

Person Of Interest — 3. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
707 kelime
Seviye
işe gitmek
Sahnedeçalışmak için iş yerine gitmek
I go to work every morning
Her sabah işe giderim
yakasız
Sahnedeyakası olmayan
He wore a collarless shirt
O yakasız bir gömlek giyiyordu
rastlamak
Sahnedebirine tesadüfen rastlamak
I bumped into an old friend at the mall
Alışveriş merkezinde eski bir arkadaşıma rastladım
karşılaşmak
birisiyle tesadüfen bir araya gelmek
I bumped into my teacher yesterday
Dün öğretmenimle karşılaştım
rastlamak
birine beklenmedik bir şekilde denk gelmek
I bumped into her at the store
Mağazada ona rastladım
değerli
Sahnedeyüksek fiyatı veya büyük önemi olan
This antique is of high value
Bu antika yüksek değere sahip
prangalamak
Sahnedemetal bir bant veya zincirle bağlamak
They shackle the prisoner
Mahkumu prangaladılar
zincirlemek
birini veya bir şeyi iple ya da zincirle bağlamak
They shackled the prisoner
Mahkumu zincirlediler
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
tedarikçi
Sahnedemal veya hizmet sağlayan kişi veya şirket
We need a new supplier
Yeni bir tedarikçiye ihtiyacımız var
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
kuru buz
Sahnedesoğutma amacıyla kullanılan katı haldeki karbondioksit
The scientists used dry ice to keep the samples cold
Bilim insanları örnekleri soğuk tutmak için kuru buz kullandı
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
sabırlı
Sahnedebeklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
hasta
tıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sensör
Sahnedebir şeyi algılayan veya ölçen araç
The sensor detects movement
Sensör hareketi algılar
algılayıcı
Sahnedefiziksel değişimleri algılayan cihaz
The sensor detects the movement
Algılayıcı hareketi algılar
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
irtibat
Sahnedekişiler veya gruplar arasındaki bağ veya ilişki
He serves as a liaison between the two companies
İki şirket arasında irtibat görevlisi olarak çalışıyor
gerçek dünya
Sahnedeteori dışındaki gerçek ortam
This plan does not work in the real world
Bu plan gerçek dünyada işe yaramıyor
gerçek hayat
günlük pratik durumların bütünü
He learned it in the real world
Bunu gerçek hayatta öğrendi
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
tıkıştırmak
Sahnedebir kabın içine çok sayıda şeyi zorla sığdırmak
She packed all her things in the box
Eşyalarının hepsini kutuya tıkıştırdı
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sonlandırmak
He decided to pack in his job
İşi bırakmaya karar verdi
bozulmak
bir makinenin veya aletin çalışmayı bırakması
My car packed in on the way to work
Arabam işe giderken yolda bozuldu
sebepsiz yere
Sahnedebelirli bir neden olmaksızın
I did it just because
Bunu sebepsiz yere yaptım
sırf bu yüzden
bir şeyin gerçekleşmesinin basit nedeni
I bought it just because
Bunu sırf bu yüzden satın aldım
çalınmış
Sahnedeizinsiz şekilde alınmış
The police recovered the purloined jewels
Polis çalınmış mücevherleri geri aldı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
sonlandırma
Sahnedebir sürecin veya durumun bitirilmesi eylemi
They announced the sudden termination of the project
Projenin ani sonlandırıldığını duyurdular
izini sürüp bulmak
Sahnedebirini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
Sahnedebirini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
sık gitmek
Sahnedebir yere düzenli olarak gitmek
Many students frequent this cafe
Birçok öğrenci bu kafeye sık gider
sık
sık sık olan veya tekrarlanan
He makes frequent visits to his parents
Ailesini sık ziyaret eder
aşırı kaygan
Sahnedeson derece pürüzsüz veya parlak
The floor is ultra-slick after waxing
Cilalandıktan sonra zemin aşırı kaygan
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
hançer
Sahnedebıçaklı, kısa ve sivri uçlu bir silah
He carried a small dagger
Küçük bir hançer taşıyordu
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
vatandaşlık
Sahnedebir ülkenin yasalarına göre o ülkenin üyesi olma durumu
He applied for US citizenship
ABD vatandaşlığı için başvurdu
uyruk
bir kişinin hangi devlete ait olduğunu belirten hukuki durum
What is your citizenship
Uyruğunuz nedir
gözetim
Sahnedeinsanları veya yerleri yakından izleme eylemi
The police kept the suspect under surveillance
Polis şüpheliyi gözetim altında tuttu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
tükürük
Sahnedeçiğnemeye ve yutmaya yardımcı olan ağız içi sıvısı
Saliva helps us swallow
Tükürük yutmamıza yardımcı olur
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Can you take a look at this
Buna bir bakabilir misin
göz atmak
bir şeye bakmak
Can you take a look at this
Şuna bir göz atabilir misin
soğutucu
Sahnedeyiyecek ve içecekleri soğuk tutmaya yarayan kap
Put the drinks in the cooler
İçecekleri soğutucuya koy
serinletici içki
genellikle alkol içeren soğuk karışım
She drank a fruit cooler by the pool
Havuz kenarında meyveli bir içki içti
daha serin
sıcaklığı daha düşük olan
The weather is cooler today
Bugün hava daha serin
daha soğukkanlı
daha sakin ve kolayca sinirlenmeyen
She is cooler than me under pressure
O baskı altında benden daha soğukkanlı
soğutucu
içecekleri soğuk tutan cihaz
The office cooler is broken
Ofisteki soğutucu bozuk
buzluk
yiyecek ve içecekleri soğuk tutmaya yarayan kutu
We took a cooler to the beach
Plaja bir buzluk götürdük
daha serin
biraz soğuk veya eskisi kadar sıcak olmayan
It is cooler in the shade
Gölgede hava daha serin
daha soğuk
sıcaklığı daha düşük olan
The water here is cooler than the river
Buradaki su nehirden daha soğuk
daha etkileyici
daha şık veya hayranlık uyandırıcı
This new car is cooler than the old one
Bu yeni araba eskisinden daha etkileyici
daha sakin
daha soğukkanlı ve kolayca sinirlenmeyen
You need to be cooler during the meeting
Toplantı sırasında daha sakin olmalısın
daha havalı
daha moda veya dikkat çekici
Her new haircut is cooler
Onun yeni saç kesimi daha havalı
soğutucu
yiyecekleri veya içecekleri soğuk tutmaya yarayan kutu veya cihaz
Put the drinks in the cooler
İçecekleri soğutucuya koy
sendika
Sahnedebirlikte çalışan grup veya şirketler topluluğu
A syndicate of investors bought the company
Bir yatırımcı sendikası şirketi satın aldı
sponsor olmak
Sahnedebir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
sponsor
bir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
bakılmaksızın
Sahnedebir durumdan etkilenmeden veya onu dikkate almadan
We will go regardless of the weather
Hava durumuna bakılmaksızın gideceğiz
bakılmaksızın
bir durumu dikkate almadan
We will go regardless of the weather
Hava durumuna bakılmaksızın gideceğiz
sis perdesi
Sahnedegerçekleri gizlemek için kullanılan yanıltıcı durum
Their apology was just a smoke screen
Özürleri sadece bir sis perdesiydi
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez gerçekleşen
He warned me repeatedly
Beni tekrar tekrar uyardı
olay yeri
Sahnedebir suçun işlendiği yer
The police are investigating the crime scene
Polis olay yerini inceliyor
olay yeri
bir suçun işlendiği ve araştırmacıların kanıt topladığı yer
The police blocked off the crime scene
Polis olay yerini kordon altına aldı
güncellemek
Sahnedebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
bir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
güncellemek
bir şeye değişiklikler yapmak
Please update your profile information
Lütfen profil bilgilerinizi güncelleyin
ceket yakası
Sahnedebir ceket veya paltonun boyun kısmında geri katlanan bölümü
He pinned a flower to his lapel
Yakasında bir çiçek iğneledi
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
alıp kaçmak
Sahnedebir şeyi çalıp hızla oradan uzaklaşmak
The thief made off with my laptop
Hırsız dizüstü bilgisayarımı alıp kaçtı
alıp kaçmak
bir şeyi çalıp hızla olay yerinden uzaklaşmak
The thief made off with all the money
Hırsız bütün parayı alıp kaçtı
ileri seviye
gelişmiş veya üst düzeyde olan
This task requires a high level of concentration
Bu görev yüksek seviyede odaklanma gerektirir
üst düzey
önemli bir konuma veya rütbeye sahip olan
They held a high level meeting
Üst düzey bir toplantı yaptılar
üst düzey
önemli kişileri veya kararları içeren
They held a high-level meeting yesterday
Dün üst düzey bir toplantı yaptılar
bilet ücreti
Sahnedeulaşım için ödenen ücret
The bus fare is five dollars
Otobüs ücreti beş dolar
yiyecek
bir öğünde sunulan yiyecekler
The restaurant offers simple fare
Restoran sade yiyecekler sunuyor
sonuç almak
bir durumda nasıl bir ilerleme kaydettiğini belirtmek
How did you fare on the test
Sınavın nasıl geçti
memnun
Sahnedeistediği şeye sahip olduğu için mutlu hissetmek
I am satisfied with my work
İşimden memnunum
son vermek
Sahnedesona ermek veya bir şeyi sona erdirmek
The company ceased operations
Şirket faaliyetlerine son verdi
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
dahil etmek
bir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
vücutlar
Sahnedeinsan veya hayvanın fiziksel yapısı
Exercise is good for our bodies
Egzersiz vücutlarımız için iyidir
kuruluşlar
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grupları
International bodies work together for peace
Uluslararası kuruluşlar barış için birlikte çalışır
bedenler
insan veya hayvanın fiziksel yapısının bütünü
We should take care of our bodies
Bedenlerimize iyi bakmalıyız
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tur
Sahnedefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
hamilelik
Sahnedehamile olma durumu
Pregnancy lasts nine months
Hamilelik dokuz ay sürer
hamilelik
bir kadının gebe olma durumu
Her pregnancy was a happy time
Hamileliği mutlu bir dönemdi
varsayılan
Sahnedeolağan veya normal seçim
The default setting is English
Varsayılan ayar İngilizcedir
yükümlülüğünü yerine getirmemek
yapılması gerekeni yapmamak
He defaulted on his duty
Görevini yerine getirmedi
borcunu ödememek
borçlanılan parayı ödememek
The company defaulted on the loan
Şirket krediyi ödemedi
şaheser
Sahnedeçok başarılı olan sanat eseri veya çalışma
This painting is a masterpiece
Bu tablo bir şaheserdir
mimari
Sahnedebinaların tasarımıyla ilgili olan
The city has beautiful architectural features
Şehrin güzel mimari özellikleri var
üst
Sahnededaha yüksek bir konumda olan
The upper shelf is too high
Üst raf çok yüksek
yaygın olarak
Sahnedesıkça rastlanan şekilde
This word is commonly used
Bu kelime yaygın olarak kullanılır
içerik akışı
Sahnedesürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
profesyonel
Sahnedebir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
kayıt dışı
Sahnedegizlice veya yasa dışı olarak yapılan
He was paid under the table
Ona kayıt dışı ödeme yapıldı
gizli
yasadışı veya saklı yapılan iş
He made an under the table deal
Gizli bir anlaşma yaptı
elden
yasal olmayan yollarla verilen para
They paid him under the table
Ona parayı elden verdiler
ortaklık
Sahnedeiki kişi veya grup arasında birlikte çalışma ilişkisi
The two companies formed a partnership
İki şirket bir ortaklık kurdu
yönetim
Sahnedebir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
yönetim
ülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
sözünden dönmek
Sahnedeverilen bir sözü tutmamak
He welched on his bet
O bahis borcunu ödeme sözünden döndü
tekrar girmek
Sahnedebir yere yeniden giriş yapmak
They moved back into the house
Eve tekrar taşındılar
tekrar girmek
eski bir duruma veya yere geri dönmek
She went back into the room
Odaya geri girdi
geri geri girmek
bir yere geriye doğru hareket etmek
They back into the garage
Garaja geri geri giriyorlar
tekrar girmek
bir yere veya duruma geri giriş yapmak
She went back into the house
Eve tekrar girdi
darboğaz
Sahnedeulaşımın yavaşladığı veya engellendiği kritik nokta
The narrow bridge is a major choke point
Dar köprü önemli bir darboğazdır
sergi
Sahnedenesnelerin veya sanat eserlerinin halka açık gösterimi
The museum has a new exhibit
Müzenin yeni bir sergisi var
sergilemek
bir şeyi başkalarının görmesi için göstermek
He exhibited his paintings in the gallery
Tablolarını galeride sergiledi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
saldırgan
Sahnedezorlayıcı veya düşmanca davranan
He became aggressive during the argument
Tartışma sırasında saldırganlaştı
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
olimpiyat oyunları
Sahnedeuluslararası düzeyde yapılan büyük spor müsabakası
I watched the Olympic Games on TV
Olimpiyat oyunlarını televizyonda izledim
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
hava geçirmez
Sahnedehavanın girmesine veya çıkmasına izin vermeyen
The container is airtight
Kap hava geçirmez
kusursuz
hiçbir hatası veya açığı olmayan
His alibi was airtight
Mazereti kusursuzdu