

Person Of Interest — 5. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
550 kelime
Seviye
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
virüs
Sahnedehastalığa neden olan çok küçük bir organizma
The virus spreads quickly
Virüs hızla yayılır
virüs
Sahnedebilgisayara zarar verebilen yazılım
My computer has a virus
Bilgisayarımda bir virüs var
virüs
bilgisayarlara zarar veren veya işleyişlerini bozan kötü amaçlı yazılım
My computer has a virus.
Bilgisayarımda bir virüs var.
bilgisayar virüsü
kendi kendini kopyalayabilen zararlı program
This computer virus copies itself
Bu bilgisayar virüsü kendini kopyalıyor
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
başını derde sokmak
Sahnedebirinin zor veya sıkıntılı bir duruma düşmesine sebep olmak
You will get into trouble for doing that
Bunu yaptığın için başın derde girecek
kapatma
Sahnedeişlemlerin veya faaliyetlerin durdurulması eylemi
The system shutdown was automatic
Sistem kapatması otomatikti
tespit etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya ortaya çıkarmak
The sensor can detect smoke
Sensör dumanı tespit edebilir
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
tamamen işlevsel
Sahnedeçalışmaya veya kullanılmaya hazır
The system is now fully operational
Sistem artık tamamen işlevsel
rozet
Sahnedekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
rozet
kişinin kim olduğunu gösteren küçük bir işaret
He wears a badge at work
İş yerinde bir rozet takıyor
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
metro
Sahnedeyer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
Subway
bir sandviç restoranı zinciri
I bought a sandwich at Subway
Subway'den bir sandviç satın aldım
panikletmek
Sahnedebirine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
paniklemek
aniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
emekli maaşı
Sahnedeçalışmayı bıraktıktan sonra düzenli olarak ödenen para
He lives on his pension
Emekli maaşıyla geçiniyor
çalıştırmak
Sahnedebir makineyi işletmek veya çalıştırmak
He knows how to operate this machine
Bu makineyi nasıl çalıştıracağını biliyor
ameliyat etmek
tıbbi bir operasyon gerçekleştirmek
The doctors will operate on him tomorrow
Doktorlar onu yarın ameliyat edecek
görev yapmak
bir tekne ekibinde mürettebat olarak çalışmak
My brother operates on a cruise ship
Kardeşim bir yolcu gemisinde görev yapıyor
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
Sahnedehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
serbest çalışan
Sahnedefarklı şirketlere proje bazlı iş yapan kimse
He is a freelancer who takes on projects from different companies
O farklı şirketlerden projeler alan bir serbest çalışandır
bağımsız çalışan
uzun süreli sözleşmesi olmadan farklı firmalar için çalışan kişi
She prefers being a freelancer because she can choose her own hours
Kendi saatlerini seçebildiği için bağımsız çalışan olmayı tercih ediyor
serbest çalışan
farklı şirketler için proje bazlı çalışan kişi
She works as a freelancer
O serbest çalışan olarak çalışıyor
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
bundan sonra
Sahnedeşu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
bundan böyle
şu andan itibaren gelecek zaman boyunca
I will work harder from now on
Bundan böyle daha çok çalışacağım
artık
şu anki zamandan başlayarak
I will not eat junk food from now on
Artık abur cubur yemeyeceğim
şimdiden sonra
bugün itibarıyla ve gelecekte
Keep the door locked from now on
Şimdiden sonra kapıyı kilitli tutun
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
yolunu kesmek
Sahnedebir şeyin hedefine ulaşmasını engellemek
The police intercepted the shipment
Polis sevkiyatın yolunu kesti
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
geçici
Sahnedeçok kısa süreli olan
Fame is often ephemeral
Şöhret genellikle geçicidir
yerleşmek
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
yerini bulmak
bir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
sönük
Sahnedebeklenenden daha az heyecan verici ve hayal kırıklığı yaratan
The end of the movie was anticlimactic
Filmin sonu sönüktü
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
Sahnedeinternet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
ayrıştırmak
Sahnedebir şeyi anlamak için parçalara ayırmak
Let us break down the task
Görevi parçalara ayıralım
bozulmak
Sahnedebir şeyin çalışmayı veya işlemeyi durdurması
Our car broke down on the way home
Arabamız eve giderken bozuldu
kendini tutamayıp ağlamak
duygusal bir şekilde ağlamaya başlamak
She broke down in tears
Gözyaşlarına boğuldu
yıkmak
birinin direncini veya özgüvenini kırmak
The constant criticism broke him down
Sürekli eleştiri onu yıktı
ayrıştırmak
bir şeyi daha küçük parçalara bölmek
The scientist will break down the data
Bilim insanı verileri ayrıştıracak
bölümlemek
bir şeyi daha küçük kısımlara ayırmak
Please break down the project into steps
Lütfen projeyi adımlara bölümle
bozulmak
işlevini yitirmek
My car broke down on the highway
Arabam otoyolda bozuldu
bomba
Sahnedepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını beklemek
We await your reply
Yanıtınızı bekliyoruz
koklear
Sahnedekulak içindeki salyangoz şeklindeki yapı ile ilgili
She uses a cochlear implant
O koklear implant kullanıyor
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
Sahnedebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
göz önü
Sahnedebir şeyin herkesin görebileceği şekilde açıkta olması
The keys were in plain sight
Anahtarlar göz önündeydi
göz önü
kolayca görülebilir durumda olan
The keys were in plain sight
Anahtarlar göz önündeydi
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
beklemek
bir süre bir yerde kalmak
You should stick around after the meeting
Toplantıdan sonra bir süre beklemelisin
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
mühimmat
Sahnedeaskeri amaçlarla kullanılan silahlar ve cephane
The factory produces ordnance for the army
Fabrika ordu için mühimmat üretiyor
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suçlamak
birinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
kontrol altına almak
Sahnedebir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
içermek
bir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
takip etmek
Sahnedebir şeyin gelişimini veya durumunu izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ediyorum
takip etmek
bir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ederim
siber güvenlik
Sahnedebilgisayar sistemlerini dijital saldırılardan koruma uygulaması
Cyber security is important for businesses
Siber güvenlik işletmeler için önemlidir
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
Sahnedeolumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
dizi
Sahnedebirbirini takip eden şeyler bütünü
The sequence of numbers is long
Sayı dizisi uzun
sıralamak
öğeleri belirli bir düzene göre dizmek
Please sequence the events correctly
Lütfen olayları doğru bir şekilde sıralayın
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
emir kulu
Sahnedebirinin emirlerini sorgusuzca yerine getiren kişi
He is just a lap dog for his boss
O sadece patronunun bir emir kulu
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
kuzey ışıkları
Sahnedekuzey kutbu yakınlarında gökyüzünde beliren doğal ışıklar
We traveled to see the northern lights
Kuzey ışıklarını görmek için seyahat ettik
kuzey ışıkları
kuzey kutbu yakınlarında gökyüzünde görülen renkli ışıklar
I want to see the northern lights
Kuzey ışıklarını görmek istiyorum
kutup ışıkları
gökyüzünde oluşan renkli doğal ışık gösterisi
The northern lights are a magical sight
Kuzey ışıkları büyülü bir görüntüdür
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapmak gerekmek
I have got to leave now
Şimdi gitmek zorundayım
varmak
bir yere ulaşmak
I got to school late
Okula geç vardım
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı elde etmek
I got to see the concert
Konseri görme fırsatı buldum
etkilemek
birinin duygularını etkilemek
His words really got to me
Söyledikleri beni gerçekten etkiledi
zorunda olmak
bir şeyi yapmak gerektiğini ifade eder
I have got to go home now
Şimdi eve gitmek zorundayım
deniz
Sahnededünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
deniz
dünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
We must protect the globe
Dünyamızı korumalıyız
küre
dünya şeklindeki yuvarlak nesne veya küresel biçim
The crystal globe is beautiful
Kristal küre çok güzel
ödül
film veya televizyondaki başarı için verilen ödül
She won a globe for her role
Rolü için bir ödül kazandı
gazete
güncel haberleri içeren süreli yayın
The story was in the globe today
Haber bugün gazetede yer aldı
gerçekleştirmek
Sahnedehayal edilen bir şeyi yaşamak
He lived out his childhood dream
Çocukluk hayalini gerçekleştirdi
dışarıda yaşamak
bir iş yerinin veya kurumun dışında ev tutup orada oturmak
Staff members are allowed to live out
Personelin dışarıda yaşamasına izin veriliyor
gerçekleştirmek
hayal edilen veya planlanan bir şeyi yaşamak
She decided to live out her dream of traveling
Seyahat etme hayalini gerçekleştirmeye karar verdi
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün