

Person Of Interest — 3. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
677 kelime
Seviye
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
kuzey ışıkları
Sahnedekuzey kutbu yakınlarında gökyüzünde beliren doğal ışıklar
We traveled to see the northern lights
Kuzey ışıklarını görmek için seyahat ettik
kuzey ışıkları
kuzey kutbu yakınlarında gökyüzünde görülen renkli ışıklar
I want to see the northern lights
Kuzey ışıklarını görmek istiyorum
kutup ışıkları
gökyüzünde oluşan renkli doğal ışık gösterisi
The northern lights are a magical sight
Kuzey ışıkları büyülü bir görüntüdür
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
fethetmek
Sahnedebir yeri veya birini zorla ele geçirmek
The army conquered the city
Ordu şehri fethetti
cellat
Sahnedeidam cezasını yerine getiren görevli
The man pulled the lever for the prisoner
Adam mahkum için kolu çekti
cellat
yasal olarak kişileri öldürmekle görevli olan kişi
He was hired to end lives for the state
Devlet adına hayatlara son vermek için işe alındı
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
diktatör
Sahnedebir ülke üzerinde tam güce sahip olan lider
The dictator controlled the whole country
Diktatör tüm ülkeyi kontrol ediyordu
diktatör
mutlak güce sahip yönetici
The dictator controlled everything
Diktatör her şeyi kontrol ediyordu
diktatör
bir alanda neyin iyi veya kabul edilebilir olduğu konusunda mutlak kontrole sahip kişi
He is a self-appointed fashion dictator
O kendi kendini atamış bir moda diktatörü
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
telefon görüşmesi
Sahnedetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
telefon araması
telefonla birini arama eylemi
I received a phone call
Bir telefon araması aldım
telefon görüşmesi
iki kişi arasında telefonla yapılan konuşma
We had a long phone call
Uzun bir telefon görüşmesi yaptık
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
temizlemek
bir yeri düzenli ve kirden arınmış hale getirmek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
gelecek zaman
gelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
-ecek
bir şeyi yapmaya niyetli olmak veya yapmak üzere olmak
I am going to study today
Bugün ders çalışacağım
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
yayınlamak
bir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çaresiz
umudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
sigorta poliçesi
Sahnedesigorta şirketinin verdiği yazılı sözleşme
I checked my insurance policy
Sigorta poliçemi kontrol ettim
elektrik kesintisi
Sahnedeelektriğin olmadığı bir dönem
There was a blackout last night
Dün gece elektrik kesintisi vardı
elektrik kesilmesi
elektrik gücünün kaybı
The storm caused a total blackout
Fırtına tam bir elektrik kesilmesine neden oldu
elektrik kesintisi
bir şeyin çalışmasının durduğu veya yasaklandığı dönem
A storm caused a long blackout
Fırtına uzun bir elektrik kesintisine neden oldu
bayılma
aniden bilincini kaybetme durumu
He suffered a blackout during the race
Yarış sırasında bir bayılma geçirdi
daha erken
Sahnedebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
daha erken
kısa bir süre içinde
Please arrive sooner
Lütfen daha erken gel
ayrıca
Sahnedesöylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
alıntı yapmak
Sahnedebirinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
aynen aktarmak
birinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
alıntı
bir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kod adı
Sahnedegizli şekilde kişi veya yeri belirtmek için kullanılan kelime ya da ifade
His code name was Eagle
Onun kod adı Kartal idi
kod adı
gerçek isim yerine kullanılan gizli isim
His code name is Eagle
Onun kod adı Kartal
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
hareket
Sahnedeortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
hareket
bir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
dışkılama
vücuttan atıkların çıkarılması eylemi
The doctor asked about his bowel movement
Doktor dışkılaması hakkında sordu
teslim etmek
Sahnedebir işi veya ödevi yetkili birine vermek
I must turn in my report today
Raporumu bugün teslim etmeliyim
yatmak
uyumak için yatağa gitmek
I will turn in now
Şimdi yatacağım
sapmak
bir yola dönerek girmek
He turned in at the driveway
Garaj yoluna saptı
teslim etmek
birini polise veya yetkililere vermek
The witness decided to turn in the criminal
Tanık suçluyu polise teslim etmeye karar verdi
teslim etmek
birini polise vermek
He decided to turn in the criminal
Suçluyu teslim etmeye karar verdi
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
toprak
Sahnedebir ülkenin veya bölgenin arazisi
He was born on this soil
O bu topraklarda doğdu
toprak
bitkilerin büyüdüğü yerin üst katmanı
The soil is very dry
Toprak çok kuru
kirletmek
bir şeyi kirli hale getirmek
Don't soil your clothes
Kıyafetlerini kirletme
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
mekan
Sahnedeetkinliklerin gerçekleştiği yer
The hotel is a great venue for weddings
Otel, düğünler için harika bir mekan
mekan
etkinliklerin veya toplantıların yapıldığı yer
The hotel is the perfect venue for our wedding
Otel düğünümüz için mükemmel bir mekan
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
DDOS saldırısı
Sahnedebir ağı veya sunucuyu aşırı trafikle çökertme girişimi
The server crashed during the DDOS attack
Sunucu DDOS saldırısı sırasında çöktü
karışmak
Sahnedebaşkasının işine müdahale etmek
Stop meddling in my business
Benim işime karışmayı bırak
burnunu sokmak
kendi işin olmayan konulara karışmaya çalışmak
Do not meddle in my affairs
İşlerime burnunu sokma
anlam
Sahnedebelirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
savaşmak
Sahnedebir çatışmada veya kavgada yer almak
The knights prepared to do battle with the enemy
Şövalyeler düşmanla savaşmaya hazırlandı
gece boyunca
Sahnedegecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
bütün gece
tüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
bütün gece süren
tüm gece boyunca devam eden
There is an all-night cafe nearby
Yakında bütün gece açık bir kafe var
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
tehlike
Sahnedezarar verebilecek şey
Smoking is a health hazard
Sigara içmek bir sağlık tehlikesidir
riske atmak
bir risk içeren bir şey yapmak
He did not want to hazard his life
Hayatını riske atmak istemedi
dörtlü
araçlarda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılan yanıp sönen ışık
Turn on your hazards if you have a problem
Bir sorunun varsa dörtlülerini yak
gözetim
Sahnedeinsanları veya yerleri yakından izleme eylemi
The police kept the suspect under surveillance
Polis şüpheliyi gözetim altında tuttu
yola çıkan
Sahnedebir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
indirimli
fiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
kapalı
çalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
yanlış
doğru olmayan veya hatalı
The timing was off
Zamanlama yanlıştı
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
değişiklik
Sahnedebir yasada veya belgede yapılan küçük değişiklik
The committee proposed an amendment to the law
Komite yasada bir değişiklik önerdi
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
sorumlu olmak
Sahnedeotorite sahibi birine karşı hesap vermek zorunda olmak
I answer to the manager
Müdürden sorumluyum
çözüm
bir sorunu gidermenin yolu
This is the answer to the problem
Bu sorunun çözümüdür
cevap vermek
bir çağrıya veya talebe karşılık vermek
He answered to the request
Talebe cevap verdi
cevap vermek
bir soruya veya soruna karşılık vermek
She did not answer to his question
O onun sorusuna cevap vermedi
hesap vermek
birinin denetiminde olmak veya ona karşı sorumlu olmak
I answer to the manager
Müdüre hesap veririm
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
davet etmek
Sahnedebirini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
birini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
başka biri
Sahnedeherhangi başka bir kişi
Is anybody else coming to the party
Partiye başka biri geliyor mu
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
emniyet
silahın ateş etmesini engelleyen mekanizma
He clicked the safety on
Emniyeti açtı
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
yağmalamak
Sahnedeisyan veya savaş sırasında eşyaları yasa dışı olarak almak
The crowd began to loot the stores
Kalabalık mağazaları yağmalamaya başladı
ganimet
çalınan para veya değerli eşyalar
The pirates hid their loot in a cave
Korsanlar ganimetlerini bir mağaraya sakladılar
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
dizüstü bilgisayar
Sahnedeyanında taşıyabileceğin küçük bir bilgisayar
I use my laptop for work
İş için dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum
dizüstü bilgisayar
taşınabilir küçük bilgisayar
I work on my laptop
Dizüstü bilgisayarımda çalışıyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
Let's switch up the plan
Planı değiştirelim
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
mahkeme
Sahnedeyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
planlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
program
planlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
tur
Sahnedebir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
kucak
otururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
yanılsama
gerçek gibi görünen ama aslında olmayan şey
That is an illusion
O bir yanılsama
elebaşı
Sahnedeözellikle kötü bir gruba liderlik eden kişi
He was the ringleader of the gang
Çetenin elebaşı oydu
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
göstermelik mahkeme
Sahnedeyasal olmayan veya adil yargılama yapmayan sözde mahkeme
The activist was judged by a kangaroo court
Aktivist göstermelik bir mahkemede yargılandı
düzmece mahkeme
adil veya yasal olmayan mahkeme
The trial was just a kangaroo court
Duruşma sadece düzmece bir mahkemeydi
sahte mahkeme
adil veya yasal olmayan mahkeme
The trial was a kangaroo court
Dava bir sahte mahkemeydi
suikast
Sahnedeönemli bir kişiyi öldürme eylemi
The assassination shocked the whole nation
Suikast tüm ulusu sarstı
geri kalan
Sahnedebir şeyin geri kalan kısmı
He ate the remainder of the cake
Pastanın geri kalanını yedi
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
kural ihlalcisi
Sahnedekural veya yasaları çiğneyen kimse
He was identified as a violator of the traffic rules
Trafik kurallarını ihlal eden kişi olarak tespit edildi
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
ağrılı
Sahnedeağrıyan veya rahatsız hissettiren
My muscles are sore
Kaslarım ağrıyor
yara
ciltteki ağrılı bölge
He has a sore on his lip
Dudağında bir yara var
alıngan
çabuk darılan veya kolayca sinirlenen
He is a sore loser
O yenilgiyi kabullenemeyen biridir
tekrar çalışır
Sahnedebir kesintiden sonra yeniden faal durumda olmak
The electricity is back on now
Elektrikler şimdi geri geldi
sırt çevirmek
birini desteklemeyi veya önemsemeyi bırakmak
You should not back on your friends
Arkadaşlarına sırt çevirmemelisin
etki etmek
birinin itibarını veya durumunu etkilemek
This decision will back on your reputation
Bu karar itibarını etkileyecek
tekrar çalışıyor
bir şeyin durdurulduktan sonra yeniden çalışır hale gelmesi
The heating is back on
Isıtıcı tekrar çalışıyor
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
doğrudan
Sahnedearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
doğrudan
birinin veya bir şeyin üzerinde etkisi olmak
The war directly affected the economy
Savaş ekonomiyi doğrudan etkiledi
hayatlar
Sahnededoğum ile ölüm arasındaki süreler
They have happy lives
Mutlu hayatları var
yaşamak
hayatta olmak ve deneyimler kazanmak
He lives in London
O Londra'da yaşıyor
insanlar
yaşayan bireyler
Many lives were saved
Birçok insan kurtarıldı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
She lives in London
O Londra'da yaşıyor
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi