

Person Of Interest — 4. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
606 kelime
Seviye
ocak gözü
Sahnedeocağın ısı üreten parçası
The stove has four burners
Ocağın dört gözü var
brülör
ocak veya ısıtıcının alev üreten kısmı
Check the burner for leaks
Brülörü sızıntılara karşı kontrol et
tek kullanımlık telefon
kısa süreli kullanım için satın alınan ucuz telefon
He used a burner phone
Tek kullanımlık bir telefon kullandı
disk yazıcı
verileri bir diske kaydeden cihaz
I need a new burner for my computer
Bilgisayarım için yeni bir disk yazıcıya ihtiyacım var
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
tutmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
saklamak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
sırt çevirmek
Sahnedebirine karşı nefret duymaya veya savaşmaya başlamak
The people turned against the leader
Halk lidere sırt çevirdi
düşman etmek
birini başka birine karşı muhalif veya olumsuz hale getirmek
He tried to turn everyone against me
Herkesi bana karşı kışkırtmaya çalıştı
emir
Sahnedebirinin bir şey yapması için verdiği talimat
He came at my bidding
Benim emrimle geldi
teklif
bir şey için teklif edilen para miktarı
The bidding for the house started high
Ev için teklifler yüksek başladı
girişim
bir şeyi başarmak veya elde etmek için yapılan çaba
His bidding to become president was unsuccessful
Başkan olmak için yaptığı girişim başarısız oldu
emir
birine bir şey yapmasını söyleme eylemi
He followed his mother's bidding
Annesinin emrine uydu
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
temsilci
Sahnedebaşka bir kişi veya grup adına hareket eden kişi
He is a sales representative
O bir satış temsilcisi
mekanizma
Sahnedebelirli bir şekilde çalışan sistem veya süreç
This mechanism works well
Bu mekanizma iyi çalışıyor
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
top
Sahnedetekerlekli veya sabit bir platform üzerindeki büyük ağır silah
The army fired the cannon
Ordu topu ateşledi
top
savaşlarda kullanılan büyük silah
The soldier fired the cannon
Asker topu ateşledi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
şüpheli
Sahnedepolisin bir suça karıştığından şüphelendiği kişi
Police questioned the person of interest in the case
Polis davadaki şüpheliyi sorguladı
değişiklik yapmak
Sahnedebir belge veya yasada küçük değişiklikler yapmak
They decided to amend the contract
Sözleşmeyi değiştirmeye karar verdiler
binlerce
Sahnedeçok fazla sayıda insan veya nesne
Thousands of birds flew south
Binlerce kuş güneye uçtu
binler
bin sayısı veya bunun katları
Thousands of people attended
Binlerce kişi katıldı
binlercesi
bir şeyden çok sayıda bulunması durumu
There are thousands of them in the box
Kutuda onlardan binlercesi var
binlerce
çok büyük bir miktar
There are thousands of stars in the sky
Gökyüzünde binlerce yıldız var
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
varlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
kontak
Sahnedemotorlu taşıtların çalışmasını sağlayan sistem
Turn the key in the ignition to start the car
Arabayı çalıştırmak için anahtarı kontağa çevirin
ateşleme
bir şeyin yanmaya başlaması eylemi
The spark caused the ignition of the fuel
Kıvılcım yakıtın ateşlenmesine neden oldu
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
web sitesi
Sahnedeinternette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
Sahnedeinternette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
web sitesi
internette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
simge yapı
Sahnedegörülmesi kolay olan büyük bina veya yapı
The Eiffel Tower is a famous landmark
Eyfel Kulesi ünlü bir simge yapıdır
dönüm noktası
çok önemli bir olay veya başarı
It was a landmark decision
Bu dönüm noktası olan bir karardı
ayrıntılı
Sahnedeçok detaylı ve karmaşık
She made an elaborate plan
Ayrıntılı bir plan yaptı
detaylandırmak
bir konu hakkında daha fazla bilgi vermek
Could you please elaborate on that
Lütfen bunu detaylandırabilir misiniz
ağ
Sahnedebirbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
yayın ağı
programları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
çalıştırmak
Sahnedebir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
sorgulamak
Sahnedebirine çok sayıda soru sormak
The police interrogated the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
aday
Sahnedebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
aday
seçimlerde yarışan kişi
The candidate gave a great speech
Aday harika bir konuşma yaptı
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
söylentiye göre
Sahnedebaşkalarından duyulduğu kadarıyla kanıtlanmamış bilgi
He reportedly lives in Paris
Söylentiye göre Paris'te yaşıyor
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
dayanılmaz
Sahnededayanılması imkansız olan
The heat was unbearable
Sıcaklık dayanılmazdı
acil
Sahnedehemen dikkat edilmesi gereken
I have a pressing matter to attend to
Halledilmesi gereken acil bir meselem var
bastırmak
bir şeye baskı uygulamak
He is pressing the button
Düğmeye basıyor
ütüleme
kumaşı ütüyle düzleştirme işlemi
I am pressing my shirt
Gömleğimi ütülüyorum
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
saldırganlık
Sahnedeöfkeli veya tehditkar davranış
The dog showed signs of aggression
Köpek saldırganlık belirtileri gösterdi
uzatmak
Sahnedebir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
iletmek
bir şeyi başkasına vermek
Please pass on this message to her
Lütfen bu mesajı ona ilet
pas geçmek
sıranı kullanmamayı tercih etmek
I will pass on this round
Bu turu pas geçeceğim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
çatışma
Sahnedesilahlı gruplar arasındaki mücadele
The soldiers were involved in a brief firefight
Askerler kısa bir çatışmaya girdiler
çatışma
silahlarla yapılan savaş
The police were caught in a firefight
Polisler bir çatışmanın ortasında kaldı
paravan şirket
Sahnedeyasadışı veya gizli faaliyetleri saklamak için kullanılan işletme
The criminals used a restaurant as a front company
Suçlular restoranı paravan şirket olarak kullandı
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
aciz
Sahnedebir şeyi yapma gücü veya yeteneği olmayan
He is incapable of lying
Yalan söyleyemez
yüzüstü bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They left him to hang out to dry
Onu zor durumda yüzüstü bıraktılar
yarışma
Sahnedeinsanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
rekabet
kazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
baskın
Sahnedeani bir saldırı veya istila
The police conducted a raid on the building
Polis binaya baskın düzenledi
baskın
ani ve beklenmedik saldırı
The police planned a raid
Polis bir baskın planladı
sprey
bir kaptan küçük damlalar halinde püskürtülen sıvı
Use the raid to kill the insects
Böcekleri öldürmek için Raid kullan
baskın yapmak
bir yere izinsiz girip bir şeyler almak
They raided the kitchen for food
Yiyecek için mutfağa baskın yaptılar
yeraltı
Sahnedeyer yüzeyinin altında olan
The train runs underground
Tren yer altından gider
yeraltı
kamuoyu tarafından bilinmeyen veya onaylanmayan
The band was part of the underground music scene
Grup yeraltı müzik sahnesinin bir parçasıydı
bahsi geçen
Sahnededaha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
yönetim
Sahnedeülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
yönetim
bir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
mühendis
Sahnedemakine veya yapıları tasarlayan ya da inşa eden kişi
The engineer designed the building
Mühendis binayı tasarladı
mühendislik
Sahnedekarmaşık yapı makine veya sistemleri tasarlama ve inşa etme faaliyeti
Engineering requires creative thinking
Mühendislik yaratıcı düşünmeyi gerektirir
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered the device for better performance
Cihazı daha iyi performans için tasarladılar
araştırma
Sahnedebir konu hakkındaki gerçekleri öğrenmeye çalışma
The detective is investigating the crime
Dedektif suçu araştırıyor
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
borsa
Sahnedeşirket hisselerinin alınıp satıldığı yer
He works at the stock exchange
O borsada çalışıyor
İslamcı
Sahnedesiyasal İslam görüşünü savunan kimse
He is a known Islamist
O bilinen bir İslamcıdır
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
ödeşmek
Sahnedekarşılıklı borcun veya avantajın kalmaması
I will pay for the coffee and we can call it even
Kahveyi ben öderim ve ödeşmiş oluruz
helalleşmek
karşılıklı borç veya hesabın kapandığına karar vermek
Let us call it even
Hadi helalleşelim
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
meslek olarak
Sahnedegeçimini sağlamak amacıyla yapılan iş
She teaches English for a living
O geçimini İngilizce öğreterek sağlıyor
teslim etmek
Sahnedebir işi veya ödevi yetkili birine vermek
I must turn in my report today
Raporumu bugün teslim etmeliyim
yatmak
uyumak için yatağa gitmek
I will turn in now
Şimdi yatacağım
sapmak
bir yola dönerek girmek
He turned in at the driveway
Garaj yoluna saptı
teslim etmek
birini polise veya yetkililere vermek
The witness decided to turn in the criminal
Tanık suçluyu polise teslim etmeye karar verdi
teslim etmek
birini polise vermek
He decided to turn in the criminal
Suçluyu teslim etmeye karar verdi
kar maskesi
Sahnedekayak yaparken yüzü korumak için takılan örtü
He wore a ski mask because it was freezing
Çok soğuk olduğu için kar maskesi taktı
kriptografi
Sahnedebilgiyi gizli tutmak için kod yazma veya çözme uygulaması
Modern banking uses cryptography to protect data
Modern bankacılık verileri korumak için kriptografi kullanır
baş yardımcı
Sahnedebir lidere bağlı çalışan en yüksek rütbeli yardımcı
The chief of staff briefed the president
Baş yardımcı başkana brifing verdi
üst yönetici
bir ekip veya kurumun başındaki en yetkili kişi
As the chief of staff she leads the organization
Üst yönetici olarak organizasyona liderlik ediyor
ansızın belirmek
Sahnedebeklenmedik bir yerden aniden ortaya çıkmak
A car came out of nowhere
Bir araba aniden ortaya çıktı
birdenbire ortaya çıkmak
beklenmedik bir yerden veya durumdan aniden belirmek
The car came out of nowhere
Araba birdenbire ortaya çıktı
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
süre
Sahnedekısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
yarışma
Sahnedeinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
Sahnedebir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yukarı kaldırmak
Please pick up the pen
Lütfen kalemi yerden kaldır
terminal
Sahnedebilgisayar sistemine erişim sağlayan cihaz
He logged into the computer terminal
Bilgisayar terminaline giriş yaptı
ölümcül
özellikle bir hastalık için ölüme yol açan
He has a terminal illness
Onun ölümcül bir hastalığı var
terminal
otobüs veya trenlerin durduğu bina
The bus arrived at the terminal
Otobüs terminale vardı
bağlantı ucu
elektrik devresinin bağlandığı nokta
Connect the wire to the terminal
Kabloyu bağlantı ucuna bağlayın
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum