinlediğini göstermek için çıkarılan ses
Mm hmm, go on
Hı-hı, devam et
hı-hı
evet anlamında kullanılan ses
Mm hmm, it is
Hı-hı, öyle
hı hı
bir şeyi onaylamak veya dinlediğini belirtmek için kullanılan ses
Mm hmm, I am listening to you
Hı hı, seni dinliyorum
hı hı
insanların hemfikir olduklarını veya dinlediklerini göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I understand what you are saying
Hı hı ne dediğini anlıyorum
hı hı
birinin bizi dinlediğini veya onayladığını göstermek için çıkardığı ses
Mm hmm I agree with you
Hı hı sana katılıyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dik duruma geçmek
I get up early every morning
Her sabah erken ayağa kalkarım
artırmak
bir duygu veya umudu daha güçlü hale getirmek
You should get up your courage
Cesaretini artırmalısın
tıraş bıçağı
Sahnedetüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
tıraş bıçağı
tıraş olmak için kullanılan keskin alet
He uses a razor to shave
Tıraş olmak için tıraş bıçağı kullanır
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
gözlük
Sahnedegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
cam kaplar
içecek koymaya yarayan şeffaf malzemeden yapılmış gereçler
These glasses are made of thick glass
Bu cam kaplar kalın camdan yapılmıştır
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
açmak
Sahnedebir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
saldırmak
birini aniden eleştirmeye veya ona karşı gelmeye başlamak
He will turn on his friends
O arkadaşlarına saldıracak
bağlı olmak
bir sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success often turns on small details
Başarı genellikle küçük detaylara bağlıdır
sevdirmek
birine yeni bir şeyi tanıtıp hoşuna gitmesini sağlamak
She turned me on to jazz
Bana cazı sevdirdi
cezbetmek
birinde cinsel arzu uyandırmak
This movie really turns me on
Bu film beni gerçekten cezbediyor
tahrik etmek
birini cinsel yönden heyecanlandırmak
You really turn me on
Beni gerçekten tahrik ediyorsun
açmak
bir cihazı veya makineyi çalıştırmak
Turn on the computer
Bilgisayarı aç
etkilemek
birinde cinsel arzu uyandırmak
That movie really turns him on
O film onu gerçekten etkiliyor
karşı gelmek
birine saldırmaya veya karşı durmaya başlamak
They turned on their leader during the meeting
Toplantı sırasında liderlerine karşı geldiler
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
çöp poşeti
Sahnedeatıkları atmak için kullanılan plastik torba
I need a garbage bag
Bir çöp poşetine ihtiyacım var
iş yeri açmak
Sahnedeyeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
erişime açmak
insanların girmesine veya kullanmasına izin vermek
They will open up the new park
Yeni parkı erişime açacaklar
ödev
Sahnedebirine verilen iş veya çalışma
I finished my assignment
Ödevimi bitirdim
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
seyahat planı
Sahnedebir yolculuğun ayrıntılı planı
We checked our itinerary before leaving
Yola çıkmadan önce seyahat planımızı kontrol ettik
seyahat programı
bir yolculuk için hazırlanan ayrıntılı plan
Here is our travel itinerary
İşte seyahat programımız
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
bilinmeyen
Sahnedebilinmeyen veya tanımlanamayan
The author of the poem is unknown
Şiirin yazarı bilinmiyor
bilinmeyen
matematiksel bir problemde değeri henüz bilinmeyen nicelik
Find the value of the unknown
Bilinmeyenin değerini bulun
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi risk altına sokmak
Do not jeopardize your health
Sağlığını tehlikeye atma
riske atmak
bir şeyi tehlikeli bir duruma getirmek
This decision could jeopardize the project
Bu karar projeyi riske atabilir
tehlikeye atmak
bir şeyi zarar görme veya kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmak
Don't jeopardize your future by making mistakes
Hatalar yaparak geleceğini tehlikeye atma
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
alıkoymak
Sahnedebirini bir yerde tutmak ve ayrılmasına izin vermemek
The police decided to detain the suspect
Polis şüpheliyi alıkoymaya karar verdi
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
tanımlamak
Sahnedebir şeyi tanımak veya adlandırmak
Can you identify the man in the photo
Fotoğraftaki adamı tanımlayabilir misiniz
tanımak
Sahnedebirinin kim olduğunu veya bir şeyin ne olduğunu anlamak
I can identify the bird by its sound
Bu kuşu sesinden tanıyabilirim
tespit etmek
birinin veya bir şeyin kim veya ne olduğunu belirlemek
The police identified the suspect
Polis şüpheliyi tespit etti
özdeşleşmek
bir kişi veya durumla kendini bir tutmak ya da yakın hissetmek
I identify with the main character in this book
Bu kitaptaki ana karakterle özdeşleşiyorum
sağ salim
Sahnedezarar görmemiş veya incinmemiş
He arrived home in one piece
Eve sağ salim ulaştı
tulum
vücudun üst ve alt kısmını tek bir parçada kaplayan kıyafet
She wore a stylish one piece for the party
Partiye şık bir tulum giydi
mayo
yüzerken giyilen tek parça kıyafet
She bought a new one piece for the beach
Plaj için yeni bir mayo aldı
kokpit
Sahnedepilotun uçakta oturduğu bölme
The pilot is in the cockpit
Pilot kokpitte
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
siyatik
Sahnedebelden bacağa yayılan sinir ağrısı
The doctor said my pain is due to sciatica
Doktor ağrımın siyatikten kaynaklandığını söyledi
çağırmak
Sahnedebir şeyi ortaya çıkarmak veya gerçekleşmesini sağlamak
The wizard summoned a ghost
Sihirbaz bir hayalet çağırdı
çağırmak
insanlara bir yere gelmelerini emretmek
The king summoned his advisors
Kral danışmanlarını çağırdı
belirti
Sahnedebir hastalığın olduğunu gösteren fiziksel belirti
Fever is a common symptom of the flu
Ateş, gribin yaygın bir belirtisidir
karaborsa
Sahnedeyasa dışı ürünlerin gizlice alınıp satıldığı piyasa
He bought the ticket on the black market
Bileti karaborsadan aldı
karaborsa
yasal olmayan ticaret
He bought the tickets on the black market
Biletleri karaborsadan satın aldı
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
isteyip canı çekmek
bir şeyi yapma arzusu duymak
I feel like eating pizza
Canım pizza yemek istiyor
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
badem
Sahnedesert kabuklu, yenilebilir bir kuruyemiş
I like eating almonds
Badem yemeyi severim
ajans
Sahnedebelirli bir hizmet sunan işletme
She works for an advertising agency
Bir reklam ajansında çalışıyor
acente
Sahnedehizmet veren işletme
They work for a travel agency
Bir seyahat acentesinde çalışıyorlar
irade
kendi kararlarını verme gücü
You have the agency to make your own choices
Kendi seçimlerini yapma iraden var
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
seyrelmek
Sahnedebir şeyin yoğunluğunun veya sıklığının azalması
The crowd began to thin out after the show
Gösteriden sonra kalabalık seyrelmeye başladı
seyreltmek
bir şeyin miktarını veya sayısını azaltmak
You should thin out the plants
Bitkileri seyreltmelisin
endişe verici
Sahnedeendişe veya kaygı uyandıran
This is a troubling development
Bu endişe verici bir gelişme
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
ileri
Sahnedeön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
Sahnedetam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
caymak
Sahnedeplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
vazgeçmek
bir anlaşmadan veya planlanan bir durumdan çekilmek
He decided to back out of the project
Projeden vazgeçmeye karar verdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
Sahnedebir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
kesinlikle
Sahnedekesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
kesin
bir durum hakkında şüphe duymamak
I know for sure that it is true
Bunun doğru olduğunu kesin olarak biliyorum
örtbas etme
Sahnedebir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
bir gerçeği gizleme girişimi
The company attempted a cover-up
Şirket bir örtbas girişiminde bulundu
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
kripto para
Sahnedesadece internet ortamında var olan bir para türü
Bitcoin is a popular cryptocurrency
Bitcoin popüler bir kripto paradır
kripto para birimi
şifreleme teknolojisi kullanan dijital para
She invested in a new cryptocurrency
Yeni bir kripto para birimine yatırım yaptı
orta seviye
Sahnedeyetenek veya rütbe bakımından orta derecede olan
He has a mid-level job in the company
Şirkette orta seviyede bir işi var
tehlikeli bir şekilde
Sahnedetehlikeye yol açacak biçimde
He was driving dangerously
Tehlikeli bir şekilde araba sürüyordu
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
kısa bir süre
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
soccer mom
Sahnedeçocuklarını spor veya sosyal etkinliklere taşıyan anne
She is a typical soccer mom
O tipik bir soccer mom
çocuklarıyla çok ilgili anne
çocuklarının okul dışı etkinlikleriyle yakından ilgilenen anne
She is a soccer mom who drives her kids to practice
O çocuklarını antrenmana götüren çocuklarıyla çok ilgili bir annedir
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
uyanık kalmak
Sahnedeuyumamaya devam etmek
Please stay awake during the lesson
Lütfen ders sırasında uyanık kal
uyanık
uyumuyor olma durumu
I am struggling to stay awake
Uyanık kalmakta zorlanıyorum
vatan
Sahnededoğulan ülke
I love my homeland
Vatanımı seviyorum
ticari
Sahnedealım ve satımla ilgili olan
This is a commercial building
Bu ticari bir bina
reklam
bir ürün veya hizmeti tanıtmak için yayınlanan ücretli ilan
I saw a commercial on TV
Televizyonda bir reklam gördüm
atölye
Sahnedesanatçıların veya zanaatkarların çalıştığı yer
The artist works in his atelier
Sanatçı kendi atölyesinde çalışıyor
belirleme
Sahnedebir şeyi tam olarak saptamak veya kesinleştirmek
We are determining the cause of the problem
Sorunun nedenini belirliyoruz
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
steroid
Sahnedetıpta kullanılan sentetik bir ilaç türü
He took a steroid to reduce inflammation
İltihabı azaltmak için bir steroid aldı