

Person Of Interest — 4. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
722 kelime
Seviye
davet etti
Sahnedebirinin gelmesini istemek
He invited me to his house
Beni evine davet etti
davet etti
birini bir etkinliğe çağırmak
She invited us to the wedding
Bizi düğüne davet etti
davet edildi
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
She was invited to the party
O partiye davet edildi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
sağlık merkezi
Sahnedetıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
hastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
başarılı olmak
Sahnedebir alanda başarıya ulaşmak veya önemli hale gelmek
He will amount to nothing
O önemli bir yere gelmeyecek
sonuçlanmak
belirli bir duruma veya öze varmak
His hard work will amount to success
Onun çok çalışması başarıyla sonuçlanacak
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
anonim olarak
Sahnedekimliğini belli etmeden
He donated the money anonymously
Parayı anonim olarak bağışladı
sokak soygunu
Sahnedebirine saldırarak eşyalarını çalma suçu
He was a victim of a mugging
Bir sokak soygununun kurbanı oldu
gasp
birine saldırıp eşyalarını çalma eylemi
He reported the mugging to the police
Gasp olayını polise bildirdi
gasp
birinden bir şey çalmak için ona saldırma eylemi
He was afraid of a mugging
Gasp olayından korkuyordu
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
eroin
Sahnedemorfinden üretilen güçlü ve yasa dışı bir uyuşturucu
Heroin is a dangerous drug
Eroin tehlikeli bir uyuşturucudur
eroin
güçlü ve bağımlılık yapan yasadışı bir uyuşturucu
Heroin is a dangerous and illegal drug
Eroin tehlikeli ve yasadışı bir uyuşturucudur
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
Sahnedeyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
ince
Sahnedekalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
zayıf
vücudunda az yağ bulunan
He is a very thin man
O çok zayıf bir adam
seyrek
nesnelerin birbirine yakın olmadığı durum
The forest is very thin here
Orman burada çok seyrek
inceltmek
bir şeyin kalınlığını azaltmak
You need to thin the sauce
Sosu inceltmen gerekiyor
çekmece
Sahnedemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
külot
iç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
düello
Sahnedeiki kişi arasındaki dövüş
They fought a duel
Düello yaptılar
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
basın
Sahnedehaber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
bastırmak
bir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
uzun zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süre
uzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
yeraltı
Sahnedeyer yüzeyinin altında olan
The train runs underground
Tren yer altından gider
yeraltı
kamuoyu tarafından bilinmeyen veya onaylanmayan
The band was part of the underground music scene
Grup yeraltı müzik sahnesinin bir parçasıydı
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
internete bağlanmak
Sahnedeinternete erişim sağlamak
I need to go online to check my emails
E-postalarımı kontrol etmek için internete bağlanmam gerekiyor
iyi kullanım
Sahnedebir şeyi faydalı veya etkili bir şekilde kullanma
He made good use of the tool
Aracı iyi bir şekilde kullandı
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi faydasız veya gereksiz yere kullanmak
Stop wasting your time
Zamanını boşa harcamayı bırak
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
sakinleştirici
Sahnedekişiyi sakinleştiren veya gevşeten ilaç
The vet used a tranq on the wild animal
Veteriner vahşi hayvana sakinleştirici kullandı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
azimli kişi
Sahnedebaşarıya ulaşmak için çok çalışan kimse
He is a real go-getter at work
O iş yerinde gerçekten azimli biridir
hırslı ve azimli kişi
başarıya ulaşmak için çok çalışan kararlı kişi
She is a real go-getter
O gerçekten hırslı ve azimli biri
fırlatmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle havaya atmak
He hurled the ball
Topu fırlattı
kusmak
midedekileri dışarı atmak
He felt like he would hurl
Kusacakmış gibi hissetti
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
kurmak
bir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
uygun
Sahnedebir amaç için doğru veya iyi olan
This dress is suitable for the wedding
Bu elbise düğün için uygun
boyun eğmek
Sahnedebirine saygı göstermek veya teslim olmak
They refused to bow down to the enemy
Düşmana boyun eğmeyi reddettiler
boyun eğmek
birine saygı göstermek veya itaat etmek
We should not bow down to bullies
Zorbalara boyun eğmemeliyiz
tuhaf
Sahnedeçok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf biri
çok garip veya alışılmadık kimse
He is considered a bit of a freak
O biraz tuhaf biri olarak görülüyor
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
görevi görmek
Sahnedebir şeyin işini veya fonksiyonunu yapmak
She is acting as the manager today.
Bugün yönetici görevini o görüyor.
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
Sahnedesavaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
vade
birinin ölmesi için önceden belirlenmiş zaman
He knew his number's up
Vadesinin dolduğunu biliyordu
sayılar
rakamlarla ifade edilen miktarlar veya değerler
These numbers indicate the total cost
Bu sayılar toplam maliyeti gösteriyor
miktar
bir şeyin toplam niceliği
The numbers of students are high
Öğrenci sayısı yüksek
rakamlar
saymak veya ölçmek için kullanılan semboller
Write the numbers on the paper
Kağıdın üzerine rakamları yaz
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj veya arama gelmesi
I want to hear from you soon
Yakında senden haber almak istiyorum
bilgi edinmek
birinden durum hakkında mesaj gelmesi
I heard from my brother about the results
Sonuçlar hakkında kardeşimden bilgi edindim
haber almak
birinden mesaj veya iletişim gelmesi
I want to hear from you soon
Yakında senden haber almak istiyorum
yapay
Sahnedeinsanlar tarafından yapılmış, doğal olmayan
This flower is artificial
Bu çiçek yapay
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
sonuçlanmak
sonunda belirli bir duruma veya yere gelmek
We might end up in a small town
Sonunda küçük bir kasabada kalabiliriz
sonunda varmak
sonunda belli bir durumda veya yerde bulunmak
We ended up at the wrong hotel
Sonunda yanlış otele vardık
sonuçlanmak
belli bir durumla veya yerle noktalanmak
The game ended up in a draw
Oyun beraberlikle sonuçlandı
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
suçla ilgili
suçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
Sahnedebir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
ile birlikte
bir kişinin veya nesnenin eşliğinde
She came along with her friend
O arkadaşı ile birlikte geldi
yanı sıra
bir şeyin ek olarak veya yanında bulunması
I need a pen along with this paper
Bu kağıdın yanı sıra bir kaleme de ihtiyacım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
yapardı
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
eskiden
geçmişte düzenli olarak yapılan alışkanlıklar
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan bir alışkanlık veya eylem
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
alışkın olmak
bir deneyim yoluyla bir şeye aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya amaçlamak
We look to finish the work today
İşi bugün bitirmeyi planlıyoruz
güvenmek
birinden yardım veya tavsiye beklemek
They look to their parents for guidance
Rehberlik için anne babalarına güveniyorlar
hesaba katmak
bir durumu dikkatlice değerlendirmek
You should look to the risks
Riskleri hesaba katmalısın
başvurmak
yardım veya tavsiye için birine yönelmek
We look to you for advice
Tavsiye için sana başvuruyoruz
-mesin diye
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini önlemek için
He left early lest he should be late
Geç kalmasın diye erken ayrıldı
hedge fonu
Sahnedeyüksek getiri elde etmek için çeşitli stratejiler kullanan özel yatırım fonu
He invested his money in a hedge fund
Parasını bir hedge fonuna yatırdı
serbest yatırım fonu
yüksek getiri elde etmek için gelişmiş stratejiler kullanan bir yatırım fonu
He invested his money in a hedge fund
Parasını bir serbest yatırım fonuna yatırdı
serbest yatırım fonu
belirli bir amaç için biriktirilen para havuzu
The investor put money into a hedge fund
Yatırımcı bir serbest yatırım fonuna para koydu
yıkıcı
Sahnedebüyük hasara veya acıya neden olan
The earthquake had catastrophic effects
Depremin yıkıcı etkileri oldu
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var
yıkıcı
Sahnedezarar veya yıkıma neden olan kimse
He is a destroyer of his own future
Kendi geleceğinin yıkıcısıdır
muhrip
savaşta kullanılan küçük ve hızlı askeri gemi
The destroyer protected the aircraft carrier
Muhrip uçak gemisini korudu
karınca
Sahnedebüyük gruplar halinde yaşayan küçük bir böcek
The ant is small
Karınca küçüktür
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
şımartmak
Sahnedebirine aşırı ilgi gösterip onu fazla korumak
Don't coddle the child too much
Çocuğu çok fazla şımartma
hafif ateşte pişirmek
kaynama noktasının hemen altındaki suda özellikle yumurta gibi yiyecekleri pişirmek
I coddled the eggs for breakfast
Kahvaltı için yumurtaları hafif ateşte pişirdim
başvurmak
Sahnederesmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
sürmek
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
yoğunlaşmak
bir şeye tüm dikkati ve çabayı vermek
You must apply yourself to your studies
Derslerine yoğunlaşmalısın
başvurmak
bir şey için resmi talepte bulunmak
I applied for a new job
Yeni bir iş için başvurdum
müracaat etmek
resmi bir istek göndermek
She applied to the university
Üniversiteye müracaat etti
uygulamak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
Apply this cream to your skin
Bu kremi cildine uygula
çabalamak
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You must apply more effort
Daha çok çabalamalısın
teknolojik
Sahnedeteknoloji ile ilgili olan
This is a major technological breakthrough
Bu büyük bir teknolojik gelişmedir
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
özen göstermek
Sahnedebir şeyi yapmaya özel çaba göstermek
I make a point of calling my parents every Sunday
Her pazar ailemi aramaya özen gösteririm
fikrini belirtmek
bir düşünceyi veya fikri açıkça ifade etmek
He tried to make a point during the meeting
Toplantı sırasında fikrini belirtmeye çalıştı
Wall Street
SahnedeNew York şehrinin finans merkezi
The stock market is based on Wall Street
Borsa Wall Street'te yer alıyor
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
doğru sözlü kişi
Sahnedeher zaman doğruyu söyleyen kimse
He is a truth teller who never lies
O asla yalan söylemeyen doğru sözlü biridir
görkem
Sahnedebüyük bir güzellik veya halkın duyduğu hayranlık
The glory of the sunset is breathtaking
Gün batımının görkemi nefes kesici
onur
önemli bir iş başarınca kazanılan büyük saygı veya övgü
It is a glory to help others
Başkalarına yardım etmek büyük bir onurdur
görkem
büyük bir güzellik veya halk tarafından duyulan hayranlık ve övgü
They enjoyed the glory of the sunset
Gün batımının görkeminin tadını çıkardılar
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
rahatsızlık
Sahnedebir etkinliği durduran veya bozan şey
I apologize for the disturbance
Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim
rahatsızlık
vücudun bir bölümünün çalışma şeklindeki bir sorun
He has a digestive disturbance
Sindirim sisteminde bir rahatsızlık var
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
gündemden bihaber
Sahnedegüncel olaylardan veya haberlerden haberdar olmayan
Have you been living under a rock
Bir mağarada mı yaşıyorsun
tek tanrılı
Sahnedetek bir tanrının varlığına inanan
Islam is a monotheistic religion
İslam tek tanrılı bir dindir